RAMAZAN DIŞINDA DA İBADETLERE DEVAM ETMELİYİZ


RAMAZAN DIŞINDA DA İBADETLERE DEVAM ETMELİYİZ

     Rahmet, mağfiret, feyz ve bereket dolu, bir Ramazan ayını daha geride bırakmış bulunuyoruz. Oruç tutarak nefislerimizi terbiye etmeye çalıştık ve namazlarımızı da genel olarak cemaatle beraber kılmaya büyük gayretler gösterdik. Cemaatle beraber namaz kılma alışkanlığımızı ömür boyu devam ettirmeliyiz. Zira cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletli olduğunu unutmamamız gerekir. Ramazanda kazandığımız bir diğer alışkanlık da sabırdır. Hayatımızın tamamında olması gereken özelliklerden birisi de sabırdır. İbadetlere devam etmede ve günah işlememe noktasında da sabırlı olmalıyız.

     Ramazan ayı boyunca sabrı, yardımlaşmayı, paylaşmayı, dayanışmayı ve kardeşliği en iyi bir şekilde öğrendik. Dünya nimetlerinin gelip geçici olduğunu, ahiret nimetlerinin ise kalıcı ve gerçek olduğunu anlamaya çalıştık. Ramazan ayında yaptığımız ibadetleri ve kazandığımız güzel hasletleri Ramazan dışında da devam ettirmeliyiz. İbadetlerimizi en iyi şekilde her zaman yapmakla yükümlüyüz. Esasen ibadetlerin devamlı olanı makbuldür. Farz olan amelleri, hiçbir eksiltme veya ilave yapmaksızın emredildiği şekliyle yapmakla emrolunduk. İbadetlerde devamlılık esastır.

      Cenab-ı Allah(c.c.): “Namaz kılanlar ki, onlar namazlarında devamlıdırlar.” (Meâric Sûresi âyet: 23),
“Ölüm sana gelinceye kadar Rabbine itaat et.”(Hicr Sûresi âyet:99), “İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”(Zariyat Sûresi âyet:56) buyurmaktadır.
       Allah’ın izniyle; yağmur nasıl yeryüzünü temizler ve toprağa bereket verirse, devamlı yapılan ibadetler sebebiyle de kötülüklerden ve günahlardan aynı şekilde arınıp, temizlenebiliriz. Yapılan ibadet ve taâtlarla Allah (c. c.)’ın sevgisine mazhar olan Müslümanlar, bu güzel durumlarını devam ettirmelidirler. Müslüman, Ramazan bitti diye İbadet ve taat’tan uzak duramaz. Güzel davranışları devam ettirerek, her türlü kötülüklerden gereği gibi kaçınır. Ramazan-ı Şerif dışında da Kur’an ve Sünnet çerçevesinde hayatını yaşamaya özen gösterir. Allah(c.c.)’a ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)’e karşı görevlerimizi hiç bir zaman aksatmamalıyız. Bilmeliyiz ki, ibadetlerde devamlılık, çok önemli bir İslâmi esastır.

     Ramazan-ı Şerîfte eda edilen ibadetler ve taâtlar ile erişilen müstesna kulluk derecemizin durumu, ekilen bir tohum gibidir. Bu tohumun verimli veya verimsiz olması, yılın her gününde de aynı anlayışla ibadetlerin yapılıp yapılmaması ile doğrudan ilgilidir. Yani Ramazan’da kazandığımız güzel hasletleri ve kalbî olgunluğu, Ramazan’dan sonra devam ettirmemizle mümkün olur.

    Unutmamak gerekir ki İslâmi bir yaşam, belli zamanlara has bir özellik değildir. Esasen ömür boyu devamı istenen bir takva hayatıdır. Ramazan-ı Şeriften sonra ibadet hayatımız hususunda rehavete kapılmamalıyız. Ramazan da kazanılan güzel hasletleri, manevi hatıraları unutmamak, halisane niyet ve amelleri terk etmemek gerekir. Böylece Ramazanda elde ettiğimiz manevi iklimi muhafaza ederek, Ramazan dışındaki aylarda da devam ettirmiş oluruz ki gerçek anlamda kurtuluş o zaman elde edilebilir.
     İbadetlerde devamlılık Müslüman’ın asli görevidir. Sabır ve Sebat ile devam edildiği takdirde, neticede çok büyük birikimlerin meydana geleceği muhakkaktır. İbadetlerimizde devamlılığın önemi çok büyüktür. Deryaları derya yapan yağmur damlalarının sürekliliğidir. Damlalar birike birike umman olur.

     Dinimiz İslâm’a göre,  namaz, oruç, hac ve zekât ibadetleri çok önemlidir. Kısacası; Allah’a kulluk ve O’na yakınlaşma niyetiyle, emredilenleri yapıp, yasaklananlardan kaçındığımız her davranış, ibadettir. İbadetler; imanımızın ve ahlakımızın olgunlaşmasını, sağlamlaşmasını sağlar. İbadetler; gönüllerimize Allah sevgisini çok sağlam bir şekilde yerleştirir, aklımızı, bedenimizi ve ruhumuzu kötülüklerden korur. Bizleri gerçek özgürlüğe, aynı zamanda dünyada, ahirette huzur ve mutluluğa kavuşturur.

     Ramazan ayında kazandığımız güzel alışkanlıklarımızı, Ramazan dışındaki aylarda da devam ettirerek gerçek kurtuluşa erişmek için çalışmalıyız. Dualarda buluşmak dileği ile sıhhat ve afiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

BİN AYDAN DAHA HAYIRLI BİR ÖMRE BEDEL KADİR GECESİ

BİN AYDAN DAHA HAYIRLI BİR ÖMRE BEDEL KADİR GECESİ

   Bir ömre bedel olan Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Allah (c. c.) bu gece hakkında: “ Biz onu ( Kur’an’ı) Kadir Gecesinde indirdik. Kadir Gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır. O gecede Rablerinin izniyle Melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.”
( Kadir Sûresi Âyet:1-5.) “Biz Kur’an’ı Mübarek bir gecede indirdik” buyurmuştur. (Duhan Sûresi ayet: 3)

     Kolay ezberlenebilir olması, hakkında ayet ve hadis olan konularda; zaman ve mekânın değişmesine rağmen hiçbir değişikliğe uğramayışı, kıyamete kadar da değiştirilemeyecek oluşu, açıkça meydan okuyuşu, her devirde hükümlerinin önemi ve tazeliğinin daha iyi anlaşıldığı v. b. gerçekler, Kuran’ı Kerimin Mucizevi özelliklere sahip oluşunun açık göstergesidir. Üstad Cengiz Numanoğlu’nun dediği gibi;
     Kur’ân eczanesinde, her derde devâ vardır;

     Son kullanma tarihi: Kıyâmete kadardır…

     Zaman zaman Mübarek gecelerle ilgili diğer günlerden hiçbir farkları olmadığı, o gecelerde yapılacak ibadetlerinde bid’at olduğunu ifade edenler bulunmaktadır. Hâlbuki Allah (c.c.), bazı geceleri diğer gecelere üstün kılmıştır. Kadir Sûresinde Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu ifade buyrulmuştur. Bazı günler diğer günlerden üstün kılınmıştır. Cuma Sûresinde Cuma gününün önemi vurgulanmıştır. Cuma günü diğer günlerden üstündür. Bazı aylar, diğer aylardan üstün kılınmıştır. Kendisinde Kur’an-ı Kerîm’in indirildiği Ramazan ay’ı diğer aylardan üstündür. Bazı Mekânlar diğer mekânlardan üstün kılınmıştır. Mesela: Mekke, Kâbe-i Muazzama, Medine, Ravza-i Mutahhara, Arafat, Kudüs, Mescid-i Aksa v.b. yerler, diğer yerlerden, şehirlerden, Mekânlardan Üstün kılınmıştır.

     Bahsettiğim gerçekler, Kur’an-ı Kerimde açıkça ifade buyrulmuştur. Ayrıca, önemli gün ve gecelerle ilgili olarak hadis-i şeriflerde de bilgiler verilmektedir. Bunlar tartışılamaz dini gerçeklerdir. Okuyucularımız bu önemli gün, ay ve geceleri bu bakış açıları ile değerlendirirlerse daha isabetli davranmış olurlar diye düşünüyorum. Rabbimiz, biz günahkârları affetmek için bazı gün ve geceleri kurtuluşumuza vesile kılmaktadır.

     Kadir kelimesinin Lügat manası; güçlü, gücü yeter, şeref ve azamet gibi anlamlara gelmektedir. Yeryüzüne nûr saçan, Âlemleri Zulmetten aydınlığa gark ederek ebedi saâdeti bahşeyleyen, Rehberimiz Kur’an-ı Kerîm, bir ömre bedel olan Kadir Gecesinde indirilmeye başlanmıştır.

     İhlasla, samimiyetle Kadir Gecesini ihya için; çok yoğun olarak, Kur’an-ı Kerîm okuyup, anlamaya çalışıp, öğrendiğimiz hükümleri yaşamaya gayret etmeli, farz ve nafile namaz kılmalı, bol bol dua ve tövbe etmeli, sadaka vermeli, ihtiyaç sahibi Müslümanlar sevindirilmelidir. Kısacası ibadet ve taât içerisinde kulluk görevimizin bilinci ile hareket etmeliyiz. Hayatımızın bütün zaman dilimlerinde Kur’an ve Sünnet’e uygun olarak yaşamalı, Kadir Gecesinde de ibadetlerimiz, tövbemiz, duamız zirve yapmalı, kurtuluşumuzu sağlamaya çalışmalıyız.

     Kadir Gecesinde inen Meleklerin çokluğundan arz dar gelir. Melekler Allah-u Teâlanın Salih kullarına Rahmet ve Selametler getirirler. Bu gece kâinat Allah’ın rahmetine daha çok mazhar olur. Aynı zamanda her taraf nur’a kavuşur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.); Müslümanlara Kadir Gecesinde, şu dua da bulunmalarını tavsiye etmiştir: “Allah’ım, Şüphesiz ki sen çok bağışlayıcısın, bağışı, affı seversin. O halde beni de affet” buyurmuştur.

    Ramazan’ın son on günlerinde Camilere kapanıp itikâfa girilmesini, Kadir Gecesini Ramazan’ın son on gününde, son on gününün tek sayılı gecelerinde aramamız gerektiğini hadislerden öğrenmekteyiz.Ramazan’ın son on günü içinde gizlenmiş olmakla birlikte, Âlimlerin çoğunluğunun görüşleri, bin aydan daha hayırlı bir ömre bedel kadir gecesinin Ramazan’ın 27. gecesi olduğu şeklindedir. Önemli olan her günümüzü Kadir Gecesi gibi değerlendirebilmektir. Önümüzdeki 31 Mayıs /01 Haziran Cuma’yı Cumartesi’ye bağlayan gece Mübarek Kadir Gecesidir. Bin ay, yani seksen üç yıl dört aydan daha hayırlı, esenlik dolu Kadir Gecesi, bir ömre bedeldir. Çok önemli olan bu Mübarek Kadir Gecemizi tebrik eder, mazlum ve mağdur olan Müslüman Kardeşlerimizin ve bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını Yüce Mevla’dan niyaz ederim.

     Rabbimiz, bütün geceleri Kadir Gecesi anlayışı ile değerlendirerek nasibini alan ve neticede af edilip bağışlanan amel-i Salih kullarından olmayı her birimize nasip eylesin. Sıhhat ve âfiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

YARDIMLAŞMANIN ADI; İNFAK, ZEKÂT VE SADAKA

     YARDIMLAŞMANIN ADI; İNFAK, ZEKÂT VE SADAKA

 

İslâm; hem maddi ve hem de manevi olarak yardımlaşmayı emretmektedir. Nerede bir ihtiyaç sahibi Müslüman kardeşimiz var ise onlara mutlaka maddi ve manevi destek olmalıyız. Yardımlarımızı önce en yakınımızdan başlamak suretiyle vermeliyiz. İhtiyaç sahibi kardeşlerimizin yaralarına merhem olmak için, Zekât, Sadak, Fitre, İnfak gibi maddi yardımları en yoğun olarak yapmalı, ayrıca dualarımızla manevi desteğimizi zirveye çıkarıp, kendimizin ve sevdiklerimizin kurtuluşlarını sağlamak için çalışmalıyız. İslâm; İnfak, Zekât, Sadaka gibi emirlerle maddi yardımları, ihtiyaç sahiplerine vermemizi emretmektedir. Yardımlaşma, kardeşlik duygularımızın kuvvetlenmesi, zenginle fakir arasındaki kaynaşmanın sağlanması gibi çok önemli güzellikleri içinde barındırmaktadır.

 

Dini bir terim olarak İnfak; Allah (c.c.)’ın hoşnutluğunu elde etmek amacıyla kişinin kendi servetinden harcaması, muhtaçlara aynî ve nakdi yardımda bulunması demektir. İnfak, Zekât, Sadaka, kısaca Yardımlaşma konularındaki âyet-i kerimelerden bazılarını aktararak konunun önemini belirtmek istiyorum. “De ki: Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden de) kısar. Siz hayıra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe Sûresi âyet: 39)  “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça «iyi»ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmran Sûresi âyet:92)   “Onlar (O kullar), İnfak ettikleri (harcadıkları) vakit israf etmezler, cimrilik de etmezler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan Sûresi âyet:67)   “Yine sana iyilik yolunda ne infak edeceklerini (harcayacaklarını) sorarlar. «İhtiyaç fazlasını» de. Allah size âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz.” (Bakara Sûresi âyet:219)

   

     Sadaka; İslâm’ın emri gereği olarak Müslümanların Allah (c.c.)’ın hoşnutluğunu kazanmak için şartlarını taşıyan ihtiyaç sahiplerine gönüllü olarak verdikleri maddi yardımlara verilen isimdir. Bu anlamda sadaka; zekât, keffâret, fitre, fidye ve adak’ı içine almaktadır. Zekât; fakirin zenginin malı üzerindeki zorunlu bir alacağıdır. Zekât parası ile hayır kurumları yapılamaz. Sadece ve sadece fakirin hakkı olup, ihtiyaçları için harcanır.  Cami, Okul, Kuran Kursu, Hastahane yaptırma v. b. amaçlı verilen her türlü yardım, infak emri gereğince yapılmaktadır. Zekât’ta verilecek olan miktar bellidir. Ancak İnfak ta bir sınır yoktur. Hz. Ebu Bekir (r.a.) gibi isteyen malının tamamını da verebilir. Hz. Ömer (r.a) gibi isterse malının yarını verebilir. İsterse zorunlu vermesi gereken, zekât, fitre dışında malının bir kısmını da veya tamamını da verebilir. İnfak ederken de âyet-i kerimede ifade buyrulduğu gibi ifrat ve tefrite, israf ve cimriliğe kaçmadan ihtiyaç fazlasının verilmesi yeterlidir. İnfak çok geniş kapsamlı olduğu için İnfak edenler övülmüşlerdir.

 

     Zekât;  İslam’ın beş temel şartından birisidir. Kelime anlamı; temizlemek, arıtmak, bereketlendirip çoğaltmaktır. Dini anlamı ise; nisap miktarı zenginliğe sahip olan Müslüman’ın Allah (c.c.)’ın emrettiği miktarı ihtiyaç sahibi Müslümanlara vermesidir. Zekât vermekle, bedenimizi ruhumuzu temizlemiş olmakla birlikte mallarımızın da bereketlenip çoğalmasını sağlamış oluruz. İnfak ederek, nifaktan, münafıklıktan korunmuş oluruz. Sadakalarımızla da, Rabbimize Sadakat göstermiş oluruz.  Maddi ve Manevi yardımlaşma duygumuzu her zaman diri ve taze tutup yerine getirerek Rabbimizin rızasını kazanıp gerçek anlamda kurtuluşa erenlerden olalım. Zekâtı emreden birçok âyet-i kerime vardır. Bu ayetlerden birkaçını aktarmak istiyorum: “İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât veren var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözünü yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır!” “Eğer sadakaları (zekât ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne âlâ! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır. Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı örter. Allah, yapmakta olduklarınızı bilir.” (Bakara Sûresi âyet:277, 177, 271)

 

Zekât: Tevbe süresinin 60. ayetinde belirtilen kimselere verilir. Fakirlere   (nisap miktarı malı olmayan), yoksullara( hiçbir şeyi olmayan) borçlulara (borcundan fazla nisap miktarı mala sahip olmayanlar), kölelere (hürriyetlerine kavuşturmak için), kalpleri İslâm’a ısındırılanlara, zekâtı toplayan görevlilere,  yolculara, (memleketinde malı, parası olduğu halde yolda parasız kalan, elinde bir şey bulunmayan kişilere memleketlerine gidecekleri kadar zekât verilebilir) Allah yolun  da mücadele eden, kendini ilme vermiş kimselere verilir.

 

Rabbimiz; mazlum ve mağdur olan gerçek ihtiyaç sahiplerine sahip çıkmayı, vereceğimiz Zekât, Sadaka ve İnfaklarımızla da Rızasına kavuşanlardan olmamızı nasip eylesin.Sıhhat ve afiyetler dilerim.

omerlutfiersoz@gmail.com

KUR’AN-I KERÎM İLE HEMHÂL OLMANIN ÖNEMİ

       KUR’AN-I KERÎM İLE HEMHÂL OLMANIN ÖNEMİ

 

Kuran-ı Kerim Allah (c.c.) tarafından Cebrail (a.s.) aracılığı ile Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’ e ilk olarak Ramazan ayı içerisinde bulunan Kadir gecesinde vahye dilmiştir. İlk vahiy Ramazan ay’ı içerisinde Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e gönderildiği için, Ramazan ayına Kuran ay’ı diyebiliriz. Kur’an-ı Kerim ile her zaman hemhâl olmalıyız. Ancak Ramazan ayında Kur’an-ı Kerîm ile olan birlikteliğimiz zirve yapmalıdır. Kur’an-ı Kerîmi en iyi şekilde okuyup, anlayıp, yaşamalıyız. Kısacası Kur’an-ı Kerîm, hayatımıza yön verip etki etmelidir. Bu güzel özelliğimizi Ramazan dışında da devam ettirerek, her zaman Kur’an-ı Kerim ile hemhâl olmalıyız.

 

Âyet-i Kerimelerde:“Sizi karanlıktan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, Size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Hadîd Sûresi âyet: 9) “Şüphesizki bu Kur’an en doğru yola iletir;  iyi davranışlarda bulunan Mü’minlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.” “Biz, Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, Mü’minler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.”  ( İsrâ Sûresi âyet: 9,82) buyrulmuştur.

 

Kur’an-ı Kerim; kendisine yönelen Mü’minlere şifa olmasına karşılık, Kâfirlerin hüsranını artması, Kâfirler’in Kur’andan uzak durması, kendisi ile Kur’an arasına mesafe koyup, düşmanlık yapmaları sebebiyledir. Kur’an-ı Kerîm’in, biz Mü’minlere hayat vermesini, gerçek anlamda şifa olmasını istiyorsak, öncelikle, hayatınızı Kur’an’a vererek samimiyet ve sadakatimizi her zaman göstermeliyiz.

 

Müslümanlar Kuran-ı Kerim’i okumak, an­lamak ve yaşamakla emrolunmuşlardır. İnandığı ve Hayat Nizamı edindiği Kuran’a karşı Mü’minin ilk vazifesi, O’nu sık sık okumak, okuduğunu anlamak ve anladığını da yaşamak olmalıdır. Kuran’ın ilk emri “Yaratan Rabbinin adıyla oku” iken şüphe­siz Kuran’ı okuyamama diye bir mazeret olamaz. Her Müslüman Kuran’ı okumayı ken­disi bilmeli ayrıca aile fertlerine ve öğre­tebileceği kimselere öğretmelidir. Peygam­berimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Hadis-i Şerifle­rinde şöyle buyurmuşlardır: “Sizin en hayırlınız, Kuran’-ı öğrenenleriniz ve öğretenlerinizdir”

 

Tatbik olunmayan bilgilerden bir menfaat edinilemeyeceği gibi, inanılan, okunan, anlaşılan, fakat yaşanmayan Kurandan da özlenen, arzu edilen faydalar sağlanamaz. Kur’an ayında, yeniden özlenen şekliyle Kur’an’la buluşalım. Öğrendiklerimizi yaşayışımıza aktaralım.

 

Nefsimizin ve şeytanların vesveselerine dur demeli, Kur’an ve Sünnet ile olan bağımızı, irtibatımızı artırmalıyız. Akıl nimetimiz sayesinde imanımızı güçlendirerek taklidi imandan tahkiki imana ulaşmalıyız. Kısacası nefis muhasebemizi yapmalıyız. Ramazan-ı Şerifteki güzel kazanımlarımızı diğer zamanlara da taşımalıyız. Ramazanda Kuran-ı Kerim tilaveti, hatimler doruk noktaya çıkmakta, ibadetlerimiz artmakta, yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örnekleri sergilenmektedir. Bu özelliklerimizin her zaman aynı anlayışla devamını sağlamalıyız.

 

Kuran-ı Kerim’in doğduğu ay olan Ramazan-ı şerifte tuttuğumuz oruç, ruhun doyurulması için bedenin aç bırakılması halidir. Oruçla ruh doyurulur, beden terbiye edilir. Yeme, içme, şehevi istek ve arzuların etki alanından kurtularak arzu edilen Manevi güzelliklere oruç ile ulaşmaktayız.

 

    Ramazan-ı şerifi, Kur’an ay’ı olarak bilip, hayatımızı Kur’an ile yeniden inşa etmeliyiz. Kur’an’ı Okumalı, anlamalı, tercüme, meal, tefsirinden öğrenmeli ve bu öğrendiklerimizi de hayatımıza hâkim kılmalıyız. Bu özelliklere sahip olursak, arzu edilen İman’ı kâmile ulaşırız. Ramazan-ı Şerifi özü itibariyle kavramalıyız. Allah (c.c.)’ dan gelen ilahi mesajı iyi anlamalı ve o ilahi mesaja uygun yaşamalıyız. Bu ilahi mesajda insanoğlunun iki cihanda kurtuluşa ermesine vesile olacak emir ve yasaklar bulunmaktadır.

 

     İnsan beden ve ruhtan müteşekkildir. Nasıl ki bedenin yaşaması için yemeye, içmeye v.b. ihtiyacı varsa, bunun gibi ruhun da gıdaya ihtiyacı vardır. Ruhun gıdası da tam anlamıyla Allah (c.c.)’ın Rızasına uygun işler yapıp, yasakladığı fiillerden uzak durmakla mümkündür. Bu mübarek ramazan ayında ruhumuzu da manevi olarak arzulanan şekilde besleyelim. Bedenimizi imsak ve iftar arasında yeme, içme, şehevi istek ve arzularımızdan uzak tutarak arındıralım. Bu nimetlerin ne kadar önemli olduğunu anlayıp, şükretmeye devam edelim. Oruç; sabrı, dayanıklılığı, başkalarını düşünmeyi, nimetlerin önemini, yardımlaşmayı (zekât, fitre, İnfak) v.b. birçok hususu yeniden hatırlatmakta ve gündemimize getirmektedir.

 

Ruhumuzun, bedenimizin, her türlü kirlilikten, arınarak, gerçek anlamda yanıp, arınmayı bu Ramazan ayında başarmak için Kur’an la gerçek anlamda buluşalım. İbadet ve taâtlarımızla kulluk görevimizi en iyi şekilde yapalım. Güzel ahlâk sahibi Müslümanlar olarak her iki cihanda da kurtuluşa erenlerden olalım. Oruç tutan sıhhat bulur.

 

Kur’an-ı Kerîm ile olan irtibatımızı artırmalıyız. İslâm’a uygun bir hayatı yaşamalıyız. Oruçlarımızla beden ve ruh, sıhhat ve huzuruna erişmemizi Yüce Mevla’dan niyaz eder, dualarınızda hatırlanmak dileği ile sıhhat ve afiyetler dilerim.

 

omerlutfiersoz@gmail.com

RAMAZAN-I ŞERİFTEN GEREĞİ GİBİ NASİPLENENLERDEN OLMAMIZ DUASI İLE…

      RAMAZAN-I ŞERİFTEN GEREĞİ GİBİ NASİPLENENLERDEN OLMAMIZ DUASI İLE…

 

Üç aylar’ın sonuncusu, kendisinde Kur’an-ı Kerim’in indirildiği, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesinin bulunduğu, Oruç Ay’ı olan Ramazanı Şerife kavuşmanın sevincini yaşamaktayız. Malumunuz Pazar akşamı ilk teravih namazımızı kılıp gecesinde de sahura kalkarak, 06 Mayıs Pazartesi gününden itibaren de orucumuzu tutmaya başlamış bulunuyoruz. Rahmet, mağfiret ve cehennemden azad Ay’ı, on bir ayın sultanına hoş geldin diyerek çok özel ve güzel değerlendirmeliyiz. Ramazan: Yanmak manasına olup bu Ay’a bu ismin verilmesine sebep Ramazanda Allah-u Teâla’nın kullarının içlerinin açlık ve susuzluktan yanması, bunun karşılığı olarak günahlarının yanması ve gönüllerinin kötü işlerden temizlenmesi manası murat olunmaktadır.

Oruç, namaz gibi bedeni ibadetlerden başka zekât, sadaka, fitre ve infak gibi mali ibadetlerin de bu ayda yoğun olarak yapılması sebebiyle içtimai yardım ayı demek de gerçekten anlamlı olur. Zekât vermesi gereken kardeşlerimiz, sahip olduğu malının üzerinden bir kameri yıl geçtikten sonra, İslâm’ın beş ana temelinden olan bu ibadetin gereğini yerine getirir. Zekât ibadetinin süresi dolmadan önce verilmesi faziletli iken, tehir edilmesi, Müslüman’ın günaha girmesine vesile olur. Müslümanlardan birçokları, zekâtlarını Ramazan ayında bazıları da süresi dolduğu dönemde vermektedir. Önemli olan ibadetlerimizi zamanında düzenli yapmaktır. Allah (c.c.) âyet-i kerimesinde: “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye size sayılı günlerde farz kılındı, içinizde hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır. Ramazan ayı ki onda Kuran, İnsanlara yol göstererek yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu Ay’ı idrak eden, onda oruç tutsun, hasta veya yolculukla kalan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.” buyurulmuştur. (Bakara Suresi Ayet: 183, 184,185)

 

Ramazanda ümmeti Muhammed’e; Kuran, oruç ve çok rahmet verilmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) hadisi şeriflerinde: “Ramazan’ın evveli Rahmet, Ortası mağfiret, sonu da cehennemden azâd olmaktır.” buyurmuştur. Bizler bu ayın önemini idrak ederek, Allah (c.c.)’ın rahmet ve mağfiretine nail olup, cehennemden azat olmaya çalışmalıyız. Geçen Ramazan’dan bu Ramazana kadar ki bir sene içinde Allah-u Teâlâ’nın Rızasına uygun acaba ne yaptık? Ne gibi kıymetli emirleri yapmayıp bıraktık? Yahut hangi haramları işledik?  Her geçen gün, hayat defterimizden bir yaprağın kapanması demektir. Dünya ticaretinde her tüccar sene sonunda o senenin gelir ve giderini, kârını ve zararını gösteren bir bilanço tanzim eder. Kazandıysa kârı artırmak, zarar ettiyse bunun sebeplerini gidermenin yolunu araştırır. Buna göre yeni sene için bir program hazırlar. Haklı olarak gerekli önlemleri alan bir tüccar gibi, bizlerde manevi kirlerden arınmak için gerekli önlemleri almalıyız. Allah (c.c.) ve Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)’in emrettiklerini yapıp, yasaklarından kaçınarak manevi bilançomuzu kârlı hale getirmeliyiz.

 

Ahiret ticaretimizin muvazenesi  için de  sene  başı  Ramazanın  ilk günleridir. İyice düşünüp Rabbimizi sena ederek kulluk  görevimizi yaparsak öylece devam ederiz. Kusurlarımızdan dolayı tövbe etmeliyiz. Bu mübarek ayı ganimet bilerek gaflet uykusundan uyanmalıyız. Günahlarla kirlenmiş kalplerimizi bol bol tövbe ve istiğfar ederek Rabbimizin rahmeti ile yıkamaya çalışmalıyız. İftar sofrasının başında geçirdiğimiz dakikalardaki mağfiret dileklerimiz muhakkak kabul olur. Sahur sofrası da böyledir. Böylelikle arınmış kalplerle yapacağımız ibadetler de Rabbimizin katında kabul olur. Şu fani dünyanın mahkemelerinde muhakeme olunurken insanlar nasıl heyecanlar geçirirler. Bunları düşünmeliyiz ki mahkeme-i Kübra da hesaba çekildiğimiz de sıkıntı duymamamız için imtihanda olduğumuz bu dünya hayatımızı iyi, güzel yaşayalım ve kurtuluşa erebilelim.

 

Dünya imtihanlarında ve teftişlerde her birimiz ter dökmekteyiz. Allah-u Teâla’nın  huzurunda muhakeme olmak, hesap vermek ne kadar güçtür, işte bu dehşetli günü dünyada çok düşünerek ona göre davranmamız gerekir. Mahkeme-i Kübra’nın çok zorlu hesap ve cezalarından kurtulmak, dünyadaki kulluk imtihanını kazanmakla olur. Cenab-ı Hak Kemal sıfatlarla muttasıf, noksan sıfatlardan münezzehtir. Yaptığımız ve yapacağımız ibadetlere bizim ihtiyacımız vardır. O’nun içindir ki manevi feyiz ve bereketi çok olan bu Ramazan-ı şerifi kurtuluşumuza vesile olacak şekilde değerlendirmeliyiz. Allah (c.c.)’ın yapacağımız ibadetlere kesinlikle ihtiyacı yoktur. Rahmeti çok olan Rabbimiz yapacağımız ibadetleri bahane ederek biz kullarını bağışlamak ve rahmetine gark etmek istiyor. Bunun için namaz, oruç, zekât, hac gibi emirler vermiştir. Oruç, Allah (c.c.) ile kul arasında gizli kalan bir ibadet olduğundan çok kıymetlidir. Onun içindir ki Oruç’ un ecri kat kat fazlası ile verilecektir. Ramazan Ay’ı gelince içinde bir sevinç duymayan kimse ruhen hastadır. Biz Mü’minler, Ramazandan gereği gibi faydalanıp, manevi hazzımızı artırmalıyız. Bu dini neşeden, uzak kalan gönüllere Rabbimizden hidayet dilerim.

 

İçinde bulunduğumuz rahmet, mağfiret ve bereket günlerinin önemini bilerek gereği gibi değerlendirmeliyiz. Gerçek anlamda ibadet ve taâtı yapan, bereketli günlerden gereği gibi müstefit olan Şuurlu Müslümanlardan olmamızı, Allah (c.c.) her birimize nasip eylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.

 

omerlutfiersoz@gmail.com

ALLAH (C.C.)’IN AZABINDAN AFFINA, GAZABINDAN RIZASINA SIĞINIYORUM

     ALLAH (C.C.)’IN AZABINDAN AFFINA, GAZABINDAN RIZASINA SIĞINIYORUM

 

Kameri takvimin 8. ay’ı olan Şaban Ayı’nın 15. gecesi, 19/20 Nisan 2019 Cuma’yı Cumartesi’ye bağlayan gece, Berât Kandilidir. Bu vesile ile Berât Gecemizi tebrik eder, her iki cihanda kurtuluşa erenlerden olmamızı Yüce Mevla’dan niyaz ederim.

 

     Berât kelimesi, sıkıntıdan, borçtan, suç ve cezadan kurtulmak, beri olmak anlamına ge­lir. tosir. Yani bugün 5/6 TemmuzBerât Gecesinde, günahlardan, işlenen manevi suçlardan kurtuluşumuz için ibadet, dua ve niyaz içerisinde en güzel bir şekilde değerlendirmeliyiz. Berat Gecesinde, Berat edenlerden olmamızı Yüce Mevlâdan niyaz ederim. Hayatımızın her dönemini kulluk görevimizin bilinciyle geçirmeliyiz. Sadece önemli gün ve gecelerde değil, her zaman ibadetlerimizi yapmalıyız.     Berat Gecesinde, mağfirete ermek ve günahlardan temizlenmek için dua ve niyazlarımızı artırmalıyız. Yüce Allah (c.c.) ’ın bu gecede, dili ve kalbi ile kendisine yöne­lenleri, kendisinden bağışlanmalarını is­teyen Mü’minleri, affedeceğini, bağışlayacağını ümit ediyoruz. Yeter ki, Müslüman tam bir dil ve gönül bağı ile Al­lah (c.c.)’a yönelip af dilesin, mutlaka makbul olur.

 

Bu gece, her insanının mukadderatının tayin edildiği bir dönüm zamanıdır. Çok feyizli, bereketli olan Berât gecesini uyanık bir şekilde geçirmemiz çok önemlidir. Gecesini ibadetle ihya eder, gündüzde de Oruçlu olursak güzel olur. Rabbimizden, bağışlanma, helâlinden geniş rızık, hastalıklarımıza şifa ve başka ne gibi dileklerimiz varsa dualarımızla istemeliyiz. Önemli gün ve gecelerde diğer günlerden daha fazla bir şekilde farzlara ilave olarak, nafile ibadetlerle de Allah (c.c.)’a yalvarıp kurtuluşa ermek için çalışmalıyız. Kuran-ı kerim okuyarak, namaz kılarak, dua ederek, Yüce Allah’ımızdan bağışlanmamızı dileyerek geceyi en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Aynı zamanda bu gece bir Muhasebe gecesidir. Bütün sene içinde işlenen sevap ve günahların muha­sebesini yapmalıyız. Bunun için bu mübarek geceyi tövbe ve istiğfar, ibadet ve taât içinde ge­çirmek kazançların en iyisidir.

 

Bu Mübarek gecede Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in ifade buyurduğu şekilde; “Allah’ın azabından affına, gazabından rızana sığınıyorum. Senden yine sana iltica ediyorum. Şanın yücedir.” diye dua edilmelidir. Ay­rıca fakirlere, darda kalmışlara, kimsesiz ye­timlere yardım elimizi uzatmalıyız. Ölüle­rimizi rahmetle anmalı, okuduğumuz Kur-an’ı Kerimden hâsıl olan sevabı ruhlarına göndermeliyiz.

 

Âyet-i Kerîme ve Hadis-i Şeriflerden öğrendiğimiz emirleri yapıp, yasaklananlardan da kaçınmak zorundayız. Şirk koşanlar, kul hakkı yiyenler, içki müptelası olup terk etmeyenler, akraba ile irtibatı kesenler, ana babaya asi olanlar, bu yanlışları devam ettirdikleri sürece affa kavuşamayacaklarını Kur’an ve Sünnetten öğrenmekteyiz. Müslüman kesinlikle şirk koşmamalı, kul hakkına girmemeli, içki içmemeli, bütün yasaklardan, haramlardan uzak durmalı, emredilen bütün ibadetleri yapmak için çalışmalı, akrabaları ile irtibatını devam ettirmeli, anne- baba ya karşı gelinmediği gibi itaat edilmeli, gönülleri hoş tutulmalı, onlara öf bile denilmemeli ve günahlardan kurtulmak için  Nasuh bir tövbe ile bağışlanma dilenmelidir.

 

Hayatımızın her döneminde Müslüman olarak güzel ahlâk sahibi olarak hayatı yaşamamız gerekmektedir. Ancak bu çok önemli müstesna gün ve gecelerde de kurtuluşumuz için ibadetlerimizi artırmalıyız. Berât gecesini fırsat bilerek, Allah’ın emirlerine aykırı davranışlarımız terk edilmeli, pişman olup tövbe ederek, affedilmemiz ve sonucunda kurtuluşa ermek için çalışmalıyız.

 

Koru bizi, o günahkâr ve karanlık yollardan,

Gıybet eden, ikiyüzlü, o münâfık kullardan,

Koru bizi, gâfillerle, sarmaş dolaş hallerden,

Cümlemizi, hak yolundan, ayırma hiç YÂ RABBİ!

 

                                         Cengiz Numanoğlu

 

Allah (c. c.), bizlere geceyi gereği gibi ihya edip, yapılacak dualar hürmetine Berât eden Mü’minlerden olmayı nasip eylesin. Bu gecenin Âlem-i İslam’ın, insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını Yüce Mevlâ’dan niyaz eder, sıhhat ve afiyetler dilerim. 

     omerlutfiersoz@gmail.com

İNSAN İÇİN ANCAK ÇALIŞTIĞININ KARŞILIĞI VARDIR

 

       İNSAN İÇİN ANCAK ÇALIŞTIĞININ KARŞILIĞI VARDIR

 

Dünya hayatına imtihan edilmek üzere gönderilmiş bulunuyoruz. Yaratılış gayemizin amacı kulluktur. Bundan dolayıdır ki; bazen korku, bazen ölüm, açlık, mallarımızın ve ürünlerimizin eksiltilmesi, yok edilmesi, fakirlik, zenginlik v. b.  sebeplerle imtihan ediliriz. Nefsimize zor gelen sıkıntılı anlarımızda isyan etmeden sabır göstermeli, nimetlerin bol verildiği dönemlerde de israf etmeden, Ya Rabbi! Bu güzellikleri imkânları verende alan da sensin diyerek teslimiyet gösterebilmek, şükürle mukabelede bulunmak, gerçek anlamda kurtuluşa erme vesilesidir.

 

Sünnetullah gereği inanan inanmayan her bir insan dünya için çalışırsa mutlaka başarılı olur ve karşılığını alır.  Dünya için çalıştığında başarılı olunduğu gibi ahiret için de çalışan inanan İmanının gereklerini yapan, güzel ahlâk sahibi bir  Mü’min âhiret hayatında da huzura, cennet’e Cemalullah’a kavuşur. İnanmayan insanların bu dünya ya yönelik çalışmalarında başarı söz konusu olurken, ahiret hayatında başarılı olmaları mümkün değildir.Çünkü gerçek âlemde başarıya götüren özellikler İman, salih amel, güzel ahlâk sahibi olunması emredilmiştir.İnanmayan, imanın gereklerini yapmaktan uzak durup çalışmayanlar gerçek âlemde başarılı olamıyacakları için cehennem’e gitmeleri kaçınılmaz bir şekilde tahakkuk edecektir. Mü’minler olarak; maddi ve manevi alanlarda başarılı olmak için çok çalışmak ve gayretimizi, çabamızı çok net olarak sürdürmek zorundayız. İmtihan için gönderilmiş olduğumuz dünya hayatında, ebedi hayatta kurtuluşumuzu sağlayabileceğimiz amellerle dop dolu olarak yaşamalıyız. Kaybedenlerden olmamak ve kurtuluşa erişmek için hem dünya hemde ahirete yönelik çalışmalıyız. Dünya hayatında üretimimizi her meşru alanda artırıp helâl yoldan rızkımızı temin ederek kendimiz, ailemiz, milletimiz ve  insanlığın kurtuluşu için çalışmalıyız.Aynı zamanda ahiret hayatında kurtuluşa erebilmek içinde imanımızın gereği olarak ibadetlerimizi yapıp, yasaklardan da kaçınıp güzel ahlâk sahibi olmalıyız.

 

     Tevekkül, kişinin sebeplere sarılarak yapabileceği, yapması gerekenleri yaptıktan sonra gücünü aşan hususlarda, neticenin hayırlı, bereketli olmasını  güç ve kudreti sonsuz  Allah (c.c.)’tan dilemesidir.Yüce Alla h(c.c.)’ın hikmetli iradesine tam teslim olmak ve hakkımızdaki takdirine rıza göstermek, Müslümanın asli kulluk görevidir. Sebepleri yerine getirmeden, tevekkül etmek sadece bir aldanmışlıktır.Kur’an, bu önemli hakikatı şöyle beyan buyuruyor: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm Sûresi Ayet:39) Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in huzuruna girip de: “Devemi bağlayayım mı, yoksa tevekkül mü edeyim?” diyen kişiye  “Deveni sağlam bağla, öyle tevekkül eyle!” tembihinde bulunmuştur. Mü’min, her hususuta, kendine düşen görevi yapıp, neticeyi Allah (c.c.)’tan beklemelidir. Allah (c.c.) âyet-i kerimelerde şöyle buyuruyor:  “Bir kere de azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et!” (Âl-i İmran Sûresi Ayet:159) “Eğer, Allah’a iman edip, O’na tam teslim olduysanız artık O’na itimad edin.” (Yunus Sûresi Ayet: 84) “Mü’minler ancak Allah’a dayanıp güvensinler.”(İbrahim Sûresi Ayet:11) Tevekkül eden, bütün korkulardan emin olur. En kritik anlarda bile Allah (c.c.)’a İmanı ve tevekkülü sayesinde sahil-i selamete çıkar ve kurtulur.

 

Hiç bir gayret göstermeden tevekkül etmek yeterli ve doğru değildir. Çalışıp, gayret göstermeli,tembellik yapmamalıyız.Sebepler dünyasında yaşadığımız için sebeplere riayet etme mecburiyetindeyiz.Sizler hiç tarlasını ekmediği halde mahsül kaldıran birini gördünüz mü? Buğday ektiği tarlasından kavun-karpuz toplayan gördünüz mü? Görülmesi mümkün değildir.Yani herkes ektiğini biçmektedir.Ne ekersek, ancak onu bulduğumuz gibi bu imtihan dünyasında iyilik yapanların gerçek alemde mükafat görmeleri, kötülük yapanlarında ceza görmeleri kaçınılmazdır.Herkes yaptığının karşılığını bulacak, İlahi adalet tecelli edecektir.Onun içindirki çalışmalı,gayret gösterilmeli sonucunda ürünlerimizin susuzluktan, fazla yağmurdan,doludan,yangın,çekirge istilası v.b. görünen görünmeyen olumsuzluklardan korunması için Allah (c.c.)’a yalvarmalı ve tevekkül etmeliyiz.Ben ekinimi ektim,gübremi-ilacımı attım,yapmam gerkenleri yaptım tevekküle ne gerek var diyemeyiz.Bir öğrencide derslerine en iyi şekilde çalışmalı,gayret göstermeli,girdiği sınavlarda baş ağrısı v.b rahatsızlıklar olmadan başarılı olabilmesi için tevekkül etmelidir.Her hususta bu hassasiyet gösterilmelidir.Felaketlerden korumasını, rahmetiyle lutfetmesi için yaradanımızdan istemeliyiz. Çiftçi, tarlasını ekmeden mahsul bekleyemez. Tarlasını ekip de gereken tedbirleri almadan da ‘Allah’a tevekkül ettim’ diyemez. Kendine düşen neyse onları yapar, gerisini Allah’a bırakır. Neticeye de razı olur.

 

        Gençlerimize, milli, manevi ve ahlaki değerlerimize bağlı olarak yetiştirilip, bununla beraber çağın gereklerinden, teknolojiden faydalanıp yeni icatlara imza atmaları en büyük hedefimiz olmalıdır. Evlâtlarımızın çok iyi eğitim almaları için uğraştığımız gibi, dürüst, ahlâklı olarak yetiştirmeye gerçek anlamda özen göstermeliyiz. Gençlerimize öz güvenlerini vermeli, tarihimizin derinliklerinde kalan, birçok buluşa imza atan ecdadımız gibi, yarınlarda da çok değerli icatlara sahip olacak, güzel ahlâk sahibi gençleri yetiştirmek için çalışmalıyız. Her şeyi devletten beklememeli, STK’lar da etkin görev almalıdırlar. Arzu ettiğimiz şekilde nesilleri yetiştirmeye çalışırken, her türlü kötülükle mücadele etmeliyiz. Alkol, Uyuşturucu, Sigara, Fuhuş v. b. olumsuzluklardan evlatlarımızı uzak tutarak sorumlu kişiler olarak aydınlık yarınlara en güzel şekilde hazırlamalıyız. Gençlerimizi sevgi, saygı, hoşgörü, birlik beraberlik ve kardeşlik duyguları ile dopdolu bir şekilde yarınlara hazırlamalıyız. Karanlığı, aydınlığın yok ettiği gibi, bizler de kötü, çirkin ve zararlı olan davranışlardan evlâtlarımızı kurtarmalıyız. Aydınlık yarınlara huzur, güven ve mutlulukla varmalıyız.

 

Rabbimiz, her birimize gerçek anlamda İman etmeyi, imanımızın gereği Salih amelleri işlemeyi, her hususta üzerimize düşenleri yaptıktan sonra hem dünya hem de âhiret için başarılı olmayı nasip eylesin. Sıhhat ve âfiyetler dilerim.

 

omerlutfiersoz@gmail.com

MESCİDİ HARAMDAN MESCİDİ AKSA’YA YOLCULUK VE MÎRAC

        MESCİDİ HARAMDAN MESCİDİ AKSA’YA YOLCULUK VE MÎRAC

 

Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)’in Mescid-i Haramdan, Mescid-i Aksaya kadar olan yolculuğuna, İsra “gece yürüyüşü” denir. Bu, gece yürüyüşü (İsra) hadisesi Kuran-ı Kerim ile sabittir. İsra Sûresin 1.âyet-i kerimesinde: “Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye Muhammed kulunu Mescidi Haramdan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir” buyurulmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) gecenin bir anında, Mescidi Aksa’dan Cenab-ı Hakkın dilediği yüksekliğe çıkarılması hadisesine Mirac denir. Mirac, hadis-i şeriflerde anlatılmaktadır.

 

Mîrac; Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.),  Mekke döneminde bir gece, zerreden kürreye, her şeyin yaratıcısı Allah (c.c.)’ın  daveti üzerine gerçekleşen, sonsuz kudretinin eserlerini temaşa etmesi için önce Mescid-i Aksa’ya, oradan da semaya yaptırılan hikmet yüklü bir yolculuk ve mucizevî bir buluşmadır. Recep ayının 27.gecesi Mîrac hadisesi vuku bulmuştur. Mirac bir arınma ve Allah’a yükseliştir. Mirac’ın lügat manası, yükselmek, yukarı çıkmak anlamlarına gelmekle birlikte erdem yolculuğu, kâmilliğe yükseliştir. Sadece Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa ve varlığın düzeylerinde, hakikat göğünün katmanlarında değil, insanlığın Allah’a ulaşan yolunun duraklarında da gerçekleşmiş kutlu bir yolculuktur. Merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tefsirinde: Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in, sahradan semaya Mirac denilen asansör gibi yukarı çıkma aleti ile çıkmıştır. Burak ile yolculuğunun belli bir bölümünü gerçekleştirmiştir. Semadan sidreye Cebrail (a.s.)’ın kanadı ve daha ileri refref ile gittiğini belirtmiştir.

 

Beş vakit namaz Miracta farz kılınmıştır. Namaz Mü’minin miracıdır. Peygamberimizin Hz. Muhammed (s.a.s.) miracta Peygamberlerle görüşmüş, cennet ve cehennemlikler kendisine gösterilmiştir. Mîrac; Süleyman Çelebinin “Şeş cihetten ol münezzeh zül-celâl, Bîkemukeyf âna gösterdi cemâl” şeklindeki ifadesiyle “mahiyetini, nasıllık ve niceliğini bilemediğimiz bir şekilde yüce Allah ile görüşen” sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in, şirk koşmayanların affedilebileceği müjdesi, Bakara Sûresi’nin son iki ayeti (Amenerrasûlü..) ve beş vakit namaz hediyesiyle yüce âlemlerden döndüğü gecedir. Mîrac Gecesi; “Allah(c.c.)’ın huzurunda; Peygamberimiz (s.a.s.) öncelikle, dil, beden ve mal ile yapılan ibadetlerin hepsi Allah(c.c.) içindir” demiştir. Buna cevaben de Allah(c.c.) tarafından: “Ey Nebi-i Zişan! Sana selam olsun! Rahmetim ve bereketim de senin üzerine olsun!” buyurulmuştur. Resulullah (s.a.s.) Efendimiz, Ümmetinin de bu şereflerden istifade etmesi için: “Rabbimizin selamı, bizim üzerimize (bütün Peygamberlerin üzerine) ve Allah’u Teâla’nın bütün Salih kulları üzerine de olsun” diyerek ümmetini çok sevdiğini göstermiştir.

 

Miraç olayı, gaybe inananlarla, İman etmeyenler için bir imtihan olmuştur. Zira İsra Sûresi 60. âyette: “…Sana gösterdiğimiz o görüntüleri…” buyurulmuştur. Müfessirlerin çoğunluğuna göre, ayetin “görüntüler” ile tercüme edilen “rüya” kelimesi, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in, Mirac gecesindeki müşahedeleridir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Mirac haberini verdiği gün, Mekke müşrikleri inanmayıp, Mescid-i Aksa’nın şeklini, yoldaki kervanların durumlarını sormuşlar, Peygamberimiz de hepsini birer birer haber verdiği halde, Müşrikler yine de inanmamışlar ve Hz. Ebubekir (r.a.)’a giderek senin inandığın peygamberin geceleyin Mescid-i Aksa’ya gidip geldiğini söylüyor ne dersiniz diye sorulduğu zaman  bunu “Hz. Muhammed (s.a.s.) mi söylüyor, O söylüyorsa doğrudur” diyerek hiç düşünmeden ve tereddütsüz olarak derhal kabul edip inanmıştır. Sadakat böyle olmalıdır…

 

Önemli gün ve geceleri beklemeden her zaman düzenli olarak ibadetlerimizi yapmakla mükellefiz. Ancak böyle müstesna gün ve gecelerde daha çok ibadet ve taâtta bulunup artırmalıyız. Önemli gün ve gecelerde; Kur’an-ı Kerim okunmalı, nafile namazlar kılınmalı, tevbe istiğfar yapılmalı, Salat -ü Selam getirilmeli, Kelime-i Tevhid çekilmeli, Yetim’e, fakir fukara ya yardım edilmeli, kısacası iyi, güzel, faydalı ve yararlı işleri çokça yaparak bu geceyi değerlendirmeliyiz. Gündüzünde de oruçlu olmak büyük sevaptır. Böyle müstesna gün, ay ve gecelerin manevi kıymetinden gereği gibi faydalanmalıyız. Maddi ve manevi yönden, elimizden gelen yardımı ihtiyaç sahiplerine ulaştırmalı, nefsimizin, şeytanın istek ve arzularından uzak durup, günahlarımızdan kurtulup, sevaplarımızı artırmaya çalışmalıyız.

 

Malumunuz 03/04 Nisan Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan gece Mirac Kandili’dir. Mirac Kandilimizi tebrik eder,  bu vesilesi ile iç dünyamıza bir yolculuk yapmamızı, arınmamızı, Âlem-i İslam’ın ve bütün insanlığın yüksek değerlerle bütünleşip yücelmelerine, her iki cihanda kurtuluşa erenlerden olmamıza vesile olmasını Cenab-ı Allah (c.c.)’tan niyaz eder, sıhhat ve afiyetler dilerim.

 

omerlutfiersoz@gmail.com

ADALET’İN ÖNEMİ

      ADALET’İN ÖNEMİ

 

Bu dünya hayatına imtihan edilmek üzere gönderilmiş bulunmaktayız. Tercihimiz her zaman hak, hakikat ve adalet merkezli olmalıdır. Adalet çok önemlidir. Adalet’in olmadığı yerde zulüm vardır. Hem dünyevi ve hem de uhrevi konularda bize düşen, çok çalışmak ve sorumluluklarımızı yerine getirmek olmalıdır. Kısacası bizler seferden sorumluyuz. Başarı, zafer, Rabbimizden bir ikram ve bir lütuftur. Bizler tercihlerimizi iyiden, güzelden yana yapmak durumundayız. Tercihlerimiz hak ve hakikat merkezli olduğu ölçüde, Rabbimizin yardımının geleceği aşikârdır.

 

Adalet; her hak sahibine hakkını verme, hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelmektedir. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adalet ile sağlanmaktadır. Adalet’in olmadığı yerde Zulüm vardır. Zulüm, Adalet’in zıddıdır. Zulüm; haddi aşmak ve bir şeyi olması gereken yerden farklı bir yere koymak anlamına gelmektedir. Zulüm ıstılahta; adaletsizlik, düşmanlık, hakkı engellemek, gayri meşru bir şekilde değiştirmek, noksanlaştırmak suretiyle adaletten sapmak diye tanımlanmıştır. Aynı kökten gelen Zulmet (Çoğulu Zulumât) aydınlığın ve nurun zıddıdır. Haksızlık, hakkı yerine koymama, baskı, şiddet, hak yeme, eziyet ve işkence gibi anlamlara da gelmektedir.

 

Âyet-i Kerîmelerde: “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”  (Nahl Sûresi âyet:90) “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” “…Aralarında adaletle hükmet, Allah âdil olanları sever.” (Mâide Sûresi âyet:8,42),    “Yalan sözlerle Allah’a iftira edenden veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa ermezler!” “İşte böylece işledikleri günahlardan ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız.” “De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Yurdun (dünyanın) sonunun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar.”  (En’âm Sûresi âyet:21, 129, 135) “… Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Tevbe Sûresi âyet:109)  buyurulmuştur.

 

    Günümüz insanlarının en çok ihtiyaç duydukları konulardan birisi, beklide en önemlisi, adalettir. Adaletin olmadığı yerde, haksızlıklar ve zulümler vardır. Birlik, beraberlik ve dayanışma ruhunu kaybeden toplumlar, her şeylerini kaybetmek zorunda kalırlar. Fertleri birbirine düşmüş milletler, yok olup gitmeye mahkûmdurlar. Tarih bunun en büyük şahididir. Dinimiz İslâm, hak, hakikat merkezli adaletli olmamızı her birimize emretmiştir. Aslında, insanlarımızın her birine, adil hüküm verebileceği derecede bilgi, birikim, şuur ve eğitim vermemiz gerekmektedir. Muhakemesini nasıl kullanacağını bilemeyen, adaletle hüküm verecek bir akl-ı selim işleyişe sahip olamayan kişilerin, isabetli davranmaları, karar vermeleri esasen beklenemez. Adalet, doğru hükümlere bağlı olarak ancak doğru muhakeme sonucunda sağlanabilir.

 

Dini, ahlaki, siyasi, sosyal, ekonomik, bilimsel ve benzeri, hayatımızın bütün alanlarında başarılı olmamızı sağlayacak esas, emanetlerin ehline verilip, adaletle hüküm verilmesi ile mümkün olacağının bilinmesi gerekmektedir. Toplumumuzu, arzu ettiğimiz bütün güzelliklerle dolu hale getirmemiz için maddi ve manevi alanda çok çalışıp başarılı olmalıyız. İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Bize dünyayı dar etmek isteyen iç ve dış düşmanlarımıza da asla fırsat vermememiz gerekir. Biz samimi olur çalışırsak Rabbimizin yardımı ile de başarılı olmamız kaçınılmaz olur. Yani, toplumsal değişmenin ilâhi yasası kurtuluşa giden yol bizim tercihlerimizle mümkündür. “Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.” (Ra’d Sûresi âyet:11)  buyurulmaktadır.

 

Biz Mü’minler, her zaman Hak’tan, hakikatten, adaletten yana olup, dünyada ki bütün zulümleri sonlandırmak için gayret etmeliyiz. Allah (c. c.), her birimize, adaleti bir hayat yaşamayı nasip eylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.

 

omerlutfiersoz@gmail.com  

HAİN TERÖRİSTLER

HAİN TERÖRİSTLER

 

Müslümanları Camide vurdular,
Çocukları bile kurşunladılar,
Haçlı zihniyetli Hristiyanlar,
Bu hain teröristler kudurdular.

İbadethanelere saldırdılar,
Ecdadın zaferlerine taktılar,
Müslüman Türklere savaş açtılar,
Yeni Zelanda da katliam yaptılar.

Firavunlar söndüremedi nuru,
Zalimler Hakkın karşısında durdu,
Dünyadaki mazlumlar birlik oldu,
İşte budur gerçek kurtuluş yolu.

İnsanlıktan yoksun aşağılıklar,
Yapılan katliamı kısas paklar,

Birazcık vicdanı olanlar ağlar,

Mü’minlerin gönüllerini dağlar.

 

Hak, adalet tesis edilmelidir,

Hain katiller, lânetlenmelidir,

Şehitlere duâ edilmelidir,

İnsanlar, hak yoluna dönmelidir.

 

Şehit kardeşlerimi çok severim,

İnanın ben onları hep överim,

Cennette beraber olmak dileğim,

Zalimlere bedduâlar ederim.

 

Zalimler için yaşasın cehennem,

Caniler için yaşasın cehennem.

 

18.03.2019 Ömer Lütfi ERSÖZ

omerlutfiersoz@gmail.com