İYİLİĞİ EMRETMEK VE KÖTÜLÜKTEN MEN EDİP SAKINDIRMAK

İYİLİĞİ EMRETMEK VE KÖTÜLÜKTEN MEN EDİP SAKINDIRMAK

     İyiliği emretmek ve kötülükten men edip sakındırmak, şartlarını taşıyan bütün Müslümanların asli görevlerindendir. İslâm’ın, iyi, doğru, güzel kabul ettiği hususlara Ma’ruf, kötü, çirkin ve yanlış kabul ettiği hususlara da Münker denilir. İyilik ve kötülük kavramlarının belirleyicisi Kur’an ve Sünnet’tir. Allah (c.c.) ve Resulü Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in iyi dedikleri iyi, kötü dedikleri de kötüdür. Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker; “İyiliği emretmek ve kötülükten men etmek, sakındırmak” anlamına gelmektedir.      Emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil-münker; İslâm davetinin, tebliğinin temelini teşkil eden, dini, ahlâki ve hukuki bir tabirdir.

     Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerîm’de: “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran Sûresi âyet:104)

    “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız…” (Ali İmran Sûresi âyet:110)

    Müfessirler, Ali İmran 104. âyet emri uyarınca, Müslümanlar içinde, iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan bir içtimaî kontrol müessesesinin bulunmasının farz olduğunu belirtmişler; ancak, bu görevi üstlenen kişilerde, görevin iyi ve hakkaniyete uygun olarak yerine getirilmesini mümkün kılacak bazı şartların bulunması gerektiğine de işaret etmişlerdir. İyiliği emredip, kötülükten sakındırmak görevini hiçbir Müslüman yapmazsa, farz-ı ayn olan görevi yapmamalarından dolayı bütün Müslümanlar sorumludurlar.

     Her birimiz öncelikle kendimizden sorumluyuz. Ancak ferdin sadece kendini ıslah etmesi ve kendisi ile meşgul olması yeterli değildir. Her fert ailesinden, yakınlarından ve aynı zamanda toplumun ıslahından da sorumludur. Yapılan yanlışlıklar karşısında, ehil olan kişilerin ikazları ve insanları kötülüklerden sakındırıp vazgeçirmeye çalışmaları dini bir görevdir.

     “Mü’min erkeklerle Mü’min kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir.” (Tövbe Sûresi âyet:71)

     İctimaî şuûr, fertlerin dinî ve ahlâkî kusurları ve kötülükleri karşısında da duyarlı olmak zorundadır. Tövbe Sûresinin 71. Âyet-i Kerîmesin de; Kadın olsun erkek olsun Mü’minlerin, birbirlerine iyiliği emredip kötülükten alıkoymalarının, aralarındaki velayet bağı ve kardeşliğin zaruri bir sonucu olduğuna işaret edilmiştir. Bu görev ve yetki cinsiyet farkı gözetmeden İslâm toplumunun bütün fertlerine verilmiştir.

     “Tövbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. O Mü’minleri müjdele!” (Tövbe Sûresi âyet:112) buyurulmuştur.

     Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) hadis-i şeriflerinde: “İçinizden her kim bir münker ; (yani kötülük) görürse onu eliyle önlesin. Buna gücü yetmeyen diliyle ona karşı çıksın. Bunu da yapamayan kalben buğzedip kötülüğe öfke duysun ki, artık bu İman’ın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman,78; Tirmizi, Fiten,11) buyurmuştur.

     Çok önemli ve kutsal olan tebliğ görevini ehil kişilerin, cebir, şiddet, güç, baskı ve zorlama olmaksızın, yumuşak, tatlı ve güzel sözler söyleyerek, iyiliği emredip, kötülükten sakındırma hususunda İslâm’ın emir ve yasaklarına riayet edilerek yapılması gerekir. Sosyal hayatın düzeni, gerçeklerin duyurulması ve yanlışların düzeltilmesi esasına bağlıdır. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in tebliğ metodu örnek alınmalıdır.

     İyiliği emir, kötülükten nehiy toplumun kendi kendine oto-kontrol sistemini sağlamaya yönelik olan bir farzdır. Bu farz, ne kadar samimiyetle, planlı, programlı uygulanırsa; toplumdaki suç oranları azalacak, sevgi, kardeşlik, barış ve huzur ise artacaktır. İslâm ile insan arasındaki bütün engellerin gerçek anlamda kaldırıldığı bir dünya da yaşamayı hedeflemek en büyük arzumuz olmalıdır.

     Allah (c.c.), her birimize İslâm’a göre gerçek anlamda hayat yaşamayı, iyilikleri emredip, kötülüklerden sakındırmaya çalışanlardan olmayı nasip eylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

15 TEMMUZ’U UNUTMA, UNUTTURMA!

15 TEMMUZ’U UNUTMA, UNUTTURMA!

     Güzel Ülke Türkiye’miz üzerinde yıllardır oynanan oyunlara, ihanetlere 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı bir yenisi daha eklenmiş, bir grup gözü dönmüş hain, zalim cuntacı grup, darbe, işgal girişiminde bulunmuştur. Ancak, halkımızın meydanlara inmesi ile beklemedikleri, hesaba katmadıkları bir tepki ile karşılaşmışlardır. Allah (c.c.)’ın Lütfu, Cumhur Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Cesareti, kararlılığı sonucu ölümüne vatanseverleri meydanlara davet etmesi, Başbakanımızın, Bakanlarımızın, Hükumetimizin, Milletvekillerimizin, Milletimizin feraseti,  Darbeye karşı olan askerlerimizin, polislerimizin kahramanlıkları,  Siyasi Partilerin büyük çoğunluğunun karşı tavır koyuşu,  Medyanın milli iradeye güçlü desteği, farklı görüşteki bütün insanlarımızın birlikteliği, halkımızın sokaklara inerek iradesine sahip çıkarak, tankların, topların, durdurulması için ölümüne mücadelesi sonucunda, zalimlere, hainlere gerekli direniş   gösterilmiş, darbecilere, darbe yapılmıştır.

     15 Temmuz 2016 Darbe girişiminin hemen akabinde meydanlara çıkarak Valilik önünde ilk günden itibaren düzenli olarak darbeye karşı duruşumuzu net olarak göstermenin manevi huzurunu yaşamaktayım. Ayrıca 16/17 Temmuz Akşamı Mevlana Meydanında Konuşma yaparak duruşumuzu, net bir şekilde ortaya koymuş olduk. Darbe girişiminin hemen akabinde dört yazı yazmıştım. Yazılarım ile konuşmamın linklerini ekte sunuyorum.

     http://www.yenikonya.com.tr/yazar/omer_lutfi_ersoz-30/milletimiz_bir_destan_yazmistir-3816

https://www.konhaber.com/yazar-ser_gibi_gorunen_bazi_seylerde_hayir_hayir_gibi_gorunenlerde_de_ser_olabilir-10420.html
http://www.dogruses.com/yazarlar/omer-lutfi-ersoz/4300-birlik-ve-beraberligimiz-daim-olsun.html
http://www.haberfark.net/bu-gunes-batmayacak-ta-ki-mahsere-kadar-29469yy.htm

Güzel Ülke Türkiyemizi, Vatanımızı, Bayrağımızı, Milletimizi seven her görüşten kardeşlerimizin yoğun katılımları ile Cuntacılara karşı olup, Milli iradeye sahip çıktık. Demokratik tepkilerimizi, Konya Mevlana Meydanında Saat 03:00 sularında Kardeşlerimize hitap ederek görüşlerimi aktarma imkanına sahip olduğum, gençlerin cep telefonları ile çektiği video ektedir. Rabbimiz, bütün duyarlı Kardeşlerimizden Razı olsun.

Ömer Lütfi Ersöz paylaştı: 17 Temmuz 2016 Pazar

     Türkiye’mizi, Vatanımızı, Bayrağımızı seven, Milletimiz ’in güzel insanları, korkmadan, büyük bir cesaretle saflarını belli ederek, cuntacılara karşı gelerek bir destan yazmıştır. İlk andan itibaren sokaklara inerek, Milli İradeye sahip çıkmıştır.  Türkiye bir muz Cumhuriyeti değildir. Milletimiz dik durup, eğilmemiş, Türkiye’mizi Darbecilere teslim etmemiştir. Hakkın ve Halkın önünde hiç bir güç duramaz. Halkımız, demokratik tepkilerini bulundukları şehirlerin büyük meydanlara inerek göstermişlerdir.

     Bu güne kadar eşi ve benzeri görülmemiş şekilde ilk günden itibaren bir halk hareketi gerçekleştirilmiş, darbeciler durdurularak tutuklanmaları sağlanmış, sabaha kadar, fiili ve kavli dualar yapılmış, Yasinler, Fetihler, Fatihalar, hatimler, salalar, ezanlar okunmuştur. Adını Yurtta Sulh Konseyi olarak lanse eden bir grup gözü dönmüş cuntacı, Milli İradeye,  Türkiye Büyük Millet Meclisine, Milletvekillerinin üzerlerine, Emniyet Müdürlüklerine, Önemli Kamu Kurumlarımıza F 16‘lar, helikopterler ile bombalar atılmış, sivil halkımız silahlarla taranmıştır.

     Demokrasiye, Milletimize hiç çekinmeden kurşun sıkan, öldüren cuntacı hainlere hak ettikleri en ağır cezalar verilmiştir ve verilmeye devam edecektir. Allah (c. c.)’ın yardımı, lütfu, milletimizin irfanı ile büyük bir oyun bozulmuştur.  Ne kadar şükretsek, hamt etsek azdır diye düşünüyorum. Türkiye’mize, Milletimize, Vatanımıza, Bayrağımıza, mukaddesatımıza, bütün değerlerimize ihanet etmeye kalkan cuntacılara, Milletimiz en güzel cevabı vermiştir. Allah (c.c.)’ ın Lâneti, bütün zalimlerin, hainlerin üzerine olsun.

     Darbecilere karşı duran, destan yazan, bulundukları yerlerdeki büyük meydanları doldurarak iradesine sahip çıkan Milletimizi gönülden tebrik ediyor, alkışlıyorum. 15 Temmuz’u Unutmamak ve unutturmamak için üçüncü yılında yeniden meydanlarda olmamız gerekir. Bizler Konya da Mevlana meydanında olacağız inşAllah.       Bugüne kadar destek veren, bundan sonrada desteğini her yıl düzenli olarak sürdürüp nöbetine devam edecek bütün kardeşlerimize kalb-i şükranlarımı sunarım. Rabbimiz, her birinizden Razı Olsun.  Cuntacılara karşı haklı mücadelede hayatını kaybeden Şehitlerimize, Allah (c. c.), Rahmet eylesin. Mekânları Cennet Olsun. Gazilerimize hayırlı bereketli uzun ömürler dilerim.

     Rabbimiz, her türlü iç ve dış fitneden her birimizi korusun. Allah (c.c.) yâr ve yardımcımız olsun, bir daha 15 Temmuzlar yaşatmasın.(Âmin)     omerlutfiersoz@gmail.com

İBRET ALMAK İÇİN YERYÜZÜNDE GEZİP DOLAŞMAK

İBRET ALMAK İÇİN YERYÜZÜNDE GEZİP DOLAŞMAK

     İbret almak için yeryüzünde gezip dolaşmak, mükemmel ve muhteşem bir şekilde yaratılmış olan coğrafi güzellikleri ve bütün varlıkları tanıma amaçlı yapılan geziler çok önemlidir. Âyet-i Kerîmede: “De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bir bakın. İşte Allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır. Gerçekten Allah her şeye kadirdir.” ( Ankebut Sûresi âyet:20) buyrulmuştur. Rabbimizin, Yeryüzünde gezip dolaşın emri gereği; Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Konya Şubesi,  “Yazılacak Çok Şeyimiz Var” konu başlıklı gezi programlarını her yıl düzenlemektedir. Kültür ve Turizm’in Başkenti Konya’dan,  doğal güzelliklerle dolu Karabük, Safranbolu, Bartın ve Amasra’ya Gezi düzenlenmiştir.

     Geziye TYB Konya Şube  Başkanı Prof. Dr. Hayri Erten, Mustafa Güçlü,  bendeniz Ömer Lütfi Ersöz, Şener İşleyen,  Nihat Abayhan, Melahat Ürkmez,  Saffet Yurtsever,  Ahmet Köseoğlu, Ahmet Çaycı,   Faruk Koçak,  Hüzeyme Yeşim Koçak, Serpil Yalçınkaya, Anuş Gökçe, Sadık Gökçe,  İsmail Detseli, Mustafa Balkan, Bedir Köseoğlu, Ziya Kuz, Bekir Şahin, Muhammed Acıyan, Kazım Öztürk, Salih Sedat Ersöz, Mustafa Güden, İbrahim Can, Cemil Paslı, İbrahim Günay, Ahmet Aka, Zeki Oğuz gibi gazeteci, yazar, fotoğraf sanatçısı, akademisyen ve aile fertlerinden oluşan kırk altı kişilik bir heyet katılmıştır.

    Tarihi birikimi olan, kadim başkent, şehircilik anlamında özel bir yere sahip Konya’mızdan, geçtiğimiz hafta sonu,  cumartesi günü sabahın erken saatlerinde çıktığımız yolculuğumuz çok keyifli geçti. Çok değerli kardeşlerimiz ile yolculuğumuz süresince birbirinden özlü ve güzel sohbetler yapma imkânına sahip olduk. Bu sohbetler, şakalaşmalar, toplu yapılan ibadetler dostluklarımızın pekişmesine vesile olmuştur. Karabük Öğretmen evine uğrayıp öğle yemeğimizi yedikten, eşyalarımızı yerleştirip namazımızı eda edip Karabük şehir turu atmamız sonrası Konya da öğretmen olarak çalışmış Ramazan Uzuntarla’nın rehberliğinde Safranbolu’yu gezdik. Sırasıyla Safranbolu evlerini, Tokatlı Kanyonu, Seyir terasını, ters evi ve çarşı merkezindeki Camileri, iş yerlerini gezdik. Konya Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü’nün eniştesi Hüseyin Özcan Bey’in sahibi olduğu ters ev gerçekten enteresan. Binanın çatısı yerde, binanın tabanı yukarıda ve eşyalar tavanda montelenerek yapılmıştır. Konya’mızın Akören/Bozkır sınırları için bulunan Kanyon bölgesinde Seyir tepesi, maceracıların en eğlenceli sporu ‘İpli Makarayla Geçiş’, ters ev v.b. güzellikler oluşturularak Turizme kazandırılması çok güzel olur. Yetkililerimizin dikkatine sunuyorum. Safranbolu gezimizi tamamladıktan sonra Karabük Belediye Başkanının organize ettiği, ev sahipliğini Karabük Gazeteciler Cemiyet Başkanı Metin Kaya ile ikinci Başkan Nuray Alpboğa’nın üstlendiği, müteşekkir olduğumuz yemek sonrası istirahatimizi gerçekleştirdik.

     Pazar sabahı Karabük’ten ayrılarak, filmlere konu olan Bartın yolu üzerinden Amasra’ya geçtik. Amasra da Melih Saylan rehberliğinde; Ceneviz Kalesi, Cuma hutbelerinin halen orijinaline uygun olarak Kılıç ile çıkılarak okunan Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı Fatih Camiini ve tarihi Şapeli ziyaret ettik.Gezinin bir bölümünde Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır’ın daveti üzerine beraber çay içerek sohbet etme imkânına sahip olduk. Amasra gezisinin ardından Bartın’a geçtik. Bartın Belediye Başkanı Cemal Akın ile güzel bir sohbet sonrası Nihal Çıngı’nın rehberliğinde şehri gezdik. Kent Müzesi ve Bartın Çayına hayran kalıp çok beğendiğimizi belirtmek isterim. Konya TYB üyesi Yazarların Bartın da olduğunu haber alan 22. Dönem Ak parti Bartın Milletvekili Hacı İbrahim Kabarık, Bartın Çayına nazır restoranında bizleri misafir ederek akşam yemeği ikram etti. Gezimizde; Batı Karadeniz bölgesinde yer alan, güzel yurdumuzun yemyeşil dağları, ormanları, akarsuları, gölleri ile Türkiye’mizin harika yerlerinden olan, emeğin sembolü Karabük’ü, adını Safran bitkisinden alan Safranbolu’yu, sokakları gül kokulu Bartın’ı ve Cennetmekân Fatih Sultan Mehmet Han’ı kendine hayran bırakıp ‘Lala, Çeşm-i cihan bu mu ola!’ Dedirten Amasra’yı gezip gördük. Allah (c. c.)’ın yarattığı doğal güzellikleri seyredip, çeşit çeşit nimetlerinden sıhhat ve âfiyet içinde müstefit olduğumuz için ne kadar şükretsek azdır diye düşünüyorum. Rabbimiz, verdiğin sayısız nimetler için, hiç birini yalanlamadan, nankörlük etmeden, Cennet gibi topraklarda yaşadığımız için sonsuz şükürler olsun. Ya Rabbi! Bizleri kulluğunda daim eyle! Rızana uygun, güzel ahlâk sahibi, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s. a. s.)’in örnek hayatını kendimize gerçek rehber edinerek, Mü’mine yakışır bir hayat yaşamayı nasip eyle! (Âmin)

      Karabük,  Safranbolu,  Bartın,  Amasra gezisinin organizesinde emeği geçen; başta TYB Konya Şube Başkanı Prof. Dr. Hayri Erten’e, Yönetim Kuruluna, Selçuklu Belediye Başkanı Sayın Ahmet Pekyatırmacı’ya, Karabük Belediye Başkanı Sayın Rafet Vergili ’ye, Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır’a, Bartın Belediye Başkanı Sayın Cemal Akın’a, Yönetmen Saffet Yurtsever’e Katılımcıların her birine, büyük bir özveri ile hizmet eden Yusuf Özdemir’e, Süleyman Gençtürk’e ve emeği geçen bütün  kardeşlerimize kalb-i şükranlarımı sunarım.  Allah (c. c.), her birinden razı olsun.     

 omerlutfiersoz@gmail.com

NAMUS VE AHLÂKTAN YOKSUN SAPIK ZAVALLILAR

NAMUS VE AHLÂKTAN YOKSUN SAPIK ZAVALLILAR

     İnancımız İslâm’a göre evlenilmesi meşru olanlar ve yasak olanlar açıkça bildirilmiştir. Evlenmeleri helâl olan erkek ve kadının ailenin temelini oluşturmaları Alalh (c.c.)’ın emri, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’inde sünnetidir. Evlilik ancak aile kurmak içindir. Aile, ilk olarak Cennette Yüce Yaratıcı tarafından Hz. Âdem babamızla Havva annemiz arasında kurulmuş ve imtihan edilmek üzere dünyaya gönderilmişlerdir. Sürekli olarak, Cennetten bir huzuru ve mutluluğu içinde barındıran; temelleri, esasları, kuralları Yüce Yaratıcı tarafından belirlenmiş en önemli sosyal müessesedir. Tertemiz nesillerin yetiştirilmesi, ailelerin en büyük amacıdır. Aile, toplumun çekirdeği ve rengidir. Şekil ve âdet olarak birbirine çok benzeyen, içerik ve öz itibariyle tamamen birbirinden farklı ama birbirini tamamlayan iki varlığın birleşmesiyle ortaya çıkan huzur ve mutluluğun en önemli merkezidir.

    Hz. Nuh (a.s.)’ın kavmi; daha önce yaşamış olan milletlerin hiç birinde görünmeyen bir ahlâksızlık içindeydiler. Bu ahlâksızlık türünde azgınlıkları artmakta, engel olmak isteyenleri de susturmak için zalimleşmekteydiler. Eşleri olan kadınları bırakıp, erkeklere yönelmişlerdi. Bu kötü ahlâksızlığa Livata-Oğlancılık (Homomoseksüellik) denilmektedir. İffet, hayâ, namus gibi değerlere sahip olma duygusu kaybolmuş, unutulmuş; erkeklerin birbirleri ile çiftleşmeleri şeklinde beliren fuhuş, toplumda değer adına hiçbir şey bırakmamıştır. Hayvan toplumlarında bile rastlanmayan bu ahlâksızlık, kadınlarda da ters bir oluşumun meydana gelmesine sebep olmuştur.

     Namus, iffet, hayâ, güzel ahlâk ve insanlıktan yoksun kısa adı LGBT olan sapık bazı zavallılar dünyanın birçok yerinde, Hz. Nuh (a.s.)’ın kavminin helâk olmasına sebep olan fıtrata aykırı ahlâksızlıkları ‘cinsiyet eşitliği’ adı altında sergileyip, yürüyüş gerçekleştirebilmektedirler. Aileyi tahrip eden, insani ve ahlâki değerleri hiçe sayan sapık propagandalar, özgürlük, onur gibi kavramlarla servis edilmesi algı operasyonlarının bir sonucudur. Anne ve baba olmayı devreden çıkaran bu anlayış, fıtrata, yaratılışa aykırı bir sapkınlıktır. Tarih boyunca bütün inançlar tarafından hem reddedilmiş hem de lânetlenmiştir. Bu sapıklıkla mücadele bütün insanlığın meselesidir. Namus ve ahlâktan yoksun hayvanlardan bile aşağı, sapık zavallılardan bütün insanlığı korumak için çalışmalıyız.

     Kur’an-ı Kerîmde :“Lût’u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyorsunuz? Çünkü siz, şehveti tatmin için kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz taşkın bir milletsiniz. Kavminin cevabı: Onları (Lût’u ve taraftarlarını) memleketinizden çıkarın; çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmış! Demelerinden başka bir şey olmadı. Biz de onu ve karısından başka aile efradını kurtardık; çünkü karısı geride kalanlardan (kâfirlerden) idi.” “Ve üzerlerine (taş) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!” (A’raf Sûresi âyet:80-84)  “Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı. Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: (Allah’a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz! Onlar şöyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın! Lût: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim! Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar. Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.” (Şuarâ Sûresi âyet:160-170)

 “Lût’u da (peygamber olarak kavmine gönderdik.) Kavmine şöyle demişti: Göz göre göre hâla o hayâsızlığı yapacak mısınız? (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz! Kavminin cevabı sadece: ‘Lût ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar (bizim yaptıklarımızdan) uzak kalmak isteyen insanlarmış!’ demelerinden ibaret oldu. Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik.” 8neml Sûresi âyet:54-57) “Biz, şüphesiz, bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık gökten (feci) bir azap indireceğiz.” (Ankebut Sûresi âyet:34) buyurulmuştur.

      Kavmi Hz. Lût (a.s.)’ın nasihatlerini dinlemeyip homoseksüellik gibi kötü bir günahı işledikleri Allah Teâlâ, onlara önce korkunç bir ses duyurmuş, sonra zelzele ile memleketlerinin altını üstüne getirmiş, daha sonra da üzerlerine taş ve yağmur yağdırarak helâk etmiştir. Küfür ve fuhşun sonu böyle neticelenmiştir. Günümüzdeki ahlâksızlarla gereği gibi mücadele ederek insanlarımızı korumalıyız. Ya Rabbi! İçimizdeki ahlâksızlar yüzünden bizleri helâk eyleme!

    Namus ve ahlâktan yoksun sapık zavallılarla gereği gibi mücadele edip, iffetli, edepli tertemiz nesiller yetiştirmemiz duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.

omerlutfiersoz@gmail.com

FİİLİ VE KAVLİ DUA ETMENİN ÖNEMİ

                      FİİLİ VE KAVLİ DUA ETMENİN ÖNEMİ

     Fiili ve kavli dua etmenin önemi çok büyüktür. Üzerimize düşen görevlerimizi yapmadan sadece sözlü olarak dua etmek yeterli değildir. Hem fiili, hem de kavli olarak dualarımız samimi, ihlaslı olarak yapılmalıdır. Duanın kabulü için, duanın şartlarına sebeplerine, erkânlarına uyarak samimi bir şekilde Allah (c. c.)’tan istenmelidir. Günahlar duanın kabulüne engel olmaktadır. O’nun içindir ki, Nasuh bir tövbe ve istiğfardan sonrası dua yapılmalıdır.

     Âyeti kerimelerde: “(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size Resûl’ün bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!” (Furkan Sûresi âyet:77) “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.”  (Araf Sûresi âyet: 55) “(Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hâkimleri kılan mı? Allah’tan başka bir ilâh mı var! Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz!” (Neml Sûresi âyet:62)

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min Sûresi âyet:60)

“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.” (Bakara Sûresi âyet:186) buyurulmuştur.

      Allah’ın istediği iman ve itaattir. Allah, iman edip itaat edenlerin dualarını kabul edeceğini vadetmiştir. Gerçek manada iman edip Allah’a kulluk edenlerin duası kabul olunur. Peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.s.) hadisi şeriflerinde: “Duâ etmek ibâdettir.” “Kader, tedbîr ile sakınmakla değişmez. Fakat kabûl olan duâ, o belâ gelirken korur.”   buyurmuştur. Duâ ile bela def edilebilir ve belaya karşı menfaat verir. Kalkanın Ok’a ve atılana, siper olması gibi samimi bir şekilde yapılan duada belaya siper olur.

    Duanın kabulü için abdestli olarak,  temiz bir lisan ile verilen sadakalardan sonra haram şeyleri istemeyip, helâl ve meşru olan şeyleri Rabbimizden istemek en güzelidir. Gizli yapılan dua daha hayırlıdır. Müslüman, Hulusi kalp ile içinden gelerek dil dökerek Allah(c.c.)’tan ihtiyaçlarının karşılanmasını talep etmelidir. Dualarımız kabul olmuyor diye düşünmemeliyiz. Samimi olarak yapılan dua mutlaka kabul olunur. Bazen istediğimiz şeylere sahip olmak aleyhimize, sahip olmamak lehimize olabilir. Hayır, gibi gördüğümüz bazı hususlar şer, şer gibi gördüklerimiz hayır olabilir. Rabbimizin verdiklerini de vermediklerini de bu açıdan değerlendirmek zorundayız. Dua her zaman yapılması gereken bir ibadettir. Beş vakit farz namazdan sonra, Cuma saatinde yani eşref saatinde, ezan ile kamet arasında, secdede, gafiller arasında, yalnızken, kısacası sıkıntılı anımızdan önce, sıkıntılı halimizde, uygun olan her yer ve zamanda duayı sürekli olarak yapmalıyız. Ana-babanın evladı hakkında, mazlumun zalim hakkında, oruçlunun, âlimin, ilim öğrenenin, hacının, misafirin, tövbe edenin, hastanın, iyi huylunun, yetimin duaları makbuldür.

     Haram lokma, zulüm, fuhşiyyat, ana babaya itaatsizlik, Mü’mine dargınlık, dedikodu ve diğer büyük günahlar, duanın makbul olmamasının ana sebepleridir. Dualarımızın makbul olması için haramlardan kaçınmalıyız. Dualarımızın gerçek anlamda makbul olması için hem fiili, hem de kavli yapılmalıdır. Mesela: Bir öğrenci başarılı olmak için derslerine düzenli çalışması fiili, sınavlarında başarılı olması için bir baş ağrısı, bir sıkıntı yaşamadan bildiklerini yazabilme imkânının lütfu için de kavli, yani sözlü dua ile mümkün olabileceği bilinmelidir. Çalışmadan gerekenleri yapmadan başarı elde edilemez.

     Musibetlerin, belaların, kulların duaları ile defolacağı ve ibadet-taat, çalışmakla kabul olacağı bilinen İslami bir gerçektir. Müslüman, sebeplerin yaratılması ve isteklerin hâsıl olması için dua etmek mecburiyetindedir. Bu dünya ya gönderilişimizin bir gayesi vardır. İmtihan için gönderildik. Hayatımızın her döneminde, İmanlı olarak yaşayıp, haramlardan kaçınarak helaller dairesinde, emredilenleri yaparak, ahlâklı, dürüst kişilik sahibi Mü’minler olmamız, Rabbimizin emrettiği hususlardır.

     Her birimiz, her an Nefs Muhasebemizi yapmalıyız. Ölmeden önce ölebilmeli, hayatın bir İmtihan olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Rabbimizden hakkımızda hayırlı olacakları istemeliyiz. Rabbimiz, gönlümüzde olanları hakkımızda hayırlı, hakkımızda hayırlı olacakları da gönlümüze razı eyle diyerek özlü ve güzel dualar yapmalıyız. Başımıza ne gelirse gelsin sabır ve metanetle karşılayıp imtihanda başarılı olmalıyız. Nefis Muhasebesini her zaman yapmalı, nefsâni istek ve arzulara boyun eğmemeliyiz.

     Bu dünya hayatına gönderilişimizin ana gayesi kulluktur. Bu dünya hayatında İmtihanda olduğumuzun Şuur ’unda olmalı, kendimiz, ailemiz, sevdiklerimiz ve bütün insanlık için faydalı olmak için çalışmalıyız. İslâm’a uygun bir hayat yaşayıp, bu dünya imtihanını kazanmak için fiili ve kavli dualar yapmalıyız.

     Allah (c.c.), her birimize gereği gibi ibadetleri yaparak duaları kabul olmuş amel-i Salih kullarından olmayı lütfeylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

İMTİHANI KAZANMAK İÇİN ÇALIŞMALIYIZ

İMTİHANI KAZANMAK İÇİN ÇALIŞMALIYIZ

     Bu dünyaya imtihan için gönderilmiş bulunmaktayız. İmtihanda olduğumuzu, hiçbir zaman unutmamalıyız. Yaptığımız her işten sorumlu olduğumuz gibi yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da sorumlu olduğumuzu bilmeliyiz. İslâm’ın emrettiği bütün ibadetleri şuurlu olarak en güzel bir şekilde yaşamalıyız. Milletimizin, insanlığın huzur ve mutluluğa kavuşması için meşru ve helâl yollardan üretimimizi artırmak için daha çok çalışmalıyız. Helâl yollardan rızkımızı temin etmek için yaptığımız her meşru üretim için yaptığımız çalışmaların da bir ibadet olduğu hakikatini kavramalı, gelecek nesillerimize de kavratmalıyız. İnsanın yaratılıp dünyaya gönderilmesinin ana gayesi kulluk yapması içindir. Rol model Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in örnek hayatını çok iyi bilmeli, O’nun hak, batıl mücadelesini ne pahasına olursa olsun savunmalı ve yaşamalıyız.

      Âyet-i Kerîmelerde: “Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Bakara Sûresi âyet:216)

     Dünya imtihanında başımıza gelen şer gibi gördüğümüz olayları sabır ve metanetle karşılayıp daha çok çalışıp başarılı olmak için gayret etmeliyiz. Rabbimiz, gönlümüzde olanları hakkımızda hayırlı, hakkımızda hayırlı olacakları da gönlümüze razı eyle diyerek duruşumuzu netleştirip başarılı olmak için çalışmalıyız. Nefis Muhasebesini her zaman yapmalı, nefsâni istek ve arzulara boyun eğmemeliyiz. Hem dünyevi ve hem de uhrevi konularda bize düşen, çok çalışmak ve sorumluluklarımızı yerine getirmek olmalıdır. Biz Müslümanlar seferden sorumluyuz. Başarı ve zafer Rabbimizden bir ikram ve lütuftur. Tercihlerimizi her zaman iyiden, güzelden yana, hak ve hakikat merkezli yapmak zorundayız. Tercihlerimiz hak ve hakikat merkezli olduğu ölçüde, Rabbimiz, mutlaka yardımını gönderecektir. İmtihan edildiğimizi hiçbir zaman unutmadan, Allah (c.c.) ‘a gerçek anlamda kulluk yapmalıyız.

     Birlik ve beraberlik içinde mücadele ettiğimiz sürece, iç ve dış düşmanlarımız kaybetmeye mahkûmdurlar. Allah(c. c.), inananların yardımcısıdır. Sefer bizden zafer Allah (c.c.)’tandır. Her birimiz elimizden gelen maddi ve manevi unsurlarımızı seferber ederek, güzelim ülkemiz Türkiye’mizin her alanda şahlanması, başarılı olması için çalışmalı, üretimimizi artırmalıyız. Birlik ve beraberlik ruhumuzu bozmak isteyenlere fırsat vermeden hizmetlerimizi en güzel şekilde yapmalıyız.

     “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat Sûresi âyet:56) “O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”(Mülk Sûresi âyet:2)   

      İnsanın yaratılış gayesi kulluktur. Her an, imtihanda olduğumuzun Şuuru ’unda olarak hayatımızı ahlâklı, dürüst olarak, İslâm’a uygun yaşamalıyız. Ölüm, korku, açlık, mal azlığı, fakirlik, hastalık, ve benzeri birer imtihandır. Bunlar dünya hayatının ayrılmaz parçalarıdır, hiç kimse bunlardan birisine yakalanmaktan kurtulamaz. Eninde sonunda, erken veya geç herkes ölecektir. İnanan akıllı kişi, başına gelen olumsuzluklara sabrederek, sahip olduğu imkânlara, nimetlere de şükrederek imtihan için gönderildiği bu dünya hayatını en güzel şekilde İslâm’a uygun olarak yaşamalıdır. Gerçek kurtuluşa ancak İslâm’ı hayatımıza bütün alanlarda uygulamakla kavuşabileceğimizi unutmamalıyız.

 “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!” “O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz, derler.” “İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (Bakara Sûresi âyet:155-157) buyrulmuştur.

     Bu dünya ya gönderilişimizin bir gayesi vardır. İmtihan için gönderildik. Hayatımızın her döneminde, İmanlı olarak yaşayıp, haramlardan kaçınarak helaller dairesinde, emredilenleri yaparak, ahlaklı, dürüst kişilik sahibi insanlar olmamız, Rabbimizin bizler için emrettiği hususlardır. Her birimiz, her an nefis muhasebemizi yapmalıyız. Ölmeden önce ölebilmeli, hayatın bir İmtihan olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız.

     Bu dünya hayatına gönderilişimizin ana gayesi kulluktur. Bu dünya hayatında İmtihanda olduğumuzun Şuur ’unda olarak; ölmeden önce ölebilmeli, hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekerek yanlışlardan uzak durmalıyız. Kendimiz, ailemiz, sevdiklerimiz, Milletimiz ve bütün insanlık için faydalı olmak için çalışmalıyız. İslâm’a uygun bir hayat yaşayıp, bu dünya imtihanını kazanmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.  

omerlutfiersoz@gmail.com

CAMİLER ÇOCUK DOLSUN, AHLÂK’I KUR’AN OLSUN

CAMİLER ÇOCUK DOLSUN, AHLÂK’I KUR’AN OLSUN

     Malumunuz 14 Haziran 2019 Cuma günü ilköğretim ve Ortaöğretim de eğitim-öğretimin yılı sona ermiş olup, öğrencilerimiz, yaz tatiline girmişlerdir. Öğrencilerimiz eğitim-öğretim yılı boyunca çok güzel bilgiler öğrenmişlerdir. Yaz döneminde de, evlâtlarımızın sevdiği spor dalları ile birlikte Kur’an-ı Kerîmi, dini bilgileri öğrenmeleri için çok güzel tercihler sunulmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından  ‘Camiler Çocuk Dolsun, Ahlâk’ı Kur’an Olsun’ ilkesiyle, Camilerimiz ve Kur’an Kurslarımız rengârenk çiçekler açsın, evlâtlarımızla şenlendirilsin düşüncesiyle kurslar düzenlenmiştir.  İman, ibadet ve ahlâka dair derslerin yansıra sosyal ve kültürel etkinliklerle bir yandan öğrenip bilgi sahibi olmaları sağlanırken bir yandan da hoşça vakit geçirme imkânına sahip olacaklardır.  Evlâtlarımızı güzel bir terbiye, güzel ahlâklı yetiştirmek için cami ve Kur’an kurslarımıza mutlaka gönderelim.

     Yaz Kur’an Kursları 17 Haziran Pazartesi günü başlamış olup 8 (sekiz) hafta devam edecektir. Kuran-ı Kerim’in okunması, dini bilgiler ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatı hakkında birbirinden önemli bilgiler verilecektir. Yaz Kur’an Kurslarına hala yazılmayan kardeşlerimiz varsa, bu imkânı güzel bir fırsat bilerek, en yakın Kuran Kurslarına, Camilere kayıtlarını yaptırsınlar. Kuran-ı Kerim,  bizim gerçek mirasımızın en önemli kaynağıdır. Hadis-i Şerifte: “Sizin en hayırlınız Kur’an-ı Kerimi öğretenleriniz ve öğrenenlerinizdir.” buyrulmuştur. Başta aile reisleri olmak üzere, aile fertlerinin Kur’an-ı Kerîmi öğrenmelerini tesis etmek önemli vazifelerindendir. Bu sorumluluğun gereği mutlaka yerine getirilmelidir. Âyet-i Kerîmede: “(Resûlüm!) Sana bu mübarek Kitab’ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.” “Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah’ın katındadır.” (Enfal Sûresi âyet:28) buyrulmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) döneminde başlayan Kuran-ı Kerim eğitimi, çağlar boyunca devam etmiştir. Kıyamete kadar da devam edecektir. Öncelikle öğrenmek, sonrasında öğrendiğimiz Kuran-ı Kerimi öğretmek, hayırlı olmamız için en önemli özelliktir. Bu yaz tatilinde de evlatlarımıza hem dini bilgilerini vererek ruhlarını, hem de kendilerinin arzu edip istediği spor dallarında da bedenlerini eğiterek en güzel bir şekilde değerlendirelim. Kısacası hem bedenlerini spor ile eğitelim, hem de güzel ahlâk sahibi kişiler olarak yetiştirip, ruhlarını manevi gıdalar ile doyuralım. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) :“Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlaktan daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.” (Tirmizî, Birr, 33; İbn Hanbel, IV, 77.) buyurmuşlardır.

      Evlâtlarımızı yaz tatilin de, Yaz Kur’an Kurslarına göndererek dini bilgilerinin en güzel şekilde öğrenmelerini sağlayalım. Bu açıdan yaz Kur’an Kurslarımızın önemi çok büyüktür. Bu yaşlarda dini bilgilerini öğrenemeyenler daha sonraki yaşlarda zorlanmaktadırlar. Size Öğretmen olarak görev yaptığım yıllarda yaşadığım yürek burkan bir gerçeği aktarmak istiyorum: Yıllar öncesinden bir doktor arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Doktor kardeşimiz Ömer Hocam iyi geldiniz, Savcı kardeşimiz gelip, namaz kılmak istiyorum ama inanın hiçbir bilgiye sahip değilim. Bana yardımcı olur musunuz demişler. Bunun üzerine kitaplar temin ettik. Kur’an kurslarında Kur’an öğreten hocalarla buluşturduk. Rabbimize sonsuz şükürler olsun. O kardeşimizin talebini karşıladık. İster Doktor, Mühendis, Esnaf v.b. olalım, İbadetlerimizi yapacak bilgiye her Müslüman sahip olmak zorundadır. Genç yaşlarda dini bilgiler mutlaka öğrenilmelidir.

      Yavrularımızın en verimli bu zaman dilimlerini, en güzel bir şekilde dini bilgilerini öğreterek değerlendirelim. Ayrıca büyüklerimizden dini bilgilerini ve Kur’an-ı Kerimi bugüne kadar öğrenmemiş olanlar için de, Kuran Kurslarımızın varlığı büyük bir nimettir. Hem yaz, hem de kış dönemlerinden gereği gibi faydalanalım. Bir zamanlar Kur’an-ı öğrenmenin önünde büyük engeller, yasaklar vardı. Yakın tarihimizden biliyoruz ki, Kur’an-ı öğretmek ve öğrenmek isteyenlere büyük baskılar ve zulümler yapılmıştır. Günümüzde, hangi yaşta olurlarsa olsunlar çocuklarımıza, herkese, Kur’anı Kerimi öğretme imkânlarına sahibiz. Bu günlerimize ne kadar şükretsek, hamd etsek azdır diye düşünüyorum. Kur’an’ı Öğrenmenin-Okumanın yaşı yok, talep sizlerden görev tüm hocalarımızdandır.  Aile fertlerinin her biri, özellikle de anne-babalar, eğitim-öğretim süresince maddi ve manevi yönden büyük fedakârlıklarda bulunmuşlardır. Evlatlarımızın iyi yetişmesi, hem dünya hem de âhiret nimetlerinden en güzel şekilde faydalanmalarını sağlayıcı bilgilerle donatılmaları bizlere de büyük mutluluk verir. Ahlâki özelliklerle dopdolu olarak yetiştirilen evlâtların, öğrendikleri dini bilgileri uyguladıklarında, anne-babaları ölmüş olsalar bile amel defterlerinin açık kalıp sevaba nail olacakları Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s)’in müjdelemiş olduğu bir husustur. Çocuklarımız bizlere Yüce Allah (c.c.)’ın emanetidir. Dünya hayatında en iyi yerlere gelip, rahat yaşamalarını düşündüğümüz gibi, ölümden sonraki gerçek ahiret hayatını da düşünüp, evlatlarımıza lazım olan dini bilgilerini de öğretmek en önemli görevlerimizdendir. Anne ve babalar; evlatlarına güzel isim vermek, haramlardan uzak tutup, helâl kazançla beslenmek, okutmak, terbiyeli ve ahlâklı yetiştirmek, zamanı gelince uygun bir eş ile evlendirmek, sevgilerini sürekli gösterip, dua etmek, koruyup kollamak, vatana millete faydalı birer insan olmalarını sağlamakla yükümlüdürler. Bu güzellikleri gerçekleştiren ebeveynler büyük bir sevaba nail olmaktadırlar. Evlâtlarımız ve mallarımız bizler için birer imtihan vesilesidir. Bu dünya hayatındaki imtihanımızı hiçbir zaman unutmamalıyız.

Rabbimiz, aile efradımıza, sevdiklerimize, Milletimize ve bütün insanlığa karşı görevlerimizi en iyi şekilde yerine getirmeyi, Kur’an-ı Kerimi okuyup anlayıp, yaşamayı ve namazı dosdoğru kılmayı, rızasına uygun işler yapmayı her birimize nasip eylesin. Sıhhat ve âfiyetler dilerim.   

 omerlutfiersoz@gmail.com

RAMAZAN DIŞINDA DA İBADETLERE DEVAM ETMELİYİZ


RAMAZAN DIŞINDA DA İBADETLERE DEVAM ETMELİYİZ

     Rahmet, mağfiret, feyz ve bereket dolu, bir Ramazan ayını daha geride bırakmış bulunuyoruz. Oruç tutarak nefislerimizi terbiye etmeye çalıştık ve namazlarımızı da genel olarak cemaatle beraber kılmaya büyük gayretler gösterdik. Cemaatle beraber namaz kılma alışkanlığımızı ömür boyu devam ettirmeliyiz. Zira cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletli olduğunu unutmamamız gerekir. Ramazanda kazandığımız bir diğer alışkanlık da sabırdır. Hayatımızın tamamında olması gereken özelliklerden birisi de sabırdır. İbadetlere devam etmede ve günah işlememe noktasında da sabırlı olmalıyız.

     Ramazan ayı boyunca sabrı, yardımlaşmayı, paylaşmayı, dayanışmayı ve kardeşliği en iyi bir şekilde öğrendik. Dünya nimetlerinin gelip geçici olduğunu, ahiret nimetlerinin ise kalıcı ve gerçek olduğunu anlamaya çalıştık. Ramazan ayında yaptığımız ibadetleri ve kazandığımız güzel hasletleri Ramazan dışında da devam ettirmeliyiz. İbadetlerimizi en iyi şekilde her zaman yapmakla yükümlüyüz. Esasen ibadetlerin devamlı olanı makbuldür. Farz olan amelleri, hiçbir eksiltme veya ilave yapmaksızın emredildiği şekliyle yapmakla emrolunduk. İbadetlerde devamlılık esastır.

      Cenab-ı Allah(c.c.): “Namaz kılanlar ki, onlar namazlarında devamlıdırlar.” (Meâric Sûresi âyet: 23),
“Ölüm sana gelinceye kadar Rabbine itaat et.”(Hicr Sûresi âyet:99), “İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”(Zariyat Sûresi âyet:56) buyurmaktadır.
       Allah’ın izniyle; yağmur nasıl yeryüzünü temizler ve toprağa bereket verirse, devamlı yapılan ibadetler sebebiyle de kötülüklerden ve günahlardan aynı şekilde arınıp, temizlenebiliriz. Yapılan ibadet ve taâtlarla Allah (c. c.)’ın sevgisine mazhar olan Müslümanlar, bu güzel durumlarını devam ettirmelidirler. Müslüman, Ramazan bitti diye İbadet ve taat’tan uzak duramaz. Güzel davranışları devam ettirerek, her türlü kötülüklerden gereği gibi kaçınır. Ramazan-ı Şerif dışında da Kur’an ve Sünnet çerçevesinde hayatını yaşamaya özen gösterir. Allah(c.c.)’a ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)’e karşı görevlerimizi hiç bir zaman aksatmamalıyız. Bilmeliyiz ki, ibadetlerde devamlılık, çok önemli bir İslâmi esastır.

     Ramazan-ı Şerîfte eda edilen ibadetler ve taâtlar ile erişilen müstesna kulluk derecemizin durumu, ekilen bir tohum gibidir. Bu tohumun verimli veya verimsiz olması, yılın her gününde de aynı anlayışla ibadetlerin yapılıp yapılmaması ile doğrudan ilgilidir. Yani Ramazan’da kazandığımız güzel hasletleri ve kalbî olgunluğu, Ramazan’dan sonra devam ettirmemizle mümkün olur.

    Unutmamak gerekir ki İslâmi bir yaşam, belli zamanlara has bir özellik değildir. Esasen ömür boyu devamı istenen bir takva hayatıdır. Ramazan-ı Şeriften sonra ibadet hayatımız hususunda rehavete kapılmamalıyız. Ramazan da kazanılan güzel hasletleri, manevi hatıraları unutmamak, halisane niyet ve amelleri terk etmemek gerekir. Böylece Ramazanda elde ettiğimiz manevi iklimi muhafaza ederek, Ramazan dışındaki aylarda da devam ettirmiş oluruz ki gerçek anlamda kurtuluş o zaman elde edilebilir.
     İbadetlerde devamlılık Müslüman’ın asli görevidir. Sabır ve Sebat ile devam edildiği takdirde, neticede çok büyük birikimlerin meydana geleceği muhakkaktır. İbadetlerimizde devamlılığın önemi çok büyüktür. Deryaları derya yapan yağmur damlalarının sürekliliğidir. Damlalar birike birike umman olur.

     Dinimiz İslâm’a göre,  namaz, oruç, hac ve zekât ibadetleri çok önemlidir. Kısacası; Allah’a kulluk ve O’na yakınlaşma niyetiyle, emredilenleri yapıp, yasaklananlardan kaçındığımız her davranış, ibadettir. İbadetler; imanımızın ve ahlakımızın olgunlaşmasını, sağlamlaşmasını sağlar. İbadetler; gönüllerimize Allah sevgisini çok sağlam bir şekilde yerleştirir, aklımızı, bedenimizi ve ruhumuzu kötülüklerden korur. Bizleri gerçek özgürlüğe, aynı zamanda dünyada, ahirette huzur ve mutluluğa kavuşturur.

     Ramazan ayında kazandığımız güzel alışkanlıklarımızı, Ramazan dışındaki aylarda da devam ettirerek gerçek kurtuluşa erişmek için çalışmalıyız. Dualarda buluşmak dileği ile sıhhat ve afiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

BİN AYDAN DAHA HAYIRLI BİR ÖMRE BEDEL KADİR GECESİ

BİN AYDAN DAHA HAYIRLI BİR ÖMRE BEDEL KADİR GECESİ

   Bir ömre bedel olan Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Allah (c. c.) bu gece hakkında: “ Biz onu ( Kur’an’ı) Kadir Gecesinde indirdik. Kadir Gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır. O gecede Rablerinin izniyle Melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.”
( Kadir Sûresi Âyet:1-5.) “Biz Kur’an’ı Mübarek bir gecede indirdik” buyurmuştur. (Duhan Sûresi ayet: 3)

     Kolay ezberlenebilir olması, hakkında ayet ve hadis olan konularda; zaman ve mekânın değişmesine rağmen hiçbir değişikliğe uğramayışı, kıyamete kadar da değiştirilemeyecek oluşu, açıkça meydan okuyuşu, her devirde hükümlerinin önemi ve tazeliğinin daha iyi anlaşıldığı v. b. gerçekler, Kuran’ı Kerimin Mucizevi özelliklere sahip oluşunun açık göstergesidir. Üstad Cengiz Numanoğlu’nun dediği gibi;
     Kur’ân eczanesinde, her derde devâ vardır;

     Son kullanma tarihi: Kıyâmete kadardır…

     Zaman zaman Mübarek gecelerle ilgili diğer günlerden hiçbir farkları olmadığı, o gecelerde yapılacak ibadetlerinde bid’at olduğunu ifade edenler bulunmaktadır. Hâlbuki Allah (c.c.), bazı geceleri diğer gecelere üstün kılmıştır. Kadir Sûresinde Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu ifade buyrulmuştur. Bazı günler diğer günlerden üstün kılınmıştır. Cuma Sûresinde Cuma gününün önemi vurgulanmıştır. Cuma günü diğer günlerden üstündür. Bazı aylar, diğer aylardan üstün kılınmıştır. Kendisinde Kur’an-ı Kerîm’in indirildiği Ramazan ay’ı diğer aylardan üstündür. Bazı Mekânlar diğer mekânlardan üstün kılınmıştır. Mesela: Mekke, Kâbe-i Muazzama, Medine, Ravza-i Mutahhara, Arafat, Kudüs, Mescid-i Aksa v.b. yerler, diğer yerlerden, şehirlerden, Mekânlardan Üstün kılınmıştır.

     Bahsettiğim gerçekler, Kur’an-ı Kerimde açıkça ifade buyrulmuştur. Ayrıca, önemli gün ve gecelerle ilgili olarak hadis-i şeriflerde de bilgiler verilmektedir. Bunlar tartışılamaz dini gerçeklerdir. Okuyucularımız bu önemli gün, ay ve geceleri bu bakış açıları ile değerlendirirlerse daha isabetli davranmış olurlar diye düşünüyorum. Rabbimiz, biz günahkârları affetmek için bazı gün ve geceleri kurtuluşumuza vesile kılmaktadır.

     Kadir kelimesinin Lügat manası; güçlü, gücü yeter, şeref ve azamet gibi anlamlara gelmektedir. Yeryüzüne nûr saçan, Âlemleri Zulmetten aydınlığa gark ederek ebedi saâdeti bahşeyleyen, Rehberimiz Kur’an-ı Kerîm, bir ömre bedel olan Kadir Gecesinde indirilmeye başlanmıştır.

     İhlasla, samimiyetle Kadir Gecesini ihya için; çok yoğun olarak, Kur’an-ı Kerîm okuyup, anlamaya çalışıp, öğrendiğimiz hükümleri yaşamaya gayret etmeli, farz ve nafile namaz kılmalı, bol bol dua ve tövbe etmeli, sadaka vermeli, ihtiyaç sahibi Müslümanlar sevindirilmelidir. Kısacası ibadet ve taât içerisinde kulluk görevimizin bilinci ile hareket etmeliyiz. Hayatımızın bütün zaman dilimlerinde Kur’an ve Sünnet’e uygun olarak yaşamalı, Kadir Gecesinde de ibadetlerimiz, tövbemiz, duamız zirve yapmalı, kurtuluşumuzu sağlamaya çalışmalıyız.

     Kadir Gecesinde inen Meleklerin çokluğundan arz dar gelir. Melekler Allah-u Teâlanın Salih kullarına Rahmet ve Selametler getirirler. Bu gece kâinat Allah’ın rahmetine daha çok mazhar olur. Aynı zamanda her taraf nur’a kavuşur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.); Müslümanlara Kadir Gecesinde, şu dua da bulunmalarını tavsiye etmiştir: “Allah’ım, Şüphesiz ki sen çok bağışlayıcısın, bağışı, affı seversin. O halde beni de affet” buyurmuştur.

    Ramazan’ın son on günlerinde Camilere kapanıp itikâfa girilmesini, Kadir Gecesini Ramazan’ın son on gününde, son on gününün tek sayılı gecelerinde aramamız gerektiğini hadislerden öğrenmekteyiz.Ramazan’ın son on günü içinde gizlenmiş olmakla birlikte, Âlimlerin çoğunluğunun görüşleri, bin aydan daha hayırlı bir ömre bedel kadir gecesinin Ramazan’ın 27. gecesi olduğu şeklindedir. Önemli olan her günümüzü Kadir Gecesi gibi değerlendirebilmektir. Önümüzdeki 31 Mayıs /01 Haziran Cuma’yı Cumartesi’ye bağlayan gece Mübarek Kadir Gecesidir. Bin ay, yani seksen üç yıl dört aydan daha hayırlı, esenlik dolu Kadir Gecesi, bir ömre bedeldir. Çok önemli olan bu Mübarek Kadir Gecemizi tebrik eder, mazlum ve mağdur olan Müslüman Kardeşlerimizin ve bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını Yüce Mevla’dan niyaz ederim.

     Rabbimiz, bütün geceleri Kadir Gecesi anlayışı ile değerlendirerek nasibini alan ve neticede af edilip bağışlanan amel-i Salih kullarından olmayı her birimize nasip eylesin. Sıhhat ve âfiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

YARDIMLAŞMANIN ADI; İNFAK, ZEKÂT VE SADAKA

     YARDIMLAŞMANIN ADI; İNFAK, ZEKÂT VE SADAKA

 

İslâm; hem maddi ve hem de manevi olarak yardımlaşmayı emretmektedir. Nerede bir ihtiyaç sahibi Müslüman kardeşimiz var ise onlara mutlaka maddi ve manevi destek olmalıyız. Yardımlarımızı önce en yakınımızdan başlamak suretiyle vermeliyiz. İhtiyaç sahibi kardeşlerimizin yaralarına merhem olmak için, Zekât, Sadak, Fitre, İnfak gibi maddi yardımları en yoğun olarak yapmalı, ayrıca dualarımızla manevi desteğimizi zirveye çıkarıp, kendimizin ve sevdiklerimizin kurtuluşlarını sağlamak için çalışmalıyız. İslâm; İnfak, Zekât, Sadaka gibi emirlerle maddi yardımları, ihtiyaç sahiplerine vermemizi emretmektedir. Yardımlaşma, kardeşlik duygularımızın kuvvetlenmesi, zenginle fakir arasındaki kaynaşmanın sağlanması gibi çok önemli güzellikleri içinde barındırmaktadır.

 

Dini bir terim olarak İnfak; Allah (c.c.)’ın hoşnutluğunu elde etmek amacıyla kişinin kendi servetinden harcaması, muhtaçlara aynî ve nakdi yardımda bulunması demektir. İnfak, Zekât, Sadaka, kısaca Yardımlaşma konularındaki âyet-i kerimelerden bazılarını aktararak konunun önemini belirtmek istiyorum. “De ki: Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden de) kısar. Siz hayıra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe Sûresi âyet: 39)  “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça «iyi»ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmran Sûresi âyet:92)   “Onlar (O kullar), İnfak ettikleri (harcadıkları) vakit israf etmezler, cimrilik de etmezler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan Sûresi âyet:67)   “Yine sana iyilik yolunda ne infak edeceklerini (harcayacaklarını) sorarlar. «İhtiyaç fazlasını» de. Allah size âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz.” (Bakara Sûresi âyet:219)

   

     Sadaka; İslâm’ın emri gereği olarak Müslümanların Allah (c.c.)’ın hoşnutluğunu kazanmak için şartlarını taşıyan ihtiyaç sahiplerine gönüllü olarak verdikleri maddi yardımlara verilen isimdir. Bu anlamda sadaka; zekât, keffâret, fitre, fidye ve adak’ı içine almaktadır. Zekât; fakirin zenginin malı üzerindeki zorunlu bir alacağıdır. Zekât parası ile hayır kurumları yapılamaz. Sadece ve sadece fakirin hakkı olup, ihtiyaçları için harcanır.  Cami, Okul, Kuran Kursu, Hastahane yaptırma v. b. amaçlı verilen her türlü yardım, infak emri gereğince yapılmaktadır. Zekât’ta verilecek olan miktar bellidir. Ancak İnfak ta bir sınır yoktur. Hz. Ebu Bekir (r.a.) gibi isteyen malının tamamını da verebilir. Hz. Ömer (r.a) gibi isterse malının yarını verebilir. İsterse zorunlu vermesi gereken, zekât, fitre dışında malının bir kısmını da veya tamamını da verebilir. İnfak ederken de âyet-i kerimede ifade buyrulduğu gibi ifrat ve tefrite, israf ve cimriliğe kaçmadan ihtiyaç fazlasının verilmesi yeterlidir. İnfak çok geniş kapsamlı olduğu için İnfak edenler övülmüşlerdir.

 

     Zekât;  İslam’ın beş temel şartından birisidir. Kelime anlamı; temizlemek, arıtmak, bereketlendirip çoğaltmaktır. Dini anlamı ise; nisap miktarı zenginliğe sahip olan Müslüman’ın Allah (c.c.)’ın emrettiği miktarı ihtiyaç sahibi Müslümanlara vermesidir. Zekât vermekle, bedenimizi ruhumuzu temizlemiş olmakla birlikte mallarımızın da bereketlenip çoğalmasını sağlamış oluruz. İnfak ederek, nifaktan, münafıklıktan korunmuş oluruz. Sadakalarımızla da, Rabbimize Sadakat göstermiş oluruz.  Maddi ve Manevi yardımlaşma duygumuzu her zaman diri ve taze tutup yerine getirerek Rabbimizin rızasını kazanıp gerçek anlamda kurtuluşa erenlerden olalım. Zekâtı emreden birçok âyet-i kerime vardır. Bu ayetlerden birkaçını aktarmak istiyorum: “İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât veren var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözünü yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır!” “Eğer sadakaları (zekât ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne âlâ! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır. Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı örter. Allah, yapmakta olduklarınızı bilir.” (Bakara Sûresi âyet:277, 177, 271)

 

Zekât: Tevbe süresinin 60. ayetinde belirtilen kimselere verilir. Fakirlere   (nisap miktarı malı olmayan), yoksullara( hiçbir şeyi olmayan) borçlulara (borcundan fazla nisap miktarı mala sahip olmayanlar), kölelere (hürriyetlerine kavuşturmak için), kalpleri İslâm’a ısındırılanlara, zekâtı toplayan görevlilere,  yolculara, (memleketinde malı, parası olduğu halde yolda parasız kalan, elinde bir şey bulunmayan kişilere memleketlerine gidecekleri kadar zekât verilebilir) Allah yolun  da mücadele eden, kendini ilme vermiş kimselere verilir.

 

Rabbimiz; mazlum ve mağdur olan gerçek ihtiyaç sahiplerine sahip çıkmayı, vereceğimiz Zekât, Sadaka ve İnfaklarımızla da Rızasına kavuşanlardan olmamızı nasip eylesin.Sıhhat ve afiyetler dilerim.

omerlutfiersoz@gmail.com