Archive for the ‘Genel’ Category

FİTNE VE TEFRİKADAN UZAK DURUP BİRLİĞİMİZİ KORUMALIYIZ

FİTNE VE TEFRİKADAN UZAK DURUP BİRLİĞİMİZİ KORUMALIYIZ

     Günümüz Müslümanlarının en çok ihtiyaç duydukları konulardan birisi, beklide en önemlisi, birlik ve beraberliktir. Birlik ve beraberlik ruhunu kaybeden toplumlar, her şeylerini kaybetmek zorunda kalırlar. Fertleri birbirine düşmüş milletler, yok olup gitmeye mahkûmdurlar. Tarih bunun en büyük şahididir. Onun içindir ki dinimiz, birlik, beraberlik ve kardeşlik hukukunun önemini belirtmiş, fitne ve tefrikanın da son derecede tehlikeli olduğunu da açıkça belirtmiştir. Her birimize düşen en önemli görev fitne ve tefrikadan uzak durup birliğimizi korumak olmalıdır.

      Dinimiz İslam, insanları kesinlikle ırk, renk, soy ve cinsiyet ayrımına tabi tutmadan aynı anlayışla kucaklamaktadır. Birlik ve beraberliğin olmadığı yerde tefrika vardır. Tefrika, girdiği cemiyetlerde, itimat-emniyet, hürmet- muhabbet, şefkat ve merhamet gibi her türlü ahlaki güzellikleri ortadan kaldırır.

Her birimiz elimizden gelen maddi ve manevi unsurlarımızı seferber ederek, güzelim ülke Türkiye’miz üzerinde oynanmak istenen oyunun olumsuzluklarını gidermek için gece gündüz demeden çalışmalıyız. Kesinlikle fitne ve fesattan uzak durarak, birliğimizi, dirliğimizi korumak zorundayızBirlik-beraberlik ruhunu koruduğumuz sürece başarılı olmamız, Rabbimizin lütfu ile kaçınılmaz olacak, önümüzde hiçbir güç ve onun maşaları duramayacaktır.

      Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlarının teröre destek vermelerinden dolayı haklı olarak görevlerinden alınmalarını gerekçe göstererek Ülkemizi karıştırmak isteyen iç ve dış hainlere kesinlikle pirim verilmemelidir. Türkiye’miz üzerinde oynanmak istenen oyunun, darbe girişiminin olumsuzluklarını 15 Temmuz gecesi nasıl bir ve bütün olarak gidermişsek, bundan sonra da aynı kararlılıkta devam etmeliyiz. Güzel Ülke Türkiye’mize, içeriden ve dışarıdan hainlik edip, sivillere, güvenlik güçlerimize saldıran hain teröristlerin, zalimlerin her birinin tuzaklarını, nasıl boşa çıkarmışsak, beraberliğimizi sürdürdüğümüz sürece de, Allah (c. c.)’ın izni ile hiçbir güç karşımızda duramayacaktır. Hem içeride hem de dışarıdaki teröristler nerede olurlarsa olsunlar mutlaka cezalandırılacaklardır. Kuzey Irak’a da çok kısa süre içinde girilerek terör yuvalarının yerle bir edileceğine inanıyorum.

     Yeryüzünde cereyan eden bütün olumsuzlukların Müslümanların aleyhine olduğunu hepimiz görebiliyoruz. Dünya’nın birçok yerinde yapılan zulüm, işkence, vahşet, kan, gözyaşı vb. olumsuzlukların hemen hemen büyük çoğunluğu Müslümanların yaşadıkları coğrafyalarda, Müslümanlara reva görülmektedir. Bu yaşanan olumsuzlukları görmemek için kör, duymamak için sağır ve anlamamak içinse akılsız olmak lâzım gelmektedir. Her birimiz elimizden gelen maddi ve manevi unsurlarımızı seferber ederek, güzelim ülkemiz Türkiye’miz üzerinde oynanmak istenen oyunun olumsuzluklarını gidermek için çalışmalıyız.  İçeriden ve dışarıdan hainlik edip, sivillere, güvenlik güçlerimize saldıran teröristlerin her birinin tuzaklarını boşa çıkarmak için, gayret sarf etmeliyiz. Kesinlikle fitne ve fesattan uzak durarak, birliğimizi, dirliğimizi korumak zorundayız. Birlik ve beraberliği koruduğumuz sürece başarılı olmamız kaçınılmaz olacaktır. Güçlü bir Türkiye’nin mazlumların muzaffer olmasını sağlayacağı da aşikârdır.

     Türkiye’mizde en geniş anlamda insan haklarına, özgürlüğe sahip olmalarına rağmen, dış ve iç ihanet şebekelerinin oyuncağı olan, kardeşlikten anlamayan, birliği bozan terör faaliyetlerine devam eden teröristlere gerekli cezaların verilmesinden daha doğal ne olabilir ki… Elbette anladıkları dilden cevapları verilecektir. Kısacası; Devletin şefkatine razı olmayanlar, kudretine boyun eğmek zorunda kalırlar. Müslümanlar; kardeşlik, dayanışma, birlik ve beraberlik içerisinde maddi-manevi unsurlarını seferber ederek bu olumsuzlukları gidermek zorundadır. Müslümanlar dünkünden daha çok bugün, kardeşlik dayanışma, birlik ve beraberlik içerisinde maddi ve manevi unsurları seferber ederek, güzelim Ülkemiz Türkiye üzerinde oynanmak istenen oyunun olumsuzluklarını gidermek zorundadırlar. İçeriden ve dışarıdan güzel Ülkemiz Türkiye’ye düşmanlık eden hainlerin tuzaklarını boşa çıkarmak için, birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşlik hukukumuzu muhafaza etmek zorundayız. Türkiye’mizin maddi ve manevi yönden güçlenmesi, birlik, beraberlik ve kardeşlik için çalışanlara selam olsun.

     Âyet-i Kerîmelerde: “Hepiniz toptan Allah’ın ipine (İslam’a) sarılın, ayrılmayın, Allah’ın size olan nimetini anın; düşmandınız, kalpleriniz arasını uzlaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar” “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.”       (Al-i İmran Sûresi âyet:103, 105)  “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (Hucurat Sûresi âyet:10) buyrulmuştur.

     Fitne ve tefrikadan uzak durup birliğimizi, kardeşliğimizi koruyup, maddi ve manevi yönden huzur ve mutluluk içinde yaşamamız duası ile…  

omerlutfiersoz@gmail.com

KURBAN; SADAKAT, SAMİMİYET, TESLİMİYET VE İHLÂSIMIZI GÖSTERİR

KURBAN; SADAKAT, SAMİMİYET, TESLİMİYET VE İHLÂSIMIZI GÖSTERİR

       Kurban; İhlâsımızı, samimiyetimizi, sadakatimizi ve teslimiyetimizi gösterir. Kurban, insanlıkla yaşıt en eski, ama eskimeyen, her yıl yenilenen, Allah (c.c.)’ın Rızasına eriştiren bir ibadettir. Rabbimiz, Kurban keserek yoksul ve düşkünleri gözetmeyi her birimize lütfeylesin. Kurban İbadeti, cimriliğimizi tedavi ettiği gibi, Cömert olmamızı sağlar. İhtiyaç sahiplerini düşünüp yardım etme duygusuna sahip olmamızı sağladığı için, merhamet duygumuzu coşturur. Vermeyi, paylaşmayı, gerçek anlamda gönülden yaşamamıza imkân sağlar. Kurbanımızın etinden, ihtiyaç sahiplerine verdikçe, çok özlü ve önemli dualar almamız kaçınılmaz olur.

      Malumunuz önümüzdeki cumartesi günü arife, pazar günüde Kurban Bayramının birinci günüdür. Teşrik tekbiri; arife günü sabah namazında başlar ve dördüncü bayram ikindi namazı sonrası dâhil olarak 23 (Yirmi üç vakit), “Allahu Ekber, Allahu Ekber, La ilahe illallahu Vallahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahilhamd” denilerek ikmal edilir.

     Arife, bilinen gün anlamına gelmektedir. Bayramı müjdeleyen, bayramdan önceki gündür. Arife, Bayram ve fırsat bulduğumuz zaman dilimlerinde kabirleri ziyaret edip, çokça tefekkür etmeliyiz. Kabir ziyareti, insanlara ahireti hatırlatır. Bu ziyaretler vesilesi ile bir gün mutlaka öleceğimizi hatırlamış oluruz. Bu hatırlama aslında hayatımızı daima güzel ahlak esaslarına göre yaşamamız gerektiğini de beraberinde getirir. Dünyanın imtihan yeri olduğu, dolayısı ile bu imtihanda mutlaka başarılı olmamız gerektiği anlayışı bizlerde hâkim olmalıdır. Aslında ölüm, dinimize göre bir yok oluş değil, gerçek manada var oluşun başlangıcıdır.

          Hz. Âdem  (a.s.)’ın çocukları Habil ile Kâbil, Allah (c. c.)’a birer kurban takdim ederler. Kâbil’in kurbanı reddedilir ve Habil’inki kabul olunur. Bu olay Kuran-ı Kerîm de şöyle anlatılır:  “Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), ‘Andolsun seni öldüreceğim’ dedi. Diğeri de ‘Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder’ dedi.

     Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerîm, takva sahibi olan bir gönül üzerinden bir başka kurban kıssasını anlatır: Uzun yıllar evlat hasretiyle yanıp tutuşan Hz. İbrahim(a. s.), Allah (c. c.)’ dan bu hasretin bitmesini ister.  Hz. İbrahim (a. s.)’ın duasını Yüce Mevlâ kabul buyurmuş, Salih bir evlât lütfetmiştir. Hz İbrahim verdiği söz gereği evlâdını kurban etmesi gerekmektedir. Bu husus Kur’an-ı Kerîm de şöyle ifade buyrulmaktadır: Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? Dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşAllah beni sabredenlerden bulursun, dedi. Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim’e selam! Dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim Mü’min kullarımızdandır.” (Saffat Sûresi âyet:102,111).    

     Bu âyetlerde, Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmesi anlatılır. Bu kıssa bir imtihandır. Bu imtihan, Peygamber olan baba ile oğlu arasında cereyan etmiştir. Şöyle ki, Hz. İbrahim’in iki oğlu vardı: İsmail ve İshak. Kur’an-ı Kerim’de kurban edilecek çocuğun isminden söz edilmez. Ancak Müfessirlerin kanaatine göre, İsmail’dir. Zira olay göçten hemen sonra olmuştur ki, o zaman İsmail vardı. Ayrıca olay Mekke’de geçmiştir. Mekke’ye gelen de İsmail’dir. İbrahim (a. s.) gece  rüyasında, birisinin kendisine,  ‘Allah sana oğlunu boğazlamanı emrediyor’ dediğini duymuş, sabah olunca bunun şeytandan mı, Rahmân’dan mı olduğu hususunda tereddüt etmiş, üç gece rüyayı üst üste görünce bunun Allah (c.c.)’tan olduğunu anlamış ve gereğini yapmak isteyince,  Oğlu İsmail yerine, Kur’ ban etmesi için bir Koç gönderilmiştir.  

     Âyet-i Kerîmede: “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!”(Hac Sûresi âyet:37) buyrulmuştur. Bu âyet, genel olarak bütün ibadetlerde iyi niyet ve ihlâsın gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anlaşılıyor ki, ibadetlerimizde bizi Allah rızasına ulaştıracak olan temel unsur, kalplerimizin takvası, yani bu ibadetleri, gösterişten uzak olarak sırf Allah rızası için yapma çabasıdır. Nitekim Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s.) bir hadislerinde; “Amellerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyeti ne ise, eline geçecek olan da odur” buyurmuşlardır.

     Kurban, İbrahim’i bir sadakatin, İsmail’i bir teslimiyet’in, Muhammedî bir muhabbetin ortaya konmasıdır. Bu güzel hasletleri hayatımıza hâkim kılanlardan olmamız duası ile Arife günümüzü, İdrak edeceğimiz Kurban Bayramımızı kutlar, Milletimiz ve İslam Âlemi için hayırlara vesile olmasını Allah (c.c.)’tan niyaz eder, sıhhat ve afiyetler dilerim. 

 omerlutfiersoz@gmail.com

BİD’AT VE HURAFELERLE MÜCADELE ÇOK ÖNEMLİDİR

BİD’AT VE HURAFELERLE MÜCADELE ÇOK ÖNEMLİDİR

     Bid’at ve hurafelerle mücadele çok önemlidir. Müslüman; İslâm dininin özüne, ana kaynaklarına aykırı olan her şeyi, kimden kaynaklanırsa kaynaklansın, reddetmesini bilmelidir. Müslüman; Kur’an ve Sünnet’e uygun bir hayat yaşadığı sürece, bid’at ve hurafelerden gereği gibi kurtulmuş ve korunmuş olur.

     Bid’at; icat olunan, sonradan ortaya çıkan anlamına gelmektedir. Asr-ı saâdetten sonra ortaya çıkan, şer’i bir delile dayanmayan inanç, ibadet, fikir, tutum ve davranışlar için kullanılan bir terimdir. “Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’den sonra ortaya çıkan, İslâm’a, şeri delillere uygun olmayan eksiltme veya ekleme özelliğini taşıyan her şey”  diye tarifi yapılmıştır. Kısacası; Kur’an ve Sünnet ’teki emir ve yasakların bazılarının değiştirilip yanlış uygulanması demektir. Müslümanların kesinlikle bid’at ve hurafelerden uzak durarak, İslâm’ın emir ve yasaklarına sadık kalarak bir hayat yaşamaları arzulanan bir durumdur.

    Hurafe (batıl inançlar); dinimiz İslam ile ilgi ve alakası bulunmayan, birtakım yanlış görüş, inanış ve uygulamalara verilen isimdir. Hurafelerin kimi kasıtlı olarak içimize sokulmuş, kimi de bilgisizlikten kaynaklanarak toplumumuzda maalesef yer bulmuştur. Örnek vermek gerekirse; Türbe ve tekkelere mendil bağlamak, çaput bağlamak v.b. gibi.

     İslâm; bid’at ve hurafelerden uzak, Kur’an ve Sünnet merkezli evrensel bir dindir. Âyet-i Kerimede; “Şüphesiz bu (İslâm), benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.”  (En’âm sûresi âyet:153) buyrulmuştur. Kuran-ı Kerîm’in ve Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)’in sünnetleri ile belirttiği hak yoldan ayrılmamak gerekir.

     Bir hadis-i şerifte; “Her kim bizim bu işimizin (Dinimizin) içine ondan olmayan bir şeyi yeniden sokarsa, o yapılan merduttur, başına çalınır.” (Riyâzü’s Sâlihîn, C.1,No.168) buyrulmuştur.

     Bid’at ve hurafeler;  İslâm’ın, farklı sosyal ve kültürel yapıya sahip olan toplumlar arasında yayılması sonucunda ve de art niyetli kişilerin, kasıtlı olarak uygulamalarından doğmuştur. Yani kökeninde ya cehalet ya da ihanet yatmaktadır.

     Bid’at’ın kapsamının sadece dini konularla sınırlı olduğu hususunda, İslâm âlimlerinin görüş birliği mevcuttur. Bu sebepledir ki, inanç ve ibadet hayatının dışında kalan yenilikler bid’at kavramına girmezler. Çünkü itikat ve ibadet konuları, vahiy mahsulü olup, eksiltilip, artırılması, kısacası değiştirilmeden kabul edilip uygulanması gereken ana unsurlardır.

          Bid’at ve hurafelerle mücadele çok önemlidir. Ancak mücadele ederken de, yenilerini ihdas etmemek, fitne ve fesada sebep olmamak gerekir diye düşünüyorum. Her türlü bid’at, hurafe,  batıl inançlar, İslâm’ın özüne aykırıdır. Elimizde, Kuran ve sağlam hadis kaynakları mevcuttur. Bu ana kaynaklardan gereği gibi beslenip, toplumumuzu aydınlatan, özüyle sözü, yaşantısı uyumlu olan güzel ahlâk sahibi âlimlerimizin ilimlerinden yararlanarak, hayatımızı, bid’at ve hurafelerden uzak, İslâm’a uygun bir şekilde yaşamalıyız. Gerçek anlamda kurtuluşu ancak bu şekilde elde edebiliriz.

     Rabbimiz, bid’at ve hurafelerden uzak durarak, Kur’an ve Sünnette emredilenlere uygun güzel bir hayat yaşayıp, kurtuluşa erenlerden olmamızı her birimize nasip eylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

İYİLİĞİ EMRETMEK VE KÖTÜLÜKTEN MEN EDİP SAKINDIRMAK

İYİLİĞİ EMRETMEK VE KÖTÜLÜKTEN MEN EDİP SAKINDIRMAK

     İyiliği emretmek ve kötülükten men edip sakındırmak, şartlarını taşıyan bütün Müslümanların asli görevlerindendir. İslâm’ın, iyi, doğru, güzel kabul ettiği hususlara Ma’ruf, kötü, çirkin ve yanlış kabul ettiği hususlara da Münker denilir. İyilik ve kötülük kavramlarının belirleyicisi Kur’an ve Sünnet’tir. Allah (c.c.) ve Resulü Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in iyi dedikleri iyi, kötü dedikleri de kötüdür. Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker; “İyiliği emretmek ve kötülükten men etmek, sakındırmak” anlamına gelmektedir.      Emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil-münker; İslâm davetinin, tebliğinin temelini teşkil eden, dini, ahlâki ve hukuki bir tabirdir.

     Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerîm’de: “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran Sûresi âyet:104)

    “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız…” (Ali İmran Sûresi âyet:110)

    Müfessirler, Ali İmran 104. âyet emri uyarınca, Müslümanlar içinde, iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan bir içtimaî kontrol müessesesinin bulunmasının farz olduğunu belirtmişler; ancak, bu görevi üstlenen kişilerde, görevin iyi ve hakkaniyete uygun olarak yerine getirilmesini mümkün kılacak bazı şartların bulunması gerektiğine de işaret etmişlerdir. İyiliği emredip, kötülükten sakındırmak görevini hiçbir Müslüman yapmazsa, farz-ı ayn olan görevi yapmamalarından dolayı bütün Müslümanlar sorumludurlar.

     Her birimiz öncelikle kendimizden sorumluyuz. Ancak ferdin sadece kendini ıslah etmesi ve kendisi ile meşgul olması yeterli değildir. Her fert ailesinden, yakınlarından ve aynı zamanda toplumun ıslahından da sorumludur. Yapılan yanlışlıklar karşısında, ehil olan kişilerin ikazları ve insanları kötülüklerden sakındırıp vazgeçirmeye çalışmaları dini bir görevdir.

     “Mü’min erkeklerle Mü’min kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir.” (Tövbe Sûresi âyet:71)

     İctimaî şuûr, fertlerin dinî ve ahlâkî kusurları ve kötülükleri karşısında da duyarlı olmak zorundadır. Tövbe Sûresinin 71. Âyet-i Kerîmesin de; Kadın olsun erkek olsun Mü’minlerin, birbirlerine iyiliği emredip kötülükten alıkoymalarının, aralarındaki velayet bağı ve kardeşliğin zaruri bir sonucu olduğuna işaret edilmiştir. Bu görev ve yetki cinsiyet farkı gözetmeden İslâm toplumunun bütün fertlerine verilmiştir.

     “Tövbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. O Mü’minleri müjdele!” (Tövbe Sûresi âyet:112) buyurulmuştur.

     Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) hadis-i şeriflerinde: “İçinizden her kim bir münker ; (yani kötülük) görürse onu eliyle önlesin. Buna gücü yetmeyen diliyle ona karşı çıksın. Bunu da yapamayan kalben buğzedip kötülüğe öfke duysun ki, artık bu İman’ın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman,78; Tirmizi, Fiten,11) buyurmuştur.

     Çok önemli ve kutsal olan tebliğ görevini ehil kişilerin, cebir, şiddet, güç, baskı ve zorlama olmaksızın, yumuşak, tatlı ve güzel sözler söyleyerek, iyiliği emredip, kötülükten sakındırma hususunda İslâm’ın emir ve yasaklarına riayet edilerek yapılması gerekir. Sosyal hayatın düzeni, gerçeklerin duyurulması ve yanlışların düzeltilmesi esasına bağlıdır. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in tebliğ metodu örnek alınmalıdır.

     İyiliği emir, kötülükten nehiy toplumun kendi kendine oto-kontrol sistemini sağlamaya yönelik olan bir farzdır. Bu farz, ne kadar samimiyetle, planlı, programlı uygulanırsa; toplumdaki suç oranları azalacak, sevgi, kardeşlik, barış ve huzur ise artacaktır. İslâm ile insan arasındaki bütün engellerin gerçek anlamda kaldırıldığı bir dünya da yaşamayı hedeflemek en büyük arzumuz olmalıdır.

     Allah (c.c.), her birimize İslâm’a göre gerçek anlamda hayat yaşamayı, iyilikleri emredip, kötülüklerden sakındırmaya çalışanlardan olmayı nasip eylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

15 TEMMUZ’U UNUTMA, UNUTTURMA!

15 TEMMUZ’U UNUTMA, UNUTTURMA!

     Güzel Ülke Türkiye’miz üzerinde yıllardır oynanan oyunlara, ihanetlere 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı bir yenisi daha eklenmiş, bir grup gözü dönmüş hain, zalim cuntacı grup, darbe, işgal girişiminde bulunmuştur. Ancak, halkımızın meydanlara inmesi ile beklemedikleri, hesaba katmadıkları bir tepki ile karşılaşmışlardır. Allah (c.c.)’ın Lütfu, Cumhur Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Cesareti, kararlılığı sonucu ölümüne vatanseverleri meydanlara davet etmesi, Başbakanımızın, Bakanlarımızın, Hükumetimizin, Milletvekillerimizin, Milletimizin feraseti,  Darbeye karşı olan askerlerimizin, polislerimizin kahramanlıkları,  Siyasi Partilerin büyük çoğunluğunun karşı tavır koyuşu,  Medyanın milli iradeye güçlü desteği, farklı görüşteki bütün insanlarımızın birlikteliği, halkımızın sokaklara inerek iradesine sahip çıkarak, tankların, topların, durdurulması için ölümüne mücadelesi sonucunda, zalimlere, hainlere gerekli direniş   gösterilmiş, darbecilere, darbe yapılmıştır.

     15 Temmuz 2016 Darbe girişiminin hemen akabinde meydanlara çıkarak Valilik önünde ilk günden itibaren düzenli olarak darbeye karşı duruşumuzu net olarak göstermenin manevi huzurunu yaşamaktayım. Ayrıca 16/17 Temmuz Akşamı Mevlana Meydanında Konuşma yaparak duruşumuzu, net bir şekilde ortaya koymuş olduk. Darbe girişiminin hemen akabinde dört yazı yazmıştım. Yazılarım ile konuşmamın linklerini ekte sunuyorum.

     http://www.yenikonya.com.tr/yazar/omer_lutfi_ersoz-30/milletimiz_bir_destan_yazmistir-3816

https://www.konhaber.com/yazar-ser_gibi_gorunen_bazi_seylerde_hayir_hayir_gibi_gorunenlerde_de_ser_olabilir-10420.html
http://www.dogruses.com/yazarlar/omer-lutfi-ersoz/4300-birlik-ve-beraberligimiz-daim-olsun.html
http://www.haberfark.net/bu-gunes-batmayacak-ta-ki-mahsere-kadar-29469yy.htm

Güzel Ülke Türkiyemizi, Vatanımızı, Bayrağımızı, Milletimizi seven her görüşten kardeşlerimizin yoğun katılımları ile Cuntacılara karşı olup, Milli iradeye sahip çıktık. Demokratik tepkilerimizi, Konya Mevlana Meydanında Saat 03:00 sularında Kardeşlerimize hitap ederek görüşlerimi aktarma imkanına sahip olduğum, gençlerin cep telefonları ile çektiği video ektedir. Rabbimiz, bütün duyarlı Kardeşlerimizden Razı olsun.

Ömer Lütfi Ersöz paylaştı: 17 Temmuz 2016 Pazar

     Türkiye’mizi, Vatanımızı, Bayrağımızı seven, Milletimiz ’in güzel insanları, korkmadan, büyük bir cesaretle saflarını belli ederek, cuntacılara karşı gelerek bir destan yazmıştır. İlk andan itibaren sokaklara inerek, Milli İradeye sahip çıkmıştır.  Türkiye bir muz Cumhuriyeti değildir. Milletimiz dik durup, eğilmemiş, Türkiye’mizi Darbecilere teslim etmemiştir. Hakkın ve Halkın önünde hiç bir güç duramaz. Halkımız, demokratik tepkilerini bulundukları şehirlerin büyük meydanlara inerek göstermişlerdir.

     Bu güne kadar eşi ve benzeri görülmemiş şekilde ilk günden itibaren bir halk hareketi gerçekleştirilmiş, darbeciler durdurularak tutuklanmaları sağlanmış, sabaha kadar, fiili ve kavli dualar yapılmış, Yasinler, Fetihler, Fatihalar, hatimler, salalar, ezanlar okunmuştur. Adını Yurtta Sulh Konseyi olarak lanse eden bir grup gözü dönmüş cuntacı, Milli İradeye,  Türkiye Büyük Millet Meclisine, Milletvekillerinin üzerlerine, Emniyet Müdürlüklerine, Önemli Kamu Kurumlarımıza F 16‘lar, helikopterler ile bombalar atılmış, sivil halkımız silahlarla taranmıştır.

     Demokrasiye, Milletimize hiç çekinmeden kurşun sıkan, öldüren cuntacı hainlere hak ettikleri en ağır cezalar verilmiştir ve verilmeye devam edecektir. Allah (c. c.)’ın yardımı, lütfu, milletimizin irfanı ile büyük bir oyun bozulmuştur.  Ne kadar şükretsek, hamt etsek azdır diye düşünüyorum. Türkiye’mize, Milletimize, Vatanımıza, Bayrağımıza, mukaddesatımıza, bütün değerlerimize ihanet etmeye kalkan cuntacılara, Milletimiz en güzel cevabı vermiştir. Allah (c.c.)’ ın Lâneti, bütün zalimlerin, hainlerin üzerine olsun.

     Darbecilere karşı duran, destan yazan, bulundukları yerlerdeki büyük meydanları doldurarak iradesine sahip çıkan Milletimizi gönülden tebrik ediyor, alkışlıyorum. 15 Temmuz’u Unutmamak ve unutturmamak için üçüncü yılında yeniden meydanlarda olmamız gerekir. Bizler Konya da Mevlana meydanında olacağız inşAllah.       Bugüne kadar destek veren, bundan sonrada desteğini her yıl düzenli olarak sürdürüp nöbetine devam edecek bütün kardeşlerimize kalb-i şükranlarımı sunarım. Rabbimiz, her birinizden Razı Olsun.  Cuntacılara karşı haklı mücadelede hayatını kaybeden Şehitlerimize, Allah (c. c.), Rahmet eylesin. Mekânları Cennet Olsun. Gazilerimize hayırlı bereketli uzun ömürler dilerim.

     Rabbimiz, her türlü iç ve dış fitneden her birimizi korusun. Allah (c.c.) yâr ve yardımcımız olsun, bir daha 15 Temmuzlar yaşatmasın.(Âmin)     omerlutfiersoz@gmail.com

İBRET ALMAK İÇİN YERYÜZÜNDE GEZİP DOLAŞMAK

İBRET ALMAK İÇİN YERYÜZÜNDE GEZİP DOLAŞMAK

     İbret almak için yeryüzünde gezip dolaşmak, mükemmel ve muhteşem bir şekilde yaratılmış olan coğrafi güzellikleri ve bütün varlıkları tanıma amaçlı yapılan geziler çok önemlidir. Âyet-i Kerîmede: “De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bir bakın. İşte Allah bundan sonra (aynı şekilde) ahiret hayatını da yaratacaktır. Gerçekten Allah her şeye kadirdir.” ( Ankebut Sûresi âyet:20) buyrulmuştur. Rabbimizin, Yeryüzünde gezip dolaşın emri gereği; Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Konya Şubesi,  “Yazılacak Çok Şeyimiz Var” konu başlıklı gezi programlarını her yıl düzenlemektedir. Kültür ve Turizm’in Başkenti Konya’dan,  doğal güzelliklerle dolu Karabük, Safranbolu, Bartın ve Amasra’ya Gezi düzenlenmiştir.

     Geziye TYB Konya Şube  Başkanı Prof. Dr. Hayri Erten, Mustafa Güçlü,  bendeniz Ömer Lütfi Ersöz, Şener İşleyen,  Nihat Abayhan, Melahat Ürkmez,  Saffet Yurtsever,  Ahmet Köseoğlu, Ahmet Çaycı,   Faruk Koçak,  Hüzeyme Yeşim Koçak, Serpil Yalçınkaya, Anuş Gökçe, Sadık Gökçe,  İsmail Detseli, Mustafa Balkan, Bedir Köseoğlu, Ziya Kuz, Bekir Şahin, Muhammed Acıyan, Kazım Öztürk, Salih Sedat Ersöz, Mustafa Güden, İbrahim Can, Cemil Paslı, İbrahim Günay, Ahmet Aka, Zeki Oğuz gibi gazeteci, yazar, fotoğraf sanatçısı, akademisyen ve aile fertlerinden oluşan kırk altı kişilik bir heyet katılmıştır.

    Tarihi birikimi olan, kadim başkent, şehircilik anlamında özel bir yere sahip Konya’mızdan, geçtiğimiz hafta sonu,  cumartesi günü sabahın erken saatlerinde çıktığımız yolculuğumuz çok keyifli geçti. Çok değerli kardeşlerimiz ile yolculuğumuz süresince birbirinden özlü ve güzel sohbetler yapma imkânına sahip olduk. Bu sohbetler, şakalaşmalar, toplu yapılan ibadetler dostluklarımızın pekişmesine vesile olmuştur. Karabük Öğretmen evine uğrayıp öğle yemeğimizi yedikten, eşyalarımızı yerleştirip namazımızı eda edip Karabük şehir turu atmamız sonrası Konya da öğretmen olarak çalışmış Ramazan Uzuntarla’nın rehberliğinde Safranbolu’yu gezdik. Sırasıyla Safranbolu evlerini, Tokatlı Kanyonu, Seyir terasını, ters evi ve çarşı merkezindeki Camileri, iş yerlerini gezdik. Konya Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü’nün eniştesi Hüseyin Özcan Bey’in sahibi olduğu ters ev gerçekten enteresan. Binanın çatısı yerde, binanın tabanı yukarıda ve eşyalar tavanda montelenerek yapılmıştır. Konya’mızın Akören/Bozkır sınırları için bulunan Kanyon bölgesinde Seyir tepesi, maceracıların en eğlenceli sporu ‘İpli Makarayla Geçiş’, ters ev v.b. güzellikler oluşturularak Turizme kazandırılması çok güzel olur. Yetkililerimizin dikkatine sunuyorum. Safranbolu gezimizi tamamladıktan sonra Karabük Belediye Başkanının organize ettiği, ev sahipliğini Karabük Gazeteciler Cemiyet Başkanı Metin Kaya ile ikinci Başkan Nuray Alpboğa’nın üstlendiği, müteşekkir olduğumuz yemek sonrası istirahatimizi gerçekleştirdik.

     Pazar sabahı Karabük’ten ayrılarak, filmlere konu olan Bartın yolu üzerinden Amasra’ya geçtik. Amasra da Melih Saylan rehberliğinde; Ceneviz Kalesi, Cuma hutbelerinin halen orijinaline uygun olarak Kılıç ile çıkılarak okunan Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı Fatih Camiini ve tarihi Şapeli ziyaret ettik.Gezinin bir bölümünde Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır’ın daveti üzerine beraber çay içerek sohbet etme imkânına sahip olduk. Amasra gezisinin ardından Bartın’a geçtik. Bartın Belediye Başkanı Cemal Akın ile güzel bir sohbet sonrası Nihal Çıngı’nın rehberliğinde şehri gezdik. Kent Müzesi ve Bartın Çayına hayran kalıp çok beğendiğimizi belirtmek isterim. Konya TYB üyesi Yazarların Bartın da olduğunu haber alan 22. Dönem Ak parti Bartın Milletvekili Hacı İbrahim Kabarık, Bartın Çayına nazır restoranında bizleri misafir ederek akşam yemeği ikram etti. Gezimizde; Batı Karadeniz bölgesinde yer alan, güzel yurdumuzun yemyeşil dağları, ormanları, akarsuları, gölleri ile Türkiye’mizin harika yerlerinden olan, emeğin sembolü Karabük’ü, adını Safran bitkisinden alan Safranbolu’yu, sokakları gül kokulu Bartın’ı ve Cennetmekân Fatih Sultan Mehmet Han’ı kendine hayran bırakıp ‘Lala, Çeşm-i cihan bu mu ola!’ Dedirten Amasra’yı gezip gördük. Allah (c. c.)’ın yarattığı doğal güzellikleri seyredip, çeşit çeşit nimetlerinden sıhhat ve âfiyet içinde müstefit olduğumuz için ne kadar şükretsek azdır diye düşünüyorum. Rabbimiz, verdiğin sayısız nimetler için, hiç birini yalanlamadan, nankörlük etmeden, Cennet gibi topraklarda yaşadığımız için sonsuz şükürler olsun. Ya Rabbi! Bizleri kulluğunda daim eyle! Rızana uygun, güzel ahlâk sahibi, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s. a. s.)’in örnek hayatını kendimize gerçek rehber edinerek, Mü’mine yakışır bir hayat yaşamayı nasip eyle! (Âmin)

      Karabük,  Safranbolu,  Bartın,  Amasra gezisinin organizesinde emeği geçen; başta TYB Konya Şube Başkanı Prof. Dr. Hayri Erten’e, Yönetim Kuruluna, Selçuklu Belediye Başkanı Sayın Ahmet Pekyatırmacı’ya, Karabük Belediye Başkanı Sayın Rafet Vergili ’ye, Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır’a, Bartın Belediye Başkanı Sayın Cemal Akın’a, Yönetmen Saffet Yurtsever’e Katılımcıların her birine, büyük bir özveri ile hizmet eden Yusuf Özdemir’e, Süleyman Gençtürk’e ve emeği geçen bütün  kardeşlerimize kalb-i şükranlarımı sunarım.  Allah (c. c.), her birinden razı olsun.     

 omerlutfiersoz@gmail.com

NAMUS VE AHLÂKTAN YOKSUN SAPIK ZAVALLILAR

NAMUS VE AHLÂKTAN YOKSUN SAPIK ZAVALLILAR

     İnancımız İslâm’a göre evlenilmesi meşru olanlar ve yasak olanlar açıkça bildirilmiştir. Evlenmeleri helâl olan erkek ve kadının ailenin temelini oluşturmaları Alalh (c.c.)’ın emri, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’inde sünnetidir. Evlilik ancak aile kurmak içindir. Aile, ilk olarak Cennette Yüce Yaratıcı tarafından Hz. Âdem babamızla Havva annemiz arasında kurulmuş ve imtihan edilmek üzere dünyaya gönderilmişlerdir. Sürekli olarak, Cennetten bir huzuru ve mutluluğu içinde barındıran; temelleri, esasları, kuralları Yüce Yaratıcı tarafından belirlenmiş en önemli sosyal müessesedir. Tertemiz nesillerin yetiştirilmesi, ailelerin en büyük amacıdır. Aile, toplumun çekirdeği ve rengidir. Şekil ve âdet olarak birbirine çok benzeyen, içerik ve öz itibariyle tamamen birbirinden farklı ama birbirini tamamlayan iki varlığın birleşmesiyle ortaya çıkan huzur ve mutluluğun en önemli merkezidir.

    Hz. Nuh (a.s.)’ın kavmi; daha önce yaşamış olan milletlerin hiç birinde görünmeyen bir ahlâksızlık içindeydiler. Bu ahlâksızlık türünde azgınlıkları artmakta, engel olmak isteyenleri de susturmak için zalimleşmekteydiler. Eşleri olan kadınları bırakıp, erkeklere yönelmişlerdi. Bu kötü ahlâksızlığa Livata-Oğlancılık (Homomoseksüellik) denilmektedir. İffet, hayâ, namus gibi değerlere sahip olma duygusu kaybolmuş, unutulmuş; erkeklerin birbirleri ile çiftleşmeleri şeklinde beliren fuhuş, toplumda değer adına hiçbir şey bırakmamıştır. Hayvan toplumlarında bile rastlanmayan bu ahlâksızlık, kadınlarda da ters bir oluşumun meydana gelmesine sebep olmuştur.

     Namus, iffet, hayâ, güzel ahlâk ve insanlıktan yoksun kısa adı LGBT olan sapık bazı zavallılar dünyanın birçok yerinde, Hz. Nuh (a.s.)’ın kavminin helâk olmasına sebep olan fıtrata aykırı ahlâksızlıkları ‘cinsiyet eşitliği’ adı altında sergileyip, yürüyüş gerçekleştirebilmektedirler. Aileyi tahrip eden, insani ve ahlâki değerleri hiçe sayan sapık propagandalar, özgürlük, onur gibi kavramlarla servis edilmesi algı operasyonlarının bir sonucudur. Anne ve baba olmayı devreden çıkaran bu anlayış, fıtrata, yaratılışa aykırı bir sapkınlıktır. Tarih boyunca bütün inançlar tarafından hem reddedilmiş hem de lânetlenmiştir. Bu sapıklıkla mücadele bütün insanlığın meselesidir. Namus ve ahlâktan yoksun hayvanlardan bile aşağı, sapık zavallılardan bütün insanlığı korumak için çalışmalıyız.

     Kur’an-ı Kerîmde :“Lût’u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhuşu mu yapıyorsunuz? Çünkü siz, şehveti tatmin için kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz taşkın bir milletsiniz. Kavminin cevabı: Onları (Lût’u ve taraftarlarını) memleketinizden çıkarın; çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmış! Demelerinden başka bir şey olmadı. Biz de onu ve karısından başka aile efradını kurtardık; çünkü karısı geride kalanlardan (kâfirlerden) idi.” “Ve üzerlerine (taş) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!” (A’raf Sûresi âyet:80-84)  “Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı. Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: (Allah’a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz! Onlar şöyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın! Lût: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim! Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar. Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.” (Şuarâ Sûresi âyet:160-170)

 “Lût’u da (peygamber olarak kavmine gönderdik.) Kavmine şöyle demişti: Göz göre göre hâla o hayâsızlığı yapacak mısınız? (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz! Kavminin cevabı sadece: ‘Lût ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar (bizim yaptıklarımızdan) uzak kalmak isteyen insanlarmış!’ demelerinden ibaret oldu. Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik.” 8neml Sûresi âyet:54-57) “Biz, şüphesiz, bu memleket halkının üzerine, yoldan çıkmalarına karşılık gökten (feci) bir azap indireceğiz.” (Ankebut Sûresi âyet:34) buyurulmuştur.

      Kavmi Hz. Lût (a.s.)’ın nasihatlerini dinlemeyip homoseksüellik gibi kötü bir günahı işledikleri Allah Teâlâ, onlara önce korkunç bir ses duyurmuş, sonra zelzele ile memleketlerinin altını üstüne getirmiş, daha sonra da üzerlerine taş ve yağmur yağdırarak helâk etmiştir. Küfür ve fuhşun sonu böyle neticelenmiştir. Günümüzdeki ahlâksızlarla gereği gibi mücadele ederek insanlarımızı korumalıyız. Ya Rabbi! İçimizdeki ahlâksızlar yüzünden bizleri helâk eyleme!

    Namus ve ahlâktan yoksun sapık zavallılarla gereği gibi mücadele edip, iffetli, edepli tertemiz nesiller yetiştirmemiz duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.

omerlutfiersoz@gmail.com

FİİLİ VE KAVLİ DUA ETMENİN ÖNEMİ

                      FİİLİ VE KAVLİ DUA ETMENİN ÖNEMİ

     Fiili ve kavli dua etmenin önemi çok büyüktür. Üzerimize düşen görevlerimizi yapmadan sadece sözlü olarak dua etmek yeterli değildir. Hem fiili, hem de kavli olarak dualarımız samimi, ihlaslı olarak yapılmalıdır. Duanın kabulü için, duanın şartlarına sebeplerine, erkânlarına uyarak samimi bir şekilde Allah (c. c.)’tan istenmelidir. Günahlar duanın kabulüne engel olmaktadır. O’nun içindir ki, Nasuh bir tövbe ve istiğfardan sonrası dua yapılmalıdır.

     Âyeti kerimelerde: “(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size Resûl’ün bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!” (Furkan Sûresi âyet:77) “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.”  (Araf Sûresi âyet: 55) “(Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hâkimleri kılan mı? Allah’tan başka bir ilâh mı var! Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz!” (Neml Sûresi âyet:62)

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min Sûresi âyet:60)

“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.” (Bakara Sûresi âyet:186) buyurulmuştur.

      Allah’ın istediği iman ve itaattir. Allah, iman edip itaat edenlerin dualarını kabul edeceğini vadetmiştir. Gerçek manada iman edip Allah’a kulluk edenlerin duası kabul olunur. Peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.s.) hadisi şeriflerinde: “Duâ etmek ibâdettir.” “Kader, tedbîr ile sakınmakla değişmez. Fakat kabûl olan duâ, o belâ gelirken korur.”   buyurmuştur. Duâ ile bela def edilebilir ve belaya karşı menfaat verir. Kalkanın Ok’a ve atılana, siper olması gibi samimi bir şekilde yapılan duada belaya siper olur.

    Duanın kabulü için abdestli olarak,  temiz bir lisan ile verilen sadakalardan sonra haram şeyleri istemeyip, helâl ve meşru olan şeyleri Rabbimizden istemek en güzelidir. Gizli yapılan dua daha hayırlıdır. Müslüman, Hulusi kalp ile içinden gelerek dil dökerek Allah(c.c.)’tan ihtiyaçlarının karşılanmasını talep etmelidir. Dualarımız kabul olmuyor diye düşünmemeliyiz. Samimi olarak yapılan dua mutlaka kabul olunur. Bazen istediğimiz şeylere sahip olmak aleyhimize, sahip olmamak lehimize olabilir. Hayır, gibi gördüğümüz bazı hususlar şer, şer gibi gördüklerimiz hayır olabilir. Rabbimizin verdiklerini de vermediklerini de bu açıdan değerlendirmek zorundayız. Dua her zaman yapılması gereken bir ibadettir. Beş vakit farz namazdan sonra, Cuma saatinde yani eşref saatinde, ezan ile kamet arasında, secdede, gafiller arasında, yalnızken, kısacası sıkıntılı anımızdan önce, sıkıntılı halimizde, uygun olan her yer ve zamanda duayı sürekli olarak yapmalıyız. Ana-babanın evladı hakkında, mazlumun zalim hakkında, oruçlunun, âlimin, ilim öğrenenin, hacının, misafirin, tövbe edenin, hastanın, iyi huylunun, yetimin duaları makbuldür.

     Haram lokma, zulüm, fuhşiyyat, ana babaya itaatsizlik, Mü’mine dargınlık, dedikodu ve diğer büyük günahlar, duanın makbul olmamasının ana sebepleridir. Dualarımızın makbul olması için haramlardan kaçınmalıyız. Dualarımızın gerçek anlamda makbul olması için hem fiili, hem de kavli yapılmalıdır. Mesela: Bir öğrenci başarılı olmak için derslerine düzenli çalışması fiili, sınavlarında başarılı olması için bir baş ağrısı, bir sıkıntı yaşamadan bildiklerini yazabilme imkânının lütfu için de kavli, yani sözlü dua ile mümkün olabileceği bilinmelidir. Çalışmadan gerekenleri yapmadan başarı elde edilemez.

     Musibetlerin, belaların, kulların duaları ile defolacağı ve ibadet-taat, çalışmakla kabul olacağı bilinen İslami bir gerçektir. Müslüman, sebeplerin yaratılması ve isteklerin hâsıl olması için dua etmek mecburiyetindedir. Bu dünya ya gönderilişimizin bir gayesi vardır. İmtihan için gönderildik. Hayatımızın her döneminde, İmanlı olarak yaşayıp, haramlardan kaçınarak helaller dairesinde, emredilenleri yaparak, ahlâklı, dürüst kişilik sahibi Mü’minler olmamız, Rabbimizin emrettiği hususlardır.

     Her birimiz, her an Nefs Muhasebemizi yapmalıyız. Ölmeden önce ölebilmeli, hayatın bir İmtihan olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Rabbimizden hakkımızda hayırlı olacakları istemeliyiz. Rabbimiz, gönlümüzde olanları hakkımızda hayırlı, hakkımızda hayırlı olacakları da gönlümüze razı eyle diyerek özlü ve güzel dualar yapmalıyız. Başımıza ne gelirse gelsin sabır ve metanetle karşılayıp imtihanda başarılı olmalıyız. Nefis Muhasebesini her zaman yapmalı, nefsâni istek ve arzulara boyun eğmemeliyiz.

     Bu dünya hayatına gönderilişimizin ana gayesi kulluktur. Bu dünya hayatında İmtihanda olduğumuzun Şuur ’unda olmalı, kendimiz, ailemiz, sevdiklerimiz ve bütün insanlık için faydalı olmak için çalışmalıyız. İslâm’a uygun bir hayat yaşayıp, bu dünya imtihanını kazanmak için fiili ve kavli dualar yapmalıyız.

     Allah (c.c.), her birimize gereği gibi ibadetleri yaparak duaları kabul olmuş amel-i Salih kullarından olmayı lütfeylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

İMTİHANI KAZANMAK İÇİN ÇALIŞMALIYIZ

İMTİHANI KAZANMAK İÇİN ÇALIŞMALIYIZ

     Bu dünyaya imtihan için gönderilmiş bulunmaktayız. İmtihanda olduğumuzu, hiçbir zaman unutmamalıyız. Yaptığımız her işten sorumlu olduğumuz gibi yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da sorumlu olduğumuzu bilmeliyiz. İslâm’ın emrettiği bütün ibadetleri şuurlu olarak en güzel bir şekilde yaşamalıyız. Milletimizin, insanlığın huzur ve mutluluğa kavuşması için meşru ve helâl yollardan üretimimizi artırmak için daha çok çalışmalıyız. Helâl yollardan rızkımızı temin etmek için yaptığımız her meşru üretim için yaptığımız çalışmaların da bir ibadet olduğu hakikatini kavramalı, gelecek nesillerimize de kavratmalıyız. İnsanın yaratılıp dünyaya gönderilmesinin ana gayesi kulluk yapması içindir. Rol model Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in örnek hayatını çok iyi bilmeli, O’nun hak, batıl mücadelesini ne pahasına olursa olsun savunmalı ve yaşamalıyız.

      Âyet-i Kerîmelerde: “Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Bakara Sûresi âyet:216)

     Dünya imtihanında başımıza gelen şer gibi gördüğümüz olayları sabır ve metanetle karşılayıp daha çok çalışıp başarılı olmak için gayret etmeliyiz. Rabbimiz, gönlümüzde olanları hakkımızda hayırlı, hakkımızda hayırlı olacakları da gönlümüze razı eyle diyerek duruşumuzu netleştirip başarılı olmak için çalışmalıyız. Nefis Muhasebesini her zaman yapmalı, nefsâni istek ve arzulara boyun eğmemeliyiz. Hem dünyevi ve hem de uhrevi konularda bize düşen, çok çalışmak ve sorumluluklarımızı yerine getirmek olmalıdır. Biz Müslümanlar seferden sorumluyuz. Başarı ve zafer Rabbimizden bir ikram ve lütuftur. Tercihlerimizi her zaman iyiden, güzelden yana, hak ve hakikat merkezli yapmak zorundayız. Tercihlerimiz hak ve hakikat merkezli olduğu ölçüde, Rabbimiz, mutlaka yardımını gönderecektir. İmtihan edildiğimizi hiçbir zaman unutmadan, Allah (c.c.) ‘a gerçek anlamda kulluk yapmalıyız.

     Birlik ve beraberlik içinde mücadele ettiğimiz sürece, iç ve dış düşmanlarımız kaybetmeye mahkûmdurlar. Allah(c. c.), inananların yardımcısıdır. Sefer bizden zafer Allah (c.c.)’tandır. Her birimiz elimizden gelen maddi ve manevi unsurlarımızı seferber ederek, güzelim ülkemiz Türkiye’mizin her alanda şahlanması, başarılı olması için çalışmalı, üretimimizi artırmalıyız. Birlik ve beraberlik ruhumuzu bozmak isteyenlere fırsat vermeden hizmetlerimizi en güzel şekilde yapmalıyız.

     “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat Sûresi âyet:56) “O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”(Mülk Sûresi âyet:2)   

      İnsanın yaratılış gayesi kulluktur. Her an, imtihanda olduğumuzun Şuuru ’unda olarak hayatımızı ahlâklı, dürüst olarak, İslâm’a uygun yaşamalıyız. Ölüm, korku, açlık, mal azlığı, fakirlik, hastalık, ve benzeri birer imtihandır. Bunlar dünya hayatının ayrılmaz parçalarıdır, hiç kimse bunlardan birisine yakalanmaktan kurtulamaz. Eninde sonunda, erken veya geç herkes ölecektir. İnanan akıllı kişi, başına gelen olumsuzluklara sabrederek, sahip olduğu imkânlara, nimetlere de şükrederek imtihan için gönderildiği bu dünya hayatını en güzel şekilde İslâm’a uygun olarak yaşamalıdır. Gerçek kurtuluşa ancak İslâm’ı hayatımıza bütün alanlarda uygulamakla kavuşabileceğimizi unutmamalıyız.

 “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!” “O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz, derler.” “İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (Bakara Sûresi âyet:155-157) buyrulmuştur.

     Bu dünya ya gönderilişimizin bir gayesi vardır. İmtihan için gönderildik. Hayatımızın her döneminde, İmanlı olarak yaşayıp, haramlardan kaçınarak helaller dairesinde, emredilenleri yaparak, ahlaklı, dürüst kişilik sahibi insanlar olmamız, Rabbimizin bizler için emrettiği hususlardır. Her birimiz, her an nefis muhasebemizi yapmalıyız. Ölmeden önce ölebilmeli, hayatın bir İmtihan olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız.

     Bu dünya hayatına gönderilişimizin ana gayesi kulluktur. Bu dünya hayatında İmtihanda olduğumuzun Şuur ’unda olarak; ölmeden önce ölebilmeli, hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekerek yanlışlardan uzak durmalıyız. Kendimiz, ailemiz, sevdiklerimiz, Milletimiz ve bütün insanlık için faydalı olmak için çalışmalıyız. İslâm’a uygun bir hayat yaşayıp, bu dünya imtihanını kazanmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.  

omerlutfiersoz@gmail.com

CAMİLER ÇOCUK DOLSUN, AHLÂK’I KUR’AN OLSUN

CAMİLER ÇOCUK DOLSUN, AHLÂK’I KUR’AN OLSUN

     Malumunuz 14 Haziran 2019 Cuma günü ilköğretim ve Ortaöğretim de eğitim-öğretimin yılı sona ermiş olup, öğrencilerimiz, yaz tatiline girmişlerdir. Öğrencilerimiz eğitim-öğretim yılı boyunca çok güzel bilgiler öğrenmişlerdir. Yaz döneminde de, evlâtlarımızın sevdiği spor dalları ile birlikte Kur’an-ı Kerîmi, dini bilgileri öğrenmeleri için çok güzel tercihler sunulmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından  ‘Camiler Çocuk Dolsun, Ahlâk’ı Kur’an Olsun’ ilkesiyle, Camilerimiz ve Kur’an Kurslarımız rengârenk çiçekler açsın, evlâtlarımızla şenlendirilsin düşüncesiyle kurslar düzenlenmiştir.  İman, ibadet ve ahlâka dair derslerin yansıra sosyal ve kültürel etkinliklerle bir yandan öğrenip bilgi sahibi olmaları sağlanırken bir yandan da hoşça vakit geçirme imkânına sahip olacaklardır.  Evlâtlarımızı güzel bir terbiye, güzel ahlâklı yetiştirmek için cami ve Kur’an kurslarımıza mutlaka gönderelim.

     Yaz Kur’an Kursları 17 Haziran Pazartesi günü başlamış olup 8 (sekiz) hafta devam edecektir. Kuran-ı Kerim’in okunması, dini bilgiler ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatı hakkında birbirinden önemli bilgiler verilecektir. Yaz Kur’an Kurslarına hala yazılmayan kardeşlerimiz varsa, bu imkânı güzel bir fırsat bilerek, en yakın Kuran Kurslarına, Camilere kayıtlarını yaptırsınlar. Kuran-ı Kerim,  bizim gerçek mirasımızın en önemli kaynağıdır. Hadis-i Şerifte: “Sizin en hayırlınız Kur’an-ı Kerimi öğretenleriniz ve öğrenenlerinizdir.” buyrulmuştur. Başta aile reisleri olmak üzere, aile fertlerinin Kur’an-ı Kerîmi öğrenmelerini tesis etmek önemli vazifelerindendir. Bu sorumluluğun gereği mutlaka yerine getirilmelidir. Âyet-i Kerîmede: “(Resûlüm!) Sana bu mübarek Kitab’ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.” “Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah’ın katındadır.” (Enfal Sûresi âyet:28) buyrulmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) döneminde başlayan Kuran-ı Kerim eğitimi, çağlar boyunca devam etmiştir. Kıyamete kadar da devam edecektir. Öncelikle öğrenmek, sonrasında öğrendiğimiz Kuran-ı Kerimi öğretmek, hayırlı olmamız için en önemli özelliktir. Bu yaz tatilinde de evlatlarımıza hem dini bilgilerini vererek ruhlarını, hem de kendilerinin arzu edip istediği spor dallarında da bedenlerini eğiterek en güzel bir şekilde değerlendirelim. Kısacası hem bedenlerini spor ile eğitelim, hem de güzel ahlâk sahibi kişiler olarak yetiştirip, ruhlarını manevi gıdalar ile doyuralım. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) :“Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlaktan daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.” (Tirmizî, Birr, 33; İbn Hanbel, IV, 77.) buyurmuşlardır.

      Evlâtlarımızı yaz tatilin de, Yaz Kur’an Kurslarına göndererek dini bilgilerinin en güzel şekilde öğrenmelerini sağlayalım. Bu açıdan yaz Kur’an Kurslarımızın önemi çok büyüktür. Bu yaşlarda dini bilgilerini öğrenemeyenler daha sonraki yaşlarda zorlanmaktadırlar. Size Öğretmen olarak görev yaptığım yıllarda yaşadığım yürek burkan bir gerçeği aktarmak istiyorum: Yıllar öncesinden bir doktor arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Doktor kardeşimiz Ömer Hocam iyi geldiniz, Savcı kardeşimiz gelip, namaz kılmak istiyorum ama inanın hiçbir bilgiye sahip değilim. Bana yardımcı olur musunuz demişler. Bunun üzerine kitaplar temin ettik. Kur’an kurslarında Kur’an öğreten hocalarla buluşturduk. Rabbimize sonsuz şükürler olsun. O kardeşimizin talebini karşıladık. İster Doktor, Mühendis, Esnaf v.b. olalım, İbadetlerimizi yapacak bilgiye her Müslüman sahip olmak zorundadır. Genç yaşlarda dini bilgiler mutlaka öğrenilmelidir.

      Yavrularımızın en verimli bu zaman dilimlerini, en güzel bir şekilde dini bilgilerini öğreterek değerlendirelim. Ayrıca büyüklerimizden dini bilgilerini ve Kur’an-ı Kerimi bugüne kadar öğrenmemiş olanlar için de, Kuran Kurslarımızın varlığı büyük bir nimettir. Hem yaz, hem de kış dönemlerinden gereği gibi faydalanalım. Bir zamanlar Kur’an-ı öğrenmenin önünde büyük engeller, yasaklar vardı. Yakın tarihimizden biliyoruz ki, Kur’an-ı öğretmek ve öğrenmek isteyenlere büyük baskılar ve zulümler yapılmıştır. Günümüzde, hangi yaşta olurlarsa olsunlar çocuklarımıza, herkese, Kur’anı Kerimi öğretme imkânlarına sahibiz. Bu günlerimize ne kadar şükretsek, hamd etsek azdır diye düşünüyorum. Kur’an’ı Öğrenmenin-Okumanın yaşı yok, talep sizlerden görev tüm hocalarımızdandır.  Aile fertlerinin her biri, özellikle de anne-babalar, eğitim-öğretim süresince maddi ve manevi yönden büyük fedakârlıklarda bulunmuşlardır. Evlatlarımızın iyi yetişmesi, hem dünya hem de âhiret nimetlerinden en güzel şekilde faydalanmalarını sağlayıcı bilgilerle donatılmaları bizlere de büyük mutluluk verir. Ahlâki özelliklerle dopdolu olarak yetiştirilen evlâtların, öğrendikleri dini bilgileri uyguladıklarında, anne-babaları ölmüş olsalar bile amel defterlerinin açık kalıp sevaba nail olacakları Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s)’in müjdelemiş olduğu bir husustur. Çocuklarımız bizlere Yüce Allah (c.c.)’ın emanetidir. Dünya hayatında en iyi yerlere gelip, rahat yaşamalarını düşündüğümüz gibi, ölümden sonraki gerçek ahiret hayatını da düşünüp, evlatlarımıza lazım olan dini bilgilerini de öğretmek en önemli görevlerimizdendir. Anne ve babalar; evlatlarına güzel isim vermek, haramlardan uzak tutup, helâl kazançla beslenmek, okutmak, terbiyeli ve ahlâklı yetiştirmek, zamanı gelince uygun bir eş ile evlendirmek, sevgilerini sürekli gösterip, dua etmek, koruyup kollamak, vatana millete faydalı birer insan olmalarını sağlamakla yükümlüdürler. Bu güzellikleri gerçekleştiren ebeveynler büyük bir sevaba nail olmaktadırlar. Evlâtlarımız ve mallarımız bizler için birer imtihan vesilesidir. Bu dünya hayatındaki imtihanımızı hiçbir zaman unutmamalıyız.

Rabbimiz, aile efradımıza, sevdiklerimize, Milletimize ve bütün insanlığa karşı görevlerimizi en iyi şekilde yerine getirmeyi, Kur’an-ı Kerimi okuyup anlayıp, yaşamayı ve namazı dosdoğru kılmayı, rızasına uygun işler yapmayı her birimize nasip eylesin. Sıhhat ve âfiyetler dilerim.   

 omerlutfiersoz@gmail.com