Archive for the ‘Genel’ Category

BERÂT EDEBİLMEK İÇİN ÇALIŞMAK ÇOK ÖNEMLİDİR

BERÂT EDEBİLMEK İÇİN ÇALIŞMAK ÇOK ÖNEMLİDİR

    Malumunuz son dönemlerde Mübarek gecelerle ilgili diğer günlerden hiçbir farkları olmadığı, o gecelerde yapılacak ibadetlerinde bid’at olduğunu ifade eden bir grup bulunmaktadır. Hâlbuki Allah (c.c.), bazı geceleri diğer gecelere üstün kılmıştır. Kadir Sûresinde Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu ifade buyrulmuştur. Bazı günler diğer günlerden üstün kılınmıştır. Cuma Sûresinde Cuma gününün önemi vurgulanmıştır. Cuma günü diğer günlerden üstündür. Bazı aylar, diğer aylardan üstün kılınmıştır.Kendisinde Kur’an-ı Kerîm’in indirildiği Ramazan ay’ı diğer aylardan üstündür. Bazı Mekânlar diğer mekânlardan üstün kılınmıştır. Mesela: Mekke, Kâbe-i Muazzama, Medine, Ravza-i Mutahhara, Arafat,Kudüs, Mescid-i Aksa v.b. yerler, diğer yerlerden, şehirlerden, Mekânlardan Üstün kılınmıştır.


    Bahsettiğim gerçekler,  Kur’an-ı Kerimde açıkça ifade buyrulmuştur. Ayrıca, önemli gün ve gecelerle ilgili olarak hadis-i şeriflerde de bilgiler verilmektedir. Bunlar tartışılamaz dini gerçeklerdir. Okuyucularımız bu önemli gün, ay ve geceleri bu bakış açıları ile değerlendirirlerse daha isabetli davranmış olurlar diye düşünüyorum. Rabbimiz, biz günahkârları affetmek için bazı gün ve geceleri kurtuluşumuza vesile kılmaktadır.

    Berât edebilmek için çalışmak çok önemlidir. Her günümüzü çok iyi değerlendirmeli, bu müstesna günleri en verimli ve en güzel şekilde değerlendirmek için gayret etmeliyiz. Berât Gecesi, Kameri takvimin 8. ay’ı olan Şaban’ın 15. gecesidir. Salı’yı Çarşambaya bağlayan 07-08 Nisan gecesi Berât Kandilidir. Bu vesile ile Berât Gecemizi tebrik eder, her iki cihanda kurtuluşa erenlerden olmamızı Yüce Mevla’dan niyaz ederim.

    Berât kelimesi, sıkıntıdan, borçtan, suç ve cezadan kurtulmak, beri olmak anlamına gelir. Berât Gecesinde, günahlardan, işlenen manevi suçlardan kurtuluşumuz için ibadet-taat, dua ve niyaz içerisinde en güzel bir şekilde değerlendirmeliyiz. Berat Gecesinde, Berat edenlerden olmamızı Yüce Mevlâ’dan niyaz ederim. Hayatımızın her dönemini kulluk görevimizin bilinciyle geçirmeliyiz. Sadece önemli gün ve gecelerde değil, her zaman ibadetlerimizi yapmalıyız. Berat Gecesinde, mağfirete ermek ve günahlardan temizlenmek için dua ve niyazlarımızı artırmalıyız. Yüce Allah (c.c.)’ın bu gecede, dili ve kalbi ile kendisine yönelenleri, kendisinden bağışlanmalarını isteyen Mü’minleri, affedeceğini, bağışlayacağını ümit ediyoruz. Yeter ki, Müslüman tam bir dil ve gönül bağı ile Allah (c.c.)’a yönelmiş olsun.

    Bu gece, her insanının mukadderatının tayin edildiği bir dönüm zamanıdır. Çok feyizli, bereketli olan Berât gecesini uyanık bir şekilde geçirmemiz tavsiye olunmuştur. Gecesini ibadetle ihya eder, gündüzde de Oruçlu olursak güzel olur. Rabbimizden, bağışlanma, helâlinden geniş rızık, hastalıklarımıza şifa ve başka ne gibi dileklerimiz varsa dualarımızla istemeliyiz. Önemli gün ve gecelerde diğer günlerden daha fazla bir şekilde farzlara ilave olarak, nafile ibadetlerle de Allah (c.c.)’a yalvarıp kurtuluşa ermek için çalışmalıyız.Kuran-ı Kerim okuyarak, namaz kılarak, dua ederek, Yüce Allah’ımızdan bağışlanmamızı dileyerek geceyi en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Aynı zamanda bu gece bir Muhasebe gecesidir. Bütün sene içinde işlenen sevap ve günahların muhasebesini yapmalıyız. Bunun için bu mübarek geceyi tövbe ve istiğfar, ibadet ve taât içinde geçirmek kazançlarının en iyisidir. 

    Bu Mübarek gecede; “Allah’ın azabından affına, gazabından rızana sığınıyorum. Senden yine sana iltica ediyorum. Şanın yücedir.” diye dua edilmelidir. Her zaman yardımcı olmak zorunda olduğumuz fakirlere, darda kalmışlara, kimsesiz yetimlere yardım elimizi bu müstesna günlerde daha çok uzatmalıyız.  

    Âyet-i Kerîme ve Hadis-i Şeriflerden öğrendiğimiz emirleri yapıp, yasaklananlardan da kaçınmak zorundayız. Müslüman şirk koşmamalı ve kul hakkına girmemelidir. İçki müptelası olup, terk etmeyenler, akraba ile irtibatı kesenler, ana babaya asi olanlar, bu yanlışları devam ettirdikleri sürece affa kavuşmayacaklar.

    Rabbimizin Rahmeti gazabını geçmiştir. Onun içindir ki; Rabbimizin Rızasını kazanacak ameller yapıp, mükâfatlandırılacaklardan olmak için çalışmalı, bu güzel fırsatları çok iyi değerlendirmeliyiz. Berât gecesini fırsat bilerek, Allah’ın emirlerine aykırı davranışlarımız terk edilmeli, pişman olup tövbe ederek, affedilmemiz için çalışmalıyız.

      Allah (c.c.), her birimize, hayatımızın her anını gereği gibi ihya edebilmeyi, yapılacak dualar hürmetine, bağışlanan, Berât eden Müslümanlardan olmayı nasip eylesin. Berât Gecesinin Âlem-i İslam’ın kurtuluşuna vesile olmasını Yüce Mevlâdan niyaz eder, sıhhat ve afiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

BAŞIMIZA GELEN MUSİBETLER KENDİ ELLERİMİZLE İŞİLEDİKLERİMİZ YÜZÜNDENDİR.



BAŞIMIZA GELEN MUSİBETLER KENDİ ELLERİMİZLE İŞİLEDİKLERİMİZ YÜZÜNDENDİR.

    Bu dünyaya imtihan için gönderilmiş bulunmaktayız. İmtihanda olduğumuzu, hiçbir zaman unutmamalıyız. Yaptığımız her işten sorumlu olduğumuz gibi yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da sorumlu olduğumuzu bilmeliyiz. İslâm’ın emrettiği bütün ibadetleri şuurlu olarak en güzel bir şekilde yaşamalıyız. Milletimizin, insanlığın huzur ve mutluluğa kavuşması için meşru ve helâl yollardan üretimimizi artırmak için daha çok çalışmalıyız. Helâl yollardan rızkımızı temin etmek için yaptığımız her meşru üretim için yaptığımız çalışmaların da bir ibadet olduğu hakikatini kavramalı, gelecek nesillerimize de kavratmalıyız. İnsanın yaratılıp dünyaya gönderilmesinin ana gayesi kulluk yapması içindir. Rol model Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in örnek hayatını çok iyi bilmeli, O’nun hak, batıl mücadelesini ne pahasına olursa olsun savunmalı ve yaşamalıyız.

   Âyet-i Kerîmelerde: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.” (Şûrâ Sûresi Âyet:30) Âyet-i Kerimede hitap edilenler, günahkâr Mü’minlerdir. Günahı olmayan Mü’minlerin başına gelen musibetlerin sebepleri ise onların sabretmeleri, ecirlerini arttırmaları içindir. “Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa ‘Bu Allah’tan’ derler; başlarına bir kötülük gelince de ‘Bu senden’ derler. ‘Hepsi Allah’tandır’ de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!” Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.” (Nisâ Sûresi Âyet:78-79)

Nisâ Sûresinin 78 ve 79. âyetleri ve bu minvaldeki âyet ve hadisler ile birlikte bütüncül değerlendirildiğinde, İslâm’ın hayır, şer, kaza ve kader mevzularındaki inanç ve düşüncesine ışık tuttuğu görülür. İnsanlar umumiyetle elde ettikleri başarı ve iyi neticeleri kendilerine (veya inananlar Allah’a) mal ederler. Felâket, kötülük ve başarısızlıkları ise yükleyecek birisini ararlar; kendilerini kınamak ve suçlamaktan kaçarlar. Halbuki her şeyi yaratan Allah’tır; her şey O’nun takdir ve kudreti ile var olur. Ancak Allah, hiçbir kimse için doğrudan doğruya felâkete, kötülüğe rıza göstermez; kulun işlediği her günah, suç işlemede, kötülükte bizzat kendi iradesi devreye girer ve Allah, kulu öyle istediği için, iradesini o yolda sarf ettiği için öyle yaratır. Şu halde kul kâsibdir; hak eder, murat eder, Allah hâlıktır; kulun iradesine göre yaratır. 

    Yaptığım izahattan konu çok net anlaşılmış olmakla birlikte teşbihte hata olmaz diyerek; öğretmen öğrenci örneği ile de bu hususa açıklık getirmeye çalışalım: Öğretmen, bütün öğrencilerinin başarılı olması için çalışır, gayret eder. Ancak yapılan dünya imtihanlarında bazı öğrenciler 100 (yüz)tam puan alıp başarılı olurlarken bazıları daha az başarılı, bazıları başarısız, hatta bazıları imtihanda boş kağıt vererek 0 (sıfır) alırlar. Notları şeklen yazan öğretmendir fakat notu hak eden öğrencinin kendisidir. Allah (c.c.) kullarının razı olduğu işleri yapmasını emredip istemesine rağmen,  inkar edip yanlış yollara gidenlere de istediklerini yaratmaktadır. Allah (c.c.) kullarının kötülük yapmasını istemez, ikaz eder, ancak bütün uyarılara rağmen yanlışı haramı işlemek isteyenlere de zor kullanmaz, imtihan ettiği için isteyene istediğini yaratır. İradesini iyiden, güzelden, hayırlıdan yana kullananları ödüllendirir, kötü, çirkin ve zararlı olanları isteyip uygulayanları da imtihanın sonunda cezalandırır. Aslında iyilikler Allah(c.c.)’ın bir ikramıdır. Başımıza gelen kötülükler ise kendi nefsimizden ve kendi ellerimizle yaptıklarımızın yüzündendir. Bununla birlikte Allah (c.c.) günahlarımızın çoğunun affeder.Yeter ki bizler Allah (c.c.)’a hakiki kul olalım, emirlerini yapıp yasaklarından kaçınalım, günahlarımızdan dolayı pişman olup Nasuh tövbe’ler 

edelim o zaman gerçek kurtuluşa ereriz.

    Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Bakara Sûresi âyet:216)

Tercihlerimizi her zaman iyiden, güzelden yana, hak ve hakikat merkezli yapmak zorundayız. Tercihlerimiz hak ve hakikat merkezli olduğu ölçüde, Rabbimiz, mutlaka yardımını gönderecektir. İmtihan edildiğimizi hiçbir zaman unutmadan, Allah (c.c.) ‘a gerçek anlamda kulluk yapmalıyız.  “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat Sûresi âyet:56) “O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”(Mülk Sûresi âyet:2)  buyrulmuştur.

   Başıboş bırakılmadığımız dünya hayatımızı; her zaman ahlâklı, dürüst olarak, İslâm’a uygun yaşamalıyız. Ölüm, korku, açlık, mal azlığı, fakirlik, musibet, belâ, hastalık ve benzeri hususlar birer imtihandır. Bunlar dünya hayatının ayrılmaz parçalarıdır, hiç kimse bunlardan birisine yakalanmaktan kurtulamaz.Eninde sonunda, erken veya geç herkes ölecektir. İnanan akıllı kişi, başına gelen olumsuzluklara sabrederek, sahip olduğu imkânlara, nimetlere de şükrederek imtihan için gönderildiği bu dünya hayatını en güzel şekilde İslâm’a uygun olarak yaşamalıdır. Gerçek kurtuluşa ancak İslâm’ı, hayatımıza bütün alanlarda uygulamakla kavuşabileceğimizi unutmamalıyız.  

    Bu dünya hayatına gönderilişimizin ana gayesi kulluktur. Bu dünya hayatında İmtihanda olduğumuzun Şuur ’unda olarak; ölmeden önce ölebilmeli, hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekerek yanlışlardan uzak durmalıyız. Kendimiz, ailemiz, sevdiklerimiz, Milletimiz ve bütün insanlık için faydalı olmak için çalışmalıyız. İslâm’a uygun bir hayat yaşayıp, bu dünya imtihanını kazanmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.  

    omerlutfiersoz@gmail.com

ŞÜPHE YOK Kİ, ZALİMLER KURTULUŞA EREMEZLER !

ŞÜPHE YOK Kİ, ZALİMLER KURTULUŞA EREMEZLER !

    

                 ŞÜPHE YOK Kİ, ZALİMLER KURTULUŞA EREMEZLER !

     Zulüm aslı itibari ile haddi aşmak ve bir şeyi olması gereken yerden farklı bir yere koymak anlamına gelmektedir. Adalet; her hak sahibine hakkını vermek olarak tanımlanmıştır. Zulüm, Adalet’in zıddıdır. Aynı kökten gelen Zulmet (Çoğulu Zulumât) aydınlığın ve nurun zıddıdır. Haksızlık, hakkı yerine koymama, baskı, şiddet, hak yeme, eziyet ve işkence gibi anlamlara da gelmektedir. Zulüm ıstılahta; adaletsizlik, düşmanlık, hakkı engellemek, gayri meşru bir şekilde değiştirmek, noksanlaştırmak suretiyle adaletten sapmak diye tanımlanmıştır.
      Zulüm, alimler tarafından üç ana konu başlığında ele alınmıştır. 1-İnsanın Allah’a karşı işlediği Zulüm. 2-İnsanların birbirlerine karşı işledikleri Zulüm. 3- İnsanın kendi nefsine karşı işlediği Zulüm. Allah’ın hükmü adalet, onun zıddı zulümdür. Zulüm yapanlara da, Zalim denir. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde; Allah (c.c.)’ın Zalimleri sevmediği açıkça haber verilmiştir. Ayetlerin ışığında Konuyu aydınlatmaya çalışacağım. Ayet-i Kerimelerde;
     “Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut’u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.”(Bakara Sûresi âyet:258)
   “İnkâr edip zulmedenleri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları (başka) bir yola iletecek de değildir. Ancak orada ebedî kalmak üzere cehennem onları yoluna (iletecektir). Bu da Allah’a çok kolaydır.” (Nisa Sûresi âyet:168-169)
   “Yalan sözlerle Allah’a iftira edenden veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa ermezler!” “İşte böylece işledikleri günahlardan ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız.”“De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Yurdun (dünyanın) sonunun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar.”  (En’âm Sûresi âyet:21,129,135) “Cennet ehli cehennem ehline: Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbinizin size vadettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenir. «Evet!» derler. Ve aralarından bir çağrıcı, Allah’ın lâneti zalimlerin üzerine olsun! diye bağırır.” (Araf Sûresi âyet:44)“… Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Tevbe Sûresi âyet:109)
   “ Kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim olabilir? Onlar (kıyamet gününde)  Rablerine arz edilecekler, şahitler de: İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir, diyecekler. Bilin ki, Allah’ın lâneti zalimlerin üzerinedir!” “ (Ey Muhammed!)  İşte bu, (halkı helâk olmuş)  memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz; onlardan (bugüne kadar izleri)  kalan da vardır, biçilmiş ekin (gibi yok olan)  da vardır.” “Onlara biz zulmetmedik; fakat, onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap)  emri geldiğinde, Allah’ı bırakıp da taptıkları ilahları, onlara hiçbir şey sağlamadı, ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.”“Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını)  yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir). Şüphesiz onun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir!” (Hud Sûresi âyet:18,100-102) buyrulmuştur.
   “Eğer yerde ne varsa hepsi ve onunla birlikte bir misli daha o zulmedenlerin olsaydı, kıyamet gününde azabın fenalığından (kurtulmak için) elbette bunları fedâ ederlerdi. Halbuki (o gün) onlar için, Allah tarafından, hiç hesaba katmadıkları şeyler ortaya çıkmıştır.” (Zümer Sûresi âyet:47)  Zulmedenlerin karşılarına çıkacak olan şeyler, ilâhî gazap ve azaptır. Çünkü bunlara hiç ihtimal vermiyor ve hatırlarına bile getirmiyorlardı. “Zulümden sakınıp kaçınınız. Çünkü zulüm, kıyamet gününde zalime, zifiri karanlık olacaktır.”  Müslim, Birr 56
    Her zaman nefsimizle mücadele etmeli, bulunduğumuz görevlerimizde hiç kimseye zulmetmeyip adaletle iş yapmalı, Allah (c.c.)’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmalıyız.Kur’an-ı Kerim’i Önderimiz Hz,Muhammed (sas)’in örnekliğinde anlayıp yaşamalıyız. 
     Her zaman zalimlere karşı durarak, mazlumlardan yana tavır almak zorundayız. Zalimlere karşı duruşumuzu en somut anlamda gösterirken de, Zalimlerin yöntemlerine başvurup haddi aşmadan, kısas, hak, hukuk ve adalet merkezli mücadelemizi sürdürmeliyiz. Zalimlerin yöntemlerini aynen bizlerde uygulayacak olursak, sonucunda zalim değişir fakat zulümler değişmez. Her zalim’e, hukuk içerisinde hak ettiği ceza mutlaka verilmeli, cezalar uygulanırken bile adaletten vazgeçilmemelidir. Zulüm kimden gelirse gelsin, gücüne ve konumuna bakılmaksızın karşı konulmalıdır. Nice Zalim; Fravunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller gelip geçmişlerdir. Şu unutulmamalıdır ki, Zulüm ile abad olanın ahiri berbat olur.

   Mazlumların her birinin yüzleri gülecek,
    Zalimlerin saltanatına son verilecek.       
                               Ömer Lütfi ERSÖZ

    Rabbimiz, her birimize adaletli olmayı nasip eylesin. Zalim olmaktan, zulme uğramaktan da âlemlerin Rabbi, Allah (c.c.) sığınırız. Ancak bir defa zalim olmaktansa bin defa mazlum olmayı tercih ederiz. Rabbimiz,  Zalimlerin zulmüne son verip Mazlumların muzaffer olduğu günleri en yakın zamanda bizlere lütfeylesin . Dualarımızda varsınız, dualarınız da hatırlanmak ümidi ile sıhhat ve afiyetler dilerim. 

omerlutfiersoz@gmail.com

KİM BU CENNET VATANIN UĞRUNA OLMAZ Kİ FEDÂ?

KİM BU CENNET VATANIN UĞRUNA OLMAZKİ FEDÂ?

     Dinimiz İslâm, İmanımız, namusumuz, neslimiz, mallarımız, milletimiz, vatanımız, bayrağımız ve kısacası bütün kutsal değerlerimiz uğruna yapılan mücadele sonucunda hayatını kaybeden Müslüman kardeşlerimize Şehid, yaralılarımıza da Gazi ismini vermektedir. Vatan, sadece bir toprak parçası değil,  bütün kutsal değerlerimizin üzerinde özgürce yaşandığı yerdir.  Vatan olmaksızın millet, millet olmaksızın da devlet olamaz. Bir milletin gerçek anlamda varlığı, vatanın varlığına, aynı zamanda hür ve bağımsız olmasına bağlıdır.

     Şehid’lik olmadan gerçek anlamda vatan şuuru olmaz. Bugün sahip olduğumuz cennet vatanımız, kahraman ecdadımızın her karışını, kanları ile sulayıp, bize emanet ettikleri topraklardır. İstiklâl Marşımızın şairi merhum Mehmet Akif ERSOY, bu hakikati mükemmel ve muhteşem olarak şu şekilde ifade etmiştir:

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda!

Canı cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.  

      Âyet-i Kerimelerde: “Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” ( Bakara Sûresi âyet:154) “Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın…” (Bakara Sûresi âyet:190) “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.” “Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (Nisa Sûresi âyet:69) “Onlar, Allah’tan gelen nimet ve keremin; Allah’ın, Mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler.”  “Yara aldıktan sonra yine Allah’ın ve Peygamber’in çağrısına uyanlar (özellikle) bunların içlerinden iyilik yapanlar ve takvâ sahibi olanlar için pek büyük bir mükâfat vardır.” (Ali İmran Sûresi âyet:169-172) buyrulmuştur.

     Dinimiz İslam’ın emirlerini yerine getirebilmek, namusumuzu, şerefimizi koruyup, huzur ve güven içinde yaşayabilmemiz için bağımsız bir vatana sahip olmak zorundayız. O’nun içindir ki güzel ülkemiz Türkiye’mize içerden ve dışarıdan gelen her türlü ihanetle, terörle mücadele etmekteyiz. Suriye de, Irakta, Libya da v.b. yerlerde ne işimiz var diyenlere aldırış etmeden, muhatap almadan doğru bildiğimiz yolda ilerlemeli, her türlü terörden bölgeleri temizlemeli, aynı zamanda maddi ve manevi imkanlarından da faydalanmalıyız. Bütün Emperyalist güçler binlerce, on binlerce kilometre mesafeden gelip menfaatleşip, bizim aleyhimize terör gruplarını kullanırken, bunları görmemezlikten gelmek bizlere yakışmaz.Terörü nerede bulursak bulalım kaynağında kurutmalıyız. Türkiye’mizin meddi ve manevi menfaatlerini her alanda en iyi şekilde korumalıyız. Hamdolsun son dönemlerde en iyi bir şekilde korunduğuna da şahitlik etmekteyiz. Bizler güvenlik güçlerimize her zaman dua ve desteklerimizle yardımcı olmalıyız. Provokasyon yapanlara asla izin vermemeliyiz.Hamdolsun ki, güvenlik güçlerimiz bütün hainlere, teröristlere anlayacakları dilden cevapları çok net  olarak hem içeride hem de dışarıda vermekte ve vermeye de devam edeceklerdir.Vatanımızı korumak hem dini, hem de milli bir görevdir. Rabbimiz, zaferler ikram eylesin.

     Vatan, gerektiğinde uğrunda can verilen ve üzerinde medeniyet kurulan yerdir.  Mithat Cemal KUNTAY bir beyit’in de bu gerçeği şöyle dile getirmektedir:

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa; Vatandır.

     Ya Rabbi; İmanımızın gereği güzel ahlâk sahibi olarak yaşayanlardan eyle ! Bizleri vatansız bırakma! Şehidlerimize rahmet, gazilerimize acil şifalar, ailelerine ve milletimize sabr-ı cemil lütfeyle… Âmin  

   omerlutfiersoz@gmail.com

EY ZALİMLER ! EY KÂFİRLER ! YENİLECEKSİNİZ !

EY ZALİMLER ! EY KÂFİRLER ! YENİLECEKSİNİZ !

          Günümüz Müslümanlarının en çok ihtiyaç duydukları konulardan birisi, beklide en önemlisi, birlik ve beraberliktir. Birlik ve beraberlik ruhunu kaybeden toplumlar, her şeylerini kaybetmek zorunda kalırlar. Fertleri birbirine düşmüş milletler, yok olup gitmeye mahkûmdurlar. Tarih bunun en büyük şahididir. Dinimiz İslâm, birlik, beraberlik, kardeşlik hukukunu emretmiş, fitne ve tefrikanın da son derecede tehlikeli olduğunu da açıkça belirtmiştir. Güzel Ülke Türkiye’miz üzerinde oynanan çirkin oyunları gören aklıselim sahibi olan herkes, Zalimlere, Kâfirlere, hainlere karşı kenetlenerek, birlik ve beraberlik içinde mücadele etmelidir. Son günlerde yaşadıklarımız karşısında en çok ihtiyaç duyduğumuz konulardan birisi, beklide en önemlisi, birlik ve beraberliktir. Birlik ve beraberlik ruhuna sahip olanların gerçek anlamda kurtuluşa ermeleri, tefrika belasına düşenlerin de yok olup gitmeye mahkûm oldukları bilinen tarihi gerçeklerdir. Bir ve beraber olduğumuz sürece düşmanlarımızın gücünün hiçbir önemi yoktur. Ölüme severek koşan bir milleti, dünyada yaşama sevgisine sahip olanların yenebilmeleri mümkün değildir. İnanıyoruz ki kutsal değerlerimiz için yaptığımız mücadelede ölürsek şehid, kazanırsak Rabbimiz’in lütfu ile zafer bizimdir. Bizde kaybetme yoktur.

         Âyet-i Kerîmede: “(Resûlüm!) İnkâr edenlere de ki: Yakında mağlup olacaksınız ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası kalınacak ne kötü bir yerdir!” (Ali İmran Sûresi âyet:12) buyrulmuştur. Güzel ülke Türkiye’mizin çok değerli insanları! Ülkemize yapılan her türlü saldırı evangelist,  siyonist emperyalist, hiç bir zaman bizi sevmeyen, dinlerine girmediğimiz sürece de sevmeyecek olan bilinçli hareket eden düşmanlarımız tarafından yapılmaktadır.  Ülkeler bir bir parçalanmaktadır. Suriye insansızlaştırılmak suretiyle İsrail’in arzu mevûd inancını gerçekleştirmelerine yönelik olarak her türlü adımlar atılmaktadır. Ancak güçlü Türkiye’mizin milli ve yerli insanları yapılmak istenenlerin farkındadır. Milletimiz tarafından bütün oyunlar bozulacak, hak ve adalet merkezli mazlumların yüzünün güldüğü yeni bir dünya düzeni mutlaka kurulacaktır.

    Müslümanların yaşadığı ülkelerdeki mazlumlara, dünyanın zalimleri hayat hakkı tanımamakta, öldürmekte, sürgün etmekte, yakıp, yıkmakta ve soykırım uygulamaktadırlar. Doğu Türkistan, Myanmar Arakan,  Filistin, Irak, Mısır, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Libya, Yemen, Suriye  ve benzeri ülkelerde zalimlerin yaptıklarını görüyoruz. Dünyanın sessizliğine rağmen, bütün zalimlere karşı koyan, mazlumlara kucak açıp destekleyen Milletimiz olmuştur. Türkiye’mizi de karıştırarak kardeşi kardeşe düşman etmek isteyen iç ve dış hainlere karşı birlik ve beraberliğimizi, dün olduğu gibi bu günlerde de koruduğumuz sürece zafer bizlerin olacaktır. Zulüm kimden gelirse gelsin, gücüne ve konumuna bakılmaksızın karşı konulmalıdır. Nice Zalim; Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller gelip geçmişlerdir. Şu unutulmamalıdır ki, Zulüm ile abad olanın ahiri berbat olur. Zalim Esed ’in berbat olacağı günlerde yakındır.

     Zalim Esed, yaptığı zulümlerle Suriye de 10 Milyon insanı yerinden yurdundan etmiştir. Bir Milyon Suriyeliyi öldürmüş veya ölümüne sebep olmuştur. Şimdide bir milyonluk İdlib şehrine sığınan dört milyon insanı öldürerek, zulmederek, korkutarak vatanlarından çıkmalarını istemektedir. Bu zulümleri yetmemiş gibi, barış amaçlı Suriye de olan askerimize, Mehmetçiğimize kalleşçe saldırarak, 33 (otuz üç) evlâdımızı şehit etmiştir. Artık ok yaydan çıkmıştır. Bizim gücümüzü küçük görüp saldıran zalim Esed’e yaptığı misliyle ödetilecek, Türkiye’nin gücüne boyun eğmek zorunda kalacaktır. Aslın da Esed, Rusya’nın, İran’ın kuklası ve çakma köpekliğini yapmaktadır. Astana ve Soçi mutabakatlarına uymadıkları sürece her biri hak ettiği cezaya çarptırılmaktan da kurtulamayacaklardır.

     Ey zalim Esed, Putin,  hodri meydan, hodri meydan…

     Sizin gibi hayduttan korkar mı Müslüman olan…

                         Mazlumların her birinin yüzleri gülecek,

                         Zalimlerin saltanatına son verilecek.             Ömer Lütfi ERSÖZ

     Allah (c.c.)’ın yardımı, lütfu, milletimizin irfanı ile büyük bir oyun dün bozulmuş, bugünde, yarınlarda da bozulacaktır. Rusya, Amerika, İsrail, Avrupa, Çin ve benzeri Siyonist, zalim, emperyalist güçler , güçlü bir Türkiye istememektedirler. Türkiye’mize, milletimize, vatanımıza, bayrağımıza, mukaddesatımıza, bütün kutsal değerlerimize ihanet eden askerlerimizi şehit eden haydutların zalimliklerine son vermek için dün olduğu gibi bugünde İdlib de sefere çıkıp mücadele eden askerlerimize zafer lütfetmesini Rabbimizden niyaz ediyorum.         Her alanda zafere ulaşıp dünyayı adalet ile yöneten Mü’minleden olmamız duası ile  bütün şehitlerimize rahmet diliyorum.Mekanları cennet olsun. Ailelerine, Milletimize sabrı cemil, yarılı gazilerimize de acil şifalar dilerim.           omerlutfiersoz@gmail.com

MANEVİ İKLİM AYLARINDAN GEREĞİ GİBİ FAYDALANMAK


MANEVİ İKLİM AYLARINDAN GEREĞİ GİBİ FAYDALANMAK

    Değerli okurlarım, bizleri bu manevi günlere ulaştıran Allah (c.c.)’a hamdü senalar, Ümmeti olma şerefine nail olduğumuz ibadeti, tövbe- istiğfarı, duayı öğreten önderimiz, rehberimiz, rol modelimiz Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e salat ve selam olsun. Üç aylar, gafletten uyanmanın, kulluk şuuruyla arınmanın manevi iklimidir. İlâhi rahmet ve mağfiretin çokça ikram edildiği nadide zamanlardır.

     Kamer’i takvimine göre yılın yedinci, sekizinci ve dokuzuncu aylarından olan, Recep, Şaban ve Ramazan aylarına verilen isim Üç Aylardır. 25 Şubat salı günü, Üç Ayların başlangıcı olan Recep ayının ilk günüdür. 27/28 Şubat Perşembe’yi Cuma’ ya gece de Reğaib Kandilidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Receb-i şerife, yani üç aylara girdiği zaman: “Ey Rabbim, bize Receb’i ve Şaban’ı Mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır” diye dua ettiği rivayet edilmektedir. Ayrıca Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in: “Allah’ım ! Sen affedicisin, Kerîm’sin, affetmeyi seversin, beni de affet” (Tirmizî, Deavât, 84.) diye öğrettiği duayı her zaman yapmalıyız.

      Malumunuz son dönemlerde Mübarek gecelerle ilgili diğer günlerden hiçbir farkları olmadığı, o gecelerde yapılacak ibadetlerinde bid’at olduğunu ifade eden bazı gruplar bulunmaktadır. Hâlbuki Allah (c.c.), bazı geceleri diğer gecelere üstün kılmıştır. Kadir Sûresinde Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu ifade buyrulmuştur. Bazı günler diğer günlerden üstün kılınmıştır. Cuma Sûresinde Cuma gününün önemi vurgulanmıştır. Cuma günü diğer günlerden üstündür. Bazı aylar, diğer aylardan üstün kılınmıştır. Kendisinde Kur’an-ı Kerîm’in indirildiği Ramazan ay’ı diğer aylardan üstündür. Bazı Mekânlar diğer mekânlardan üstün kılınmıştır. Mesela: Mekke, Kâbe-i Muazzama, Medine, Ravza-i Mutahhara, Arafat, Kudüs, Mescid-i Aksa v.b. yerler, diğer yerlerden, şehirlerden, Mekânlardan Üstün kılınmıştır. Bahsettiğim gerçekler, Kur’an-ı Kerimde açıkça ifade buyrulmuştur. Ayrıca, önemli gün ve gecelerle ilgili olarak hadis-i şeriflerde de bilgiler verilmektedir. Bunlar tartışılamaz dini gerçeklerdir. Okuyucularımız bu önemli gün, ay ve geceleri bu bakış açıları ile değerlendirirlerse daha isabetli davranmış olurlar diye düşünüyorum.

     Rabbimiz, biz günahkârları affetmek, ödüllendirmek için bazı gün, ay ve geceleri diğerlerinden daha faziletli ve daha hayırlı kılmıştır. Unuttuğumuz kulluğumuzu gerçek anlamda hatırlayıp, tövbe ile yeniden yönelebilmemiz için, bunları vesile kılmıştır. Cuma ve bayram günlerinin de diğer günlere göre faziletleri çoktur. Ayrıca, Mevlid, Reğaib, Mirac, Berât ve Kadir gecelerinin de diğer gecelere, fazilet bakımından üstünlükleri vardır. Üç ayların içerisinde önemi çok büyük olan beş mübarek geceden dördü bulunmaktadır. Bunlardan ilki Reğaib kandilidir. Recep ayının ilk Cuma gecesidir. İkincisi ise Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin, Allah (c.c.)’ın katına yükseldiği Miraç gecesidir. Miraç gecesi Recep ayının yirmi yedinci gecesidir. Üçüncüsü Berat gecesidir. Berat gecesi; Şaban ayının on beşinci gecesidir. Dördüncü ise; Ramazan-ı Şerifin içinde olup, bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesidir. Kadir Gecesi; Ramazan’ın gerçek anlamda değerlendirilmesi için gizlenmiş olmakla birlikte, Âlimlerin çoğunluğunun görüşüne göre, Ramazan’ın yirmi yedinci gecesidir.

     Regaip, elde edilmesi arzu edilen şeylere ulaşabilmek için Allah’a çokça yönelme anlamına gelmektedir. Allah’ın rahmet, mağfiret ve bereketinin yoğunlukla hayatımıza inmesi, kulun da Yaratıcısına yönelerek bunları sıklıkla istemesinden dolayı bu adı almıştır.  Bu vesile ile içerisinde çok önemli geceleri barındıran mübarek üç aylarımızı ve idrak edeceğimiz Regaip kandilimizi tebrik eder, Âlem-i İslam’ın içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtuluşuna vesile olmasını Yüce Mevlâ’dan niyaz ederim.

      İçinde bulunduğumuz Mübarek üç ayların hemen başında, Reğaib kandili ile hayatımızı Manevi anlamda güzelleştirmemize bir fırsat olduğu bilinmelidir. Bu önemli günler, geceler ve aylar, bizlere; iyilik ve güzelliklere rağbet etmeyi hatırlatmakta; hayatımızla alakalı yeni kararlar alma imkânı sunmaktadır. Mesela: Namazlarını bir türlü istediği düzene koyamamış bir Müslüman için, üç aylık zaman dilimi kaçırılmayacak bir fırsattır. Üç ay boyunca namazlarını düzenli olarak kılmaya karar verip bu disiplinden taviz vermeyen kişi, namazdan kopmama adına önemli bir adım atmış sayılır. Gerçek anlamda şuurlu bir şekilde kılınan namaz, Müslüman’ı bütün kötülüklerden alıkoyar. Bu çok önemli gün ve geceler iyi değerlendirilmelidir. Nefs Muhasebemizi yapmamıza vesile olmalıdır. Bu önemli günlerde, ibadetlerimizi aksatmadan devam etmeye gayret göstermeliyiz. Bu güzel alışkanlıklarımızı da devamlı hale getirerek kazançlı çıkmalıyız. Her zaman yapmakla mükellef olduğumuz ibadetlerimizi bu gecelerde daha çok artırmalıyız.  Bu önemli gün ve gecelerde; Namazlar kılmalı, Oruçlar tutmalı, Çokça Kuran-ı Kerim Okumalı, fakir fukaraya maddi olarak yardımcı olunmalı, çocuklar sevindirilmeli, fitneden, fesattan, bütün olumsuzluklardan her alanda kaçınılmalı, birlik-beraberliklerimiz gerçek anlamda sağlanmalı, kısacası hayatımızın her alanında mükemmel ve muhteşem olumlu anlamdaki değişiklikler artarak devam ettirilmelidir.

       İçinde bulunduğumuz bu Mübarek ay, gün ve geceleri en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Gerçek anlamda ibadet ve taâtı yapan,  Şuurlu Müslümanlardan olmamızı, Allah (c.c.) her birimize nasip eylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

RABBİMİZ ALLAH’TIR DEYİP DOSDOĞRU OLMAK

RABBİMİZ ALLAH’TIR DEYİP DOSDOĞRU OLMAK

     Bizleri yoktan yaratıp üstün yeteneklerle donatan, kulluk yapmamız için yeryüzüne gönderen, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi, her türlü övgüye, teşekküre layık âlemlerin Rabbi Allah (c.c.)’ın  adıyla yazıma başlamak istiyorum. Sadece Allah (c.c.)’a kulluk eder ve ancak Allah (c.c.)’tan yardım dileriz. Rabbimizin bizlere rehberlik etmesi için gönderdiği Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in numune-i imtisal, rol model hayatına uygun güzel ahlâk sahibi bir hayat yaşamak için çalışıp dosdoğru olmalıyız. Rabbimiz Allah (c.c.)’tır deyip, sonra dosdoğru olarak İmanların da sebat gösterip İslâm yolunda, sırat-ı müstakimde yürüyenlere, emredilenleri yapıp yasaklardan kaçınan gerçek Mü’minlere, dünyevi ve uhrevi nimetler, ikramlar vardır.

     Âyet-i Kerîmelerde: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!…” (Hûd sûresi, âyet:112) “Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin! derler.”  Melekler,vasıfları belirtilen Mü’minlere, zikredilen müjdeleri ölüm sırasında vereceklerdir. Dosdoğru yolda yürümek, imanda sebattır. Bunu Hz. Ebu Bekir, söz ve davranışla düzgün olmak; Hz. Ömer münafıklık etmemek; Hz. Osman, amelde ihlâslı olmak, Hz. Ali, farzları edâ şeklinde yorumlamışlardır. Meleklerin, ‘korkmayınız’ müjdesi, ölüm sonrası ve geçmiş amellerle ilgilidir. ‘Tasalanmayınız’ diye müjdeleri ise, geride bırakılan evlât ve aile ile ilgilidir.

     İyi’ ye ermemiz, sevdiğimiz şeyleri Allah (c. c.) Rızası için, O’nun yolunda harcamamıza bağlıdır. Maddi ve manevi bütün varlığımızı Allah (c. c.) yolunda seferber edebilmeliyiz. “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça ‘iyi’ ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmran Sûresi âyet:92) buyrulmuştur.  ‘İyi’ şeklinde tercüme edilen âyetteki ‘birr’ kelimesi, hayrın, iyiliğin kemal noktası, Allah’ın rahmeti, rızası ve cenneti manalarında anlaşılmıştır. Bakara sûresinin 177. âyetinde ‘birr’ in etraflı bir izahı verilmiştir ki, buna göre ‘birr’, imanda, ibadette ve ahlâkta en doğru ve en güzel bir hayatı yaşamaktır. Aktardığım âyete göre böyle bir hayata ve Allah’ın lütuf ve inayetine ulaşmanın şartlarından biri, kişinin sahip olduğu ve sevip bağlandığı şeyleri Allah yolunda kullanmasıdır. Müfessirlere göre bu şeyler, servet, mevki, ilim ve beden kuvveti gibi maddi ve manevi imkânlardır. İbadetlerimizi, en güzel, en faziletli, en hayırlı olan şekilleriyle yapmak için gayret edeceğiz. Kendimiz için en iyi ev, en iyi otomobil, en iyi elbise, en iyi telefon’u almak isteyip de her şeyin sahibi Âlemlerin Rabbine, en iyi kulluğu, ibadetleri, fiili ve kavli duaları yapmazsak nankörlük etmiş oluruz. En çok sevdiğimiz şeylerden Rabbimizin rızasını kazanmak için harcamamız gerektiğini bilip mutlaka uygulamalıyız.

     Peygamberimiz Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Selem) hadis-i şeriflerde: “Veren el alan elden üstündür.” (Buhari- Müslim) “Bir hurma da olsa Allah yolunda sadaka olarak verin. Çünkü o, bir açın açlığını giderir ve suyun ateşi söndürmesi gibi günahı söndürür.” (Müsned, ibni Mace) “Helalden kazandığı maldan veren bir kulun sadakasını Allah kudretiyle alır ve herhangi birinizin deve yavrusunu büyütmesi gibi onu büyütüp Uhud dağı gibi yapar.” (Buhari, Müslim) “Şüphesizki doğruluk, (kişiyi) iyiliğe, iyilik de cennete götürür.Kişi devamlı surette doğru söyleye söyleye nihayet Allah katında sıdık (çok doğru sözlü olan) kimse diye yazılır. Yalan da (kişiyi) sapıklığa, sapıklıkta cehenneme götürür.Kişi devamlı surette yalan söyleye söyle ye nihayet Allah katında yalancı diye yazılır.” (Buhari edep 69) 2818, Müslim:2607) İslam hakkında nasihat almak isteyen bir şahsa, “Allah’a inandım, de. Sonra da dosdoğru ol…” (Müslim, İman, 38.) buyurarak dürüstlüğün imandan sonra en önemli değer olduğunu vurgulamıştır.

    Sahabeler hayır yolunda yarışmışlar. Sahip oldukları imkânların tamamını veya yarısını severek infak etmişlerdir. Bugün bu tür insanların sayıları çok olmasa da var olduğunu biliyoruz. Evinin, tarlasının tapusunu, arabasının anahtarını v.b. sevdiği şeyleri Allah Yolunda harcayan kardeşlerimiz bulunmaktadır. Âyet ve hadislerde; Mallarında cömertliği değil de, cimriliği esas alanlar, bu olumsuz özellikleri sebebi ile uyarılmakta, yanlıştan dönmeleri istenmektedir. Cimriliğe devam edenler elem verici bir azap ile tehdit edilmektedirler. Allah (c.c.)’ın lütfedip verdiği nimetleri O’nun rızasına uygun olarak harcamak kurtuluşumuza vesile olur. Bizler mallarımızın belki tamamını veya yarısını verebilecek İmana sahip olmayabiliriz. Ancak hiç değilse, zorunlu vermemiz gereken zekât, sadaka dışında da mutlaka infak amaçlı Allah yolunda harcamamız gerekir.

     Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) verdiği sözleri mutlaka yerine getirmiş, kendine verilen emanetleri zamanında sahiplerine teslim etmiş, sonucunda “Muhammedü’l-Emin”  olarak isimlendirilmiş, özü sözü bir, güvenilir asla yalan söylemeyen, yaşamı boyunca da doğruluk ve dürüstlükten hiç ayrılmayan bir rol model örnek olmuştur.  Rabbimiz Allah (c. c.) deyip imanda, ibadette, ahlâkta en doğru ve en güzel bir hayatı yaşayan gerçek Mü’minlerden olmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.    

omerlutfiersoz@gmail.com

KUDÜS KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR

KUDÜS KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR

     Birçok Peygamberin Tevhid mücadelesine ev sahipliği yapmış olan üç semavi dinin Kıblesi olmuş, çevresi mübarek kılınmış Mescid-i Aksâ, Peygamber katilleri tarafından yine işgal edilme girişimlerine maruz kalmaktadır. Kudüs, Amerika tarafından İsrail’e peşkeş çekilmek istenmektedir. Mü’minlerin bu işgali durdurmaları için tükürmeleri yeterli olacakken, maalesef yeterli tepkiler gösterilmemekte ve dünya Müslümanlarının büyük bir çoğunluğu derin uykularına ve ihanetlerine devam etmektedirler.

    Katar’a yaptırım uygulamak için efelenen Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır v.b. Arap ülkelerinin liderleri Kudüs’e sahip çıkacakları yerde, Amerika’nın, İsrail’in yanında yer almaktadırlar. Bu ülkelerin yöneticilerinin her biri zalimdir. Zulüm ile abat olunmaz. Zulüm ile abat olanın ahiri berbat olur. Zalimlerin her birini unutmadığımız gibi, kadınıyla erkeğiyle, yedisinden yetmişine cesur, kahraman Filistinli Mücahit kardeşlerimizi de asla unutmayacağız. Ya Rabbi! Cesaretli, korkusuz, yiğit Mücahit kardeşlerimize en yakın zamanda zafer nasip eyle. Yardımını esirgeme… Ey Amerika ! Ey İsrail! Berbat olacağınız günler yakındır. Yaptığınız zulümleri hiçbir zaman unutmayacağız ve unutturmayacağız. Mutlaka hesabını soracağız. Bütün oyunlarınızı gördük ve açıkça meydan okuyoruz. Ölümü severek göze alanlara karşı, ölümden korkan siz hainlerin başarı elde etmeleri mümkün değildir. Allah’ın yardımı da bizimledir. Hodri meydan…

     Ey zalim Amerika hodri meydan, hodri meydan…

     Senin gibi hayduttan korkar mı Müslüman olan…

                                Ey Amerika!15 (On beş) Temmuz’da gördünüz bizi,

                                Cihad emriyle dize getiririz hepinizi.

                                                                    Ömer Lütfi ERSÖZ

     Bütün Mazlumlara sahip çıkan, haksızlıkların karşısında duran, dünya beşten büyük diyen, zalimlerin yüzüne sen zalimsin diyebilen güzel Ülke Türkiye’mizin Başkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN, zalimlerin her birine meydan okumaya devam etmektedir. Geçtiğimiz günlerde yaptığı konuşmasında; “1947 Yılında Filistin’in sahip olduğu topraklara bugün İsrail sahip olmuş, utanmadan, sıkılmadan, şu anda dünyaya diyorlar ki ‘Filistin’e biz şimdi yeni haklar getiriyoruz’. Bırakın bu yalanı, kimi aldatacaksınız.Hayatınız yalanlarla geçmiş.Bir tarafta bakıyorsunuz, Trump yanına almış malum kişiyi, karşılarında kipalılar, onlara hitap ediyorlar ve oradan da toplayacakları alkışa bakıyorlar. O alkışlarla siz dünyanın kaderini değiştiremezsiniz.Filistin’in kaderini ise hiç değiştiremezsiniz. Hep söylüyorum, yine söyleyeceğim; Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir. Filistin’e bakışımız cennetmekân Abdülhamit Han’ın bakışı neyse bizimde bakışımız odur. Kudüs satılık değildir. Dolayısıyla da kimse bir şeyler verelim de siz burayı bize bırakın deme edepsizliğine de girmesinler. Ben yine inanıyorum ki yüzlerce, binlerce Filistinli kardeşim oradaki bu mücadeleyi kanları pahasına vermeye devam edeceklerdir. Bizlerde buna hazırız.”  diyerek kararlı duruşunu bir kez daha ifade etmiştir.Rabbimiz, Kudüs davamıza en net bir şekilde sahip çıkan  Cumhur Başkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’A ve destek veren kardeşlerimizin her birine kalb-i şükranlarımı sunarım. Rabbimiz her birinden ebeden razı olsun.

          Mescid-i Aksâ Kudüs’te, yani Kuts-i Şerif’te diğer adıyla Beytü’l-Makdis’te bulunmaktadır. Binlerce yıldır birçok medeniyete beşiklik yapan, aynı zamanda bir cazibe merkezi olan Kudüs ve çevresinde birçok Peygamberler yaşamıştır. İslam’ın ilk kıblegâhı, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s. a. s)’in İsrâ (Gece Yürüyüşü) sonrası Mîrac’a yükseldiği kutsal mekândır. Bu kutsal mekân ile gönül bağımız vardır. Kudüs, ilk olarak Hz. Ömer (r.a.)’ın fethiyle huzura kavuşmuştur. Haçlı seferleri ile Müslümanlardan alınan Kudüs, bir asra yakın bir süre bizlere hasret yaşatsa da, ikinci olarak Selâhaddin Eyyubî’nin fethi ile tekrar huzura kavuşturulmuştur. Özellikle ecdadımız Osmanlı döneminde Müslümanlar, adaletli bir yönetim sergileyerek, farklı inanç mensuplarının canına, malına ve din özgürlüklerine herhangi bir müdahalede bulunmamışlardır. Hatta gayr-i müslimler, aralarındaki anlaşmazlıkların çözümünde hep, İslam’ın adaletine sığınmışlardır. Kudüs, yeniden fethedilmeyi beklemektedir.

     Rabbimiz, Kudüs’ü, Mescid-i Aksâ’yı ve İslam ülkelerini işgale yeltenen zalimlere fırsat verme! Fiili ve kavli dualarımız sonucunda, Müslüman kardeşlerimizin içinde bulundukları zor durumdan kurtulmaları için yardımınla zafer nasip eyle! Âmin. 

omerlutfiersoz@gmail.com

DİNİMİZ İSLÂM GÜZEL AHLÂK’A ÇOK BÜYÜK ÖNEM VERMİŞTİR

DİNİMİZ İSLÂM GÜZEL AHLÂK’A ÇOK BÜYÜK ÖNEM VERMİŞTİR

    Dinimiz İslam güzel ahlâka  çok büyük önem vermiştir. İman ve ibadetlerimizin ahlâk ile sıkı bir ilişkisi vardır. İmanın ve ibadetlerin esas hedefi insanı ahlâklı kılmak, faziletlerle bezemektir. İslam ahlâkı, cihanşümul olan kapsamlı bir özelliğe sahiptir. İnsanların yaşayışlarında lazım olacak olan bütün kurallar İslam tarafından bildirilmiştir. Güzel ahlâk deyince şüphesiz aklımıza Kur’an-ı Kerîm hükümlerini en iyi anlayıp yaşayan Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in ahlâkı demek olan İslâm ahlâkı gelir. İslâm ahlâkı; İslâm’ın özü, esası ve bizzat kendisidir. İslâm ahlâkının asıl kaynağı da Kur’an ve O’nun ışığında oluşan Sünnettir.

     Ahlâk: huy, tabiat, seciye anlamına gelen ‘hulk’ veya ‘huluk’ kelimesinin çoğuludur. Kavram olarak ise Ahlâk: “İnsanın zorlanmadan, kendi hür iradesiyle inandığı değerlere bağlı olarak  gerçekleştirdiği fiil ve davranışlar bütününe”  yahut “İnandığı değerlere bağlı olarak kendi isteğiyle iyi davranışlarda bulunmak, kötülüklerden sakınmaktır” İslâmi kaynaklarda hulk ve ahlâk terimleri genellikle iyi ve kötü huyları, fazilet ve rezaletleri ifade etmek üzere kullanılmaktadır. İslâm ahlâkının asıl kaynağı Kur’an ve O’nun ışığında oluşan sünnettir. Nitekim Hz. Âişe annemiz kendisine sorulan bir soru münasebetiyle Hz. Peygamber’in ahlâkının Kur’an ahlâkı olduğunu belirtmiştir. (Müslim, Müsâfirîn 139) Bu sebeple İslâm ahlâk düşüncesi Kur’an ve Sünnet’le başlar. Bu iki temel kaynak dinî ve dünyevî hayatın genel çerçevesini çizmiş, amelî kurallarını belirlemiş, böylece daha sonra fıkıhçı ve hadisçiler, kelâmcılar, mutasavvıflar tarafından ahlâk anlayışlarının temeli oluşturulmuştur.

   İslam ile Ahlâk arasında sıkı bir bağ vardır. Her ikisinin de hedefi aynıdır.İslamiyet’in ahlâka verdiği önemi, Kuran–ı Kerim’de ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in  örnek hayatında açıkça görürüz.

     Âyet-i Kerimede: Gerçekten sen  yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem Sûresi âyet:4) buyrulmuştur.

     Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) Efendimiz; “Ben ancak güzel Ahlâkı ( üstün ahlâk değerlerini) tamamlamak üzere gönderildim” (Muvatta,Hüsnül Hulk,8) buyurmuştur.

     İnsanlar, hiçbir zaman kendi kurtuluşlarını, başkalarının felaketlerinde veya kendi yükselişlerini başkalarının alçalmasında aramamalı, yükselişlerini, kurtuluşlarını ve mutluluklarını inandığı değerlerine sahip çıkarak, ibadetlerini yaparak, sonucunda güzel ahlâk’a erişerek elde edebileceğini çok iyi bilmelidirler. İlk insanla birlikte bu süreç başlamış, insanlığın varoluşundan itibaren İlâhi dinlerin tamamı, insanlara güzel ahlâk sahibi olmayı emretmiş, son din olan dinimiz İslâm ise güzel ahlâk’ı en büyük erdem saymış ve güzel ahlâkla ilgili çok önemli kurallar koymuştur.

     İman eden ve imanın gereğini gereği ibadetlerini yapan Müslüman, güzel ahlaka ulaşmış olur. İman eden kişi hem güven altına girmiş, hem de başkalarına güven vermiş olur. Bunun içindir ki Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Hadis-i Şeriflerinde: “Müslüman, elinden ve dilinden başkalarının emin olduğu kimsedir” “İmanın en üstünü, Allah için sevmen, Allah için buğzetmendir” buyurmuştur.  Bu hadis-i şerif,  İman ile Ahlâkı birleştirmiştir. Demek ki İslam, İmana dayanan, gücünü İmandan alan bir Ahlâk getirmiştir. İman, Ahlâki davranışa; günah-sevap, haram-helal kavramlarını katmaktadır. Yalan söyleyen kişi Ahlâksızlık yapmanın yanında, Allah (c.c.)’a karşı gelmiş, günah da işlemiş olur. Bu şekilde herhangi bir yanlışa düşmemek için haramlardan kaçınarak, emredilmiş olan doğruluk, dürüstlük, yardımlaşmak v.b. güzel davranışlarda bulunmak sureti ile İslam Ahlâkına ulaşmalıyız.

      Hadis-i Şerifte: “Mü’minlerin İmanı en kuvvetli olanları, huyu (ahlâkı) en güzel olanlardır.” ( Müsnedd-i Ahmet Bin Hanbel,C.2,250) buyrulmuştur. Kuran-ı Kerim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’i bize en büyük örnek göstermekte, “Andolsun ki, Resûlüllah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”   (Ahzap Sûresi âyet:21) buyrulmaktadır. O’nun ahlakı da zaten Kur’an dır. Kur’an neyi emrederse yapar, neyi nehye derse ondan da kaçınırdı.

     İslâm, Ahlâka çok büyük önem vermekte ve onu gerçekleşecek en büyük hedef olarak almaktadır. İslâm Ahlâkının ilk temel şartı İman etmektir. İkinci şartı ise inandığını uygulamaktır. Kısacası söylediği şeyi yapmak, yapamayacağı şeyi söylememektir. Yani özü-sözü, içi-dışı, fikri-fiili bir ve aynı olmaktır. İmanının gereğini yapanlar güzel ahlâk’a ulaşırlar. Kısacası; İman + İbadet = Güzel Ahlâk.

     Allah(c.c.) güzeldir, güzeli sever ve her güzel hasleti kulları üzerinde görmek ister. Güzel Ahlâk’a sahip olanlardan olmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.  omerlutfiersoz@gmail.com

İMAN İLE İBADET VE SALİH AMEL, SAMİMİYET İLİŞKİSİ

İMAN İLE İBADET VE SALİH AMEL, SAMİMİYET İLİŞKİSİ

     İman ile İbadet ve Salih ameller, Samimiyet arasında sıkı bir ilişki vardır: İman, ibadetin kaynağı ve sebebidir. İbadet ise, İmanın desteği, gıdası ve muhafazasıdır. İbadet ettikçe, iman gürleşir, ibadeti gevşettikçe zaafa uğrama tehlikesi vardır. İman, kalpte parlayan bir ışık, bir mum ise, ibadet onu koruyan cam fanus gibidir. Bu ışık kaynağının bedenimizin her tarafını aydınlatması, hareket ve iş haline gelmesi iyi ameldir. Kökü İman olan İslam ağacının, meyveleri ibadet ve güzel ahlaktır. İman olmadan ibadetlerin bir yararı yoktur. İbadet olmaksızın imanı muhafaza etmek çok zordur. Hafif bir esintide sönüveren fanusu olamadan yanan bir mum gibidir. Onun içindir ki ibadetleri yaparak imanımızı sağlama almalıyız.

     İnsanın gerçek anlamda kurtuluşu, mutluluğu için, öncelikle sağlam bir İman’a sahip olması ve İmanın gerektirdiği şekilde Samimi olarak, Salih amellerle dolu bir hayat yaşaması gerekmektedir. İman çok önemli bir özellik olmakla birlikte, Salih amellerle desteklenmeyen İman’ın korunması, muhafazası da çok zordur. İman’la birlikte Salih amellerde gerekir. Çünkü İman’ı besleyen, güçlendiren ana unsur  Salih amellerdir.

     İlâhi emirler doğrultusunda yapılan, Allah (c.c.)’ın hoşnut olacağı çalışmalara, Salih amel denir. İman’a dayanmayan çalışmaların hiçbir önemi yoktur. İman esastır, ibadetler ise İmanın güçlü olmasını sağlayan özelliklerdir. Bu hususu bir örnekle açıklamak gerekirse; Orta Okul diploması olmayan bir kişi, gayri resmi olarak herhangi bir Liseye devam etse, yapılan her sınava katılsa ve her birinde başarılı olsa, bu kişinin sonuçta Lise diploması alması mümkün olabilir mi? Elbette mümkün olmaz ve Lise diploması alamaz. Lise diploması alması için öncelikle Orta Okulu bitirmesi gerekmektedir. Aynen bu örnekte olduğu gibi, İman’a sahip olmadan yapılacak her güzel davranışın kazandıracağı hiçbir şey yoktur. Salih amellerin kabul olmasının temel şartı İman’dır.

     İman ile İbadet ve Salih amel, samimiyet arasında sıkı bir ilişki vardır: İman, ibadetin kaynağı ve sebebidir. İbadet ise, İmanın desteği, gıdası ve muhafazasıdır.

       Âyet-i Kerimelerde:  “İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî kalıcılardır.”

    Bu âyette, dünyada Müslüman olup güzel işler yapan ve gerçekten Mü’min olarak ahirete göçen kimselerin alacakları mükâfatlar anlatılmış, orada cennetliklere verilen nimetlerin dünyadakilere benzediğine işaret edilmiştir. Ancak, ahiret nimetlerinin dünyadakilerle aynı olduğu düşünülmemelidir. Nitekim, Buhârî’nin ‘Bedü’l-halk’ bahsinde rivayet ettiği bir hadiste “Cennet ehline gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, kalplerden bile geçmeyen nimetler verilir” denilmiştir.

    “İman edip yararlı iş yapanlara gelince onlar da cennetliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.”  “İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” (Bakara Sûresi âyet:25,82,277) 

“İnanıp da iyi işler yapanlara gelince -ki hiç kimseye gücünün üstünde bir vazife yüklemeyiz- işte onlar, cennet ehlidir. Orada onlar ebedî kalacaklar.”(A’raf Sûresi âyet:42)Âyet-i kerimede Yüce Allah’ın emir ve yasaklarının insan gücü üstünde ve yapılamayacak bir şey olmadığı açıkça ifade edilmekte ve Salih amel işleyenlere cennet vade dilmektedir.

   “İnanıp, iyi işler yapanları da, içinde ebediyen kalmak üzere girecekleri, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onları koyu (tatlı) bir gölgeye koyarız.”( Nisâ Sûresi âyet:57)  “Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (Asr Sûresi âyet:1-3) buyrulmuştur.

     İnsan’ın dünyadan beraberinde götürebileceği tek şey vardır. O da sadece amelleridir. Bu hususta Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s): “Ölen kimseyi üç şey kabre kadar takip eder; çevresi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri kendisiyle kalır. Çevresi ve malı geri döner, ameli kendisiyle kalır.” (Riyâzüs Sâlihin,c.1,No:104) buyurmuştur.

     Gerçek anlamda İman eden, İmanının gereği olarak İbadetleri, Salih amelleri Samimi bir şekilde gerçekleştirenlerden olmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.   omerlutfiersoz@gmail.com