BAŞIMIZA GELEN DARLIK VE HASTALIKLAR, ALLAH’A BOYUN EĞMEMİZ İÇİNDİR.

BAŞIMIZA GELEN DARLIK VE HASTALIKLAR, ALLAH’A BOYUN EĞMEMİZ İÇİNDİR.

        İnsanın yaratılış gayesi kulluktur. Her an, imtihanda olduğumuzun Şuuru ’unda olarak hayatımızı ahlâklı, dürüst olarak, İslâm’a uygun yaşamalıyız. Ölüm, korku, açlık, mal azlığı, darlık, fakirlik, hastalık ve benzeri birer imtihandır. Bunlar dünya hayatının ayrılmaz parçalarıdır, hiç kimse bunlardan birisine yakalanmaktan kurtulamaz. Eninde sonunda, erken veya geç herkes ölecektir. İnanan akıllı kişi, başına gelen olumsuzluklara sabrederek, sahip olduğu imkânlara, nimetlere de şükrederek imtihan için gönderildiği bu dünya hayatını en güzel şekilde İslâm’a uygun olarak yaşamalıdır. Gerçek kurtuluşa ancak İslâm’ı hayatımıza bütün alanlarda uygulamakla kavuşabileceğimizi unutmamalıyız.

     Bu dünyaya imtihan için gönderilmiş bulunmaktayız. İmtihanda olduğumuzu, hiçbir zaman unutmamalıyız. Yaptığımız her işten sorumlu olduğumuz gibi yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da sorumlu olduğumuzu bilmeliyiz. İslâm’ın emrettiği bütün ibadetleri şuurlu olarak en güzel bir şekilde yaşamalıyız. Helâl yollardan rızkımızı temin etmek için yaptığımız her meşru üretim çalışmalarımızın da bir ibadet olduğu hakikatini kavramalı, gelecek nesillerimize de kavratmalıyız. İnsanın yaratılıp dünyaya gönderilmesinin ana gayesi; kulluktur. Rol model Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in örnek hayatını çok iyi bilmeli, O’nun hak, batıl mücadelesini ne pahasına olursa olsun savunmalı ve yaşamalıyız.

     Âyet-i Kerîmelerde: “De ki: Ne dersiniz; size Allah’ın azabı gelse veya o kıyamet gelip çatıverse size, Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru sözlü iseniz (söyleyin bakalım)!”Bilâkis yalnız Allah’a yalvarırsınız. O da (kaldırılması için) kendisine yalvardığınız belâyı dilerse kaldırır ve siz ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz. “Andolsun ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik. Ardından boyun eğsinler diye onları darlık ve hastalıklara uğrattık.”   Yüce Allah önceki milletlere de peygamberler göndermiş, fakat peygamberler inkâr edilmiş, Allah da inkâr edenleri şiddetli fakirlik, hastalık ve çeşitli âfetlerle cezalandırmıştır.  Hiç olmazsa, onlara bu şekilde azabımız geldiği zaman boyun eğselerdi! Fakat kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını câzip gösterdi. “Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.”  Önceki ümmetler, kendilerine gönderilen peygamberlere iman etmedikleri için Allah onlara çeşitli darlık ve musibetler verdi; fakat onlar yine inanmadılar. Cenab-ı Allah, cezalarını daha da artırmak için onlara bütün nimetlerin kapılarını açtı, bol rızık ve nimetlere gömüldüler. Nimetin gerçek sahibine şükredecekleri yerde zevk ve sefaya daldılar, O’nu unutup şehvetlerine teslim oldular. İşte böyle tam bir sarhoşluk ve dalgınlık anında Allah onları yakaladı da neye uğradıklarını bilemediler, ne yapacaklarını düşünmekten âciz kaldılar ve helâk olup gittiler.

      “Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” (En’âm Sûresi âyet:40-45) Allah’ın verdiği nimete şükredecekleri yerde nankörlük ettiler, böylece kendilerine zulmettiler. Yüce Allah da yeryüzünü onların zulüm ve küfürlerinden temizlemek için onları helâk etti. “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!” “O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz, derler.” “İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (Bakara Sûresi âyet:155-157) buyrulmuştur.

     Aslında iyilikler Allah(c.c.)’ın bir ikramıdır. Başımıza gelen kötülükler ise kendi nefsimizden ve kendi ellerimizle yaptıklarımızın yüzündendir. Bununla birlikte Allah (c.c.) günahlarımızın çoğunun affeder.Yeter ki bizler Allah (c.c.)’a hakiki kul olalım, emirlerini yapıp yasaklarından kaçınalım, günahlarımızdan dolayı pişman olup Nasuh tövbe’ler edelim o zaman gerçek kurtuluşa ereriz.

      Bu dünya ya imtihan için gönderildik. Hayatımızın her döneminde, İmanlı olarak yaşayıp, haramlardan kaçınarak helaller dairesinde, emredilenleri yaparak, ahlaklı, dürüst Mü’minler olmamız, Rabbimizin bizler için emrettiği hususlardır. Allah (c.c.)’ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınmayan nice kavimlerin helâk oldukları hakikatini biliyoruz. Aynı akıbetlerle karşılaşmamak için her birimiz, her an nefis muhasebemizi yapmalıyız. Ölmeden önce ölebilmeli, hayatın bir imtihan olduğunu hiçbir zaman unutmadan İslâm’a uygun yaşamalıyız.                                       

     Başımıza gelen darlık ve hastalıklar, Allah (c.c.)’a boyun eğmemiz içindir. Bu hakikati kavrayıp Nasuh tövbeler ederek İslâm’a uygun bir hayat yaşayıp, bu dünya imtihanını kazanmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.                    

omerlutfiersoz@gmail.com

yorum birakin