Author Archive

SİGARA İLE MÜCADELENİN SON AŞAMASI

SİGARA İLE MÜCADELENİN SON AŞAMASI

    Sigara ile mücadelenin ilk adımı 4207 sayılı yasa ile toplu taşıt araçlarında ve bazı mekânlarda içilmesi yasaklanarak başlamıştı. Son yıllardaki yeni düzenlemeler ile tüm kapalı alanlar ile özel araçlar içerisinde de sigara içilmesi yasak kapsamına alınmıştır. Sigara ile çok kapsamlı mücadele deki tavizsiz uygulamaların öncelikle sigara içmeyenlere ve akabinde de sigarayı her yerde içemeyen azaltan, hatta bırakanlara da büyük yararı olmuştur. Ümit ediyorum ki yakın gelecekte sigara ile mücadelenin son aşaması devreye konulmalı, ozon tabakasının korunup, temiz havanın kirletilmemesine yönelik önlemler alınmalıdır. Sigaraya para veren verdiği paranın gereklerinden sadece kendisi bütün yönleri ile faydalanmalı sızdırmazlık belgeli kabinler yapılarak sigaranın oralarda içilmesine izin verilip başka hiçbir yerde sigara içilmesine izin verilmemelidir. Her birimize verilen can emanetimizi gerçek anlamda muhafaza etmek için bu çalışmalar yapılmaktadır. Sigara ile çok etkili bir mücadele sergileyen başta Cumhur Başkanımız sayın recep Tayyip ERDOĞAN olmak üzere destek veren emeği geçen herkese kalb-i şükranlarımı sunarım.

    Sigaranın insan sağlığına maddi ve manevi yönden vermiş olduğu zararları içenler dâhil herkes bilmesine rağmen, aynı yanlışa devam edilmesi düşündürücüdür.  Sigaranın içerisinde dört bin çeşit zehir bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır;  boya sökücü Aseton,  böcek öldürücü Nikotin, roket yakıtı Metorol, otomobillerin egzozlarından çıkan zehirli gaz Karbon Monoksit, kanser yapıcı Piren, Dibenzakridin, Tolvidin, akü yapımında kullanılan Kadmiyum, gaz odalarında öldürücü olarak kullanılan Hidrojen Siyanür, temizlik maddesi Amonyak, endüstride çözücü olarak kullanılan  Telven, fare zehri Arsenik, haşarat öldürücü DDT, çakmak gazı Bütan, Fenol, Naftalin v.b.dir. Ülkemizde sigara ile mücadeleden önce yirmi beş milyon kişinin sigara içtiğini yirmi milyon kişinin de duman altı olup, pasifken aktif hale geçtiği bilinen gerçeklerdendi. Ancak sigara ile bilinçli bir şekilde yapılan mücadele sonrası birçok kişinin sigarayı bıraktığı veya bırakma niyetinde olduğunu çevremizden öğrenmekteyiz. Hiç sigara içmediği halde duman altı olup pasifken aktif hale gelenlerde büyük oranda korunmuş oldular. Bu durum gerçekten sevindiricidir. Son günlerde de yoğun bir şekilde sigara ve zararları tartışılmaktadır. Ülkemizin genç nüfusunu çok iyi koruyup, sigara, içki, kumar, uyuşturucu, esrar, bali  v.b. olumsuzluklardan bilgi ve birikimlerini arttırarak, bizler de iyi örnek olarak uzak tutmalıyız. Bu konuda ebeveynlere, öğretmenlere, din adamlarına, doktorlara, basın mensuplarına, siyasetçilere çok büyük görevler düşmektedir.

     İçilen sigaraların beden ve ruhsal tahribatı inkâr edilmez bir gerçektir. Ayrıca, maddi olarak da büyük meblağlara ulaşan kayıplar söz konusudur. Örnek olarak ortalama bir paket 15 TL, ayda 450 TL, yılda 5.400 TL olup, yaklaşık 25 milyon insanımız içiyor ve çarpıldığında yıllık toplam tutar 135.000.000.000 Milyar TL (135 katrilyon TL.) dir. Ben şimdi soruyorum, Sıfırları atıldıktan sonraki meblağ 135 Milyar TL (Eski rakamla 135 katrilyon TL)’ye neler alınır, neler yapılır? Hiç düşündünüz mü? Ayrıca, sigaranın zararlarından dolayı oluşan sağlık harcamaları bu rakamlara dâhil değildir.

     Milli Eğitimde yöneticilik yaptığım yıllardaki bir hatıramı siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Bir gün öğle yemeğine çok sevdiğim savcı, hâkim ve doktor arkadaşlarımız beni davet ettiler. Davetlerine icabet ettim. Bu arada hâkim bey pahalı sigaradan peş peşe içiyordu, ben kendisine şöyle bir teklifte bulundum.  Hâkim bey 25 sene hâkim olarak görev yapıyorsunuz, emekli olsanız ne kadar ikramiye alacaksınız?  Doksanlı yıllarda 3-4 milyar TL.( Bu dönem de de takriben 175.000 TL ) Ben size iki tane emekli ikramiyesi alabileceğiniz bir imkân söylesem kabul eder misiniz? Dedim. Tabi ki seve seve ederim dedi. Bende; O zaman iyi dinleyin, siz günlük kaç paket sigara içiyorsunuz dedim. En pahalı olandan iki paket dedi.  Şimdi takriben 20 TLx2 paket= 40 TL günlük, 40×30=1200 TL aylık, 1200×12=14.400 TL yıllık gideriniz olur. 25 yıllık devlet memurluğunuz boyunca 14.400 TLx25=360.000 TL eder. Sadece memurluk döneminizde içmezseniz buyurun size nerdeyse iki tane emekli ikramiyesinden daha fazla maddi kaynak diyerek devam ettim. Ayrıca bu hesapta gelecek zamlar, enflasyon farkı vs. de yoktur. Bir de sigaranın zararlarından dolayı uğradığınız rahatsızlıklar, bundan kaynaklanan doktor paraları, ilaç paraları, yaktığınız elbiseler, eşyalar v. b. giderlerde hesapta yok dedim. Hakikaten çok önemli meblağlar! Ben bu kadarını hiç düşünmemiştim dedi. Bunun üzerine ben; Neyse bu anlattıklarımın pek önemi yok, parayı siz kazanıyorsunuz, istediğiniz gibi de harcamaya yetkiniz var. Ben şimdi daha önemli bir hususu belirteceğim dedim. Hâkim bey; bu anlattıklarınızdan daha önemlisi ne olabilir ki dedi. Ben de dedim ki; Hâkim bey, sizlerin savunma gücü yüksek, ben şimdiden Mahkeme-i Kübra’ya sunulmak üzere bir dava dilekçesi yazdım. Bu dilekçemde; siz sigara içerek bizleri pasif halden aktif konuma getirdiğiniz için, kul hakkına giriyorsunuz, ben de kusura bakmayın ama ya günahlarımı size yükler, ya da sevaplarınızdan hisseme düşeni alırım, deyince; gerçekten yapar mısınız? İşte şimdi hapı yuttuk dedi. Para boyutunu da unuttu…

      Ayrıca, hâkim Bey’e ve diğer arkadaşlara yaşanmış bir hadiseyi anlattım. Geçmişte bir  aile reisi sigara içiyormuş, eşi bundan rahatsız olduğunu ve sigarayı bırakmasını istemiş, beyi sigarayı bırakmayınca kadıncağız; “O zaman,  evin ihtiyaçlarından başka, sigaraya günlük verdiğin para kadar bana fazladan para verirsen belki rıza gösterebilirim” deyince, adam çaresiz içtiği sigara bedeli kadar parayı eşine fazladan vermiş,  aradan 3-5 yıl geçtikten sonra, adama 3-5.000 TL para lazım olmuş. Bir senet ödemesi olduğundan, anne, baba, evlat, kardeş, arkadaş v.b. herkesle görüşmesine rağmen, parayı bulamamış, üzgün ve süzgün bir vaziyette evine gelmiş. Evinde düşünceli ve kaygılı otururken eşi, o güne kadar sigara karşılığı alıp biriktirdiği paraları münasip bir kabın içine koyup odaya getirmiş ve bu paraları yakmaya çalışınca, adam o paraları görünce çok sevinmiş. “Dur yakma! Deli misin para yakılır mı?” demiş. Bunun üzerine eşi; “Bey! Hani zevkler ve renkler tartışılmazdı. Sen kendin zevkine bu kadar parayı sigaraya vererek yaktın, yok ettin. Müsaade et! Bu para benim değil mi? Ben de bu şekilde yakmaktan hoşlanıyorum.” deyince, adam; “Haklısın, bu günden itibaren sigarayı bırakıyorum. Şu paralarla da borcumuzu ödeyelim.” diyerek, iyi bir ders sonucu aile mutlu sonuca kavuşmuş dedim. Eğer günün birinde sigarayı bırakmayı düşünürseniz çok önemli başka bilgiler vereceğim. Bırakıyorum dediğiniz zaman gelin, diğer söyleyeceklerimi anlatayım diyerek konuşmamı bitirdim. Hiç sigara içmemiş bir kardeşiniz olarak bu konudaki sözlerimin çok tesirli olduğunu huzurumda bırakma sözü veren yüz ’ün üzerindeki kardeşimizi kutluyorum.  Bu vesile ile sigarayı bırakmak isteyenlere de açıkça çağrı yapıyorum. Evet, alışkanlıklar kolay terkedilmez ama vazgeçilmez değildir. Kişi kendisi için istediğini Mü’min kardeşi içinde istemek durumundadır. Bizler, zararı kesin olan sigaradan ve bütün kötülüklerden uzak durulmasını arzu ediyoruz. Hamdolsun bugüne kadar hiç sigara içmemiş ve sigaraya hiç para vermemiş bir kardeşiniz olarak diyorum ki; sigarayı kesinlikle bırakabilirsiniz, yeter ki iradenize sahip olun. 

     Hem maddi, hem manevi zararları çok olan sigara, dinimizce de olumlu görülmemiş, “Haramdır” diyen müçtehit imamları yanında, en olumlu bakan müçtehitler bile “Tahrimen Mekruhtur.( Harama yakındır.)” demişlerdir. Haydi! Bu günden itibaren bu israfa ve zarara dur! Diyelim. Herkese sağlık, mutluluk, sıhhat ve afiyetler dilerim. 

     omerlutfiersoz@gmail.com

HARAMLARDAN UZAK DURUP HELÂLLER DAİRESİNDE YAŞAMALIYIZ

HARAMLARDAN UZAK DURUP HELÂLLER DAİRESİNDE YAŞAMALIYIZ

     Dinimiz İslâm’a göre; haramlardan uzak durup helâller dairesinde yaşamamız emredilmiştir. İslâm; içki, kumar, zina, rüşvet, faiz, haksız yere adam öldürmek, domuz eti yemek, yalan, gıybet, iftira gibi hususları haram kılmıştır. Helâller dairesi çok geniştir. İslâm içkiyi haram kılarken su, süt, salep, çay, kahve ve enva-i çeşit meyvelerin sularını içmemizi helâl kılmıştır. Yasaklanan sadece içinde alkol bulunan içeceklerdir. Haksız kazancın kaynağı faiz haram, ticaret ise helâl kılınmıştır. Gayri meşru birliktelikler yani zina haram, evlilik ise emredilmiş ve helâl kılınmıştır. Domuz eti ile birlikte yırtıcı ve binek hayvanlarının yenilmesi haram, birçok kuş eti, kuzu, koyun, keçi gibi küçükbaş ve deve, inek gibi büyük baş hayvanlar helâl kılınmıştır.  Rüşvet haram, alın teri ile elde edilen kazanç helâl ve kutsal sayılmıştır. Bu örnekler çoğaltılabilir. Yani İslâm; yararlı ve faydalı olan hiçbir şeyi haram, zararlı olanları da helâl kılmamıştır.

     Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker “İyiliği emretmek ve kötülükten men etmek, sakındırmak” anlamına gelmektedir. Emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil-münker; İslâm davetinin, tebliğinin temelini teşkil eden, dini, ahlâki ve hukuki bir tabirdir. İslâm’ın, iyi, doğru, güzel kabul ettiği hususlara Ma’ruf, kötü, çirkin, yanlış kabul ettiği hususlara da Münker denilir. İyilik ve kötülük kavramlarının ölçüsü Kur’an ve Sünnet’tir. Allah (c.c.) ve Resulü Efendimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)’in iyi dedikleri iyi, kötü dedikleri de kötüdür. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerîm’de: “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran Sûresi âyet:104) “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız…” (Ali İmran Sûresi âyet:110)

    Müfessirler, Ali İmran 104. âyet emri uyarınca, Müslümanlar içinde, iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan bir içtimaî kontrol müessesesinin bulunmasının farz olduğunu belirtmişler; ancak, bu görevi üstlenen kişilerde, görevin iyi ve hakkaniyete uygun olarak yerine getirilmesini mümkün kılacak bazı şartların bulunması gerektiğine de işaret etmişlerdir. İyiliği emredip, kötülükten sakındırmak görevini hiçbir Müslüman yapmazsa, farz-ı ayn olan görevi yapmamalarından dolayı bütün Müslümanlar sorumludurlar. Her birimiz öncelikle kendimizden sorumluyuz. Ancak ferdin sadece kendini ıslah etmesi ve kendisi ile meşgul olması yeterli değildir. Her fert ailesinden, yakınlarından ve aynı zamanda toplumun ıslahından da sorumludur. Yapılan yanlışlıklar karşısında, ehil olan kişilerin ikazları ve insanları kötülüklerden sakındırıp vazgeçirmeye çalışmaları dini bir görevdir.

     Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) hadis-i şeriflerinde: “İçinizden her kim bir münker ; (yani kötülük) görürse onu eliyle önlesin. Buna gücü yetmeyen diliyle ona karşı çıksın. Bunu da yapamayan kalben buğzedip kötülüğe öfke duysun ki, artık bu İman’ın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman,78; Tirmizi, Fiten,11) “Hiç kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir.”( Buhâri, Büyû, 15 ) “Haram lokma ile beslenip büyüyen bir insan ateşe daha layıktır” (Tirmizî, Cum’a, 79)  buyurmaktadır.

     Çok önemli ve kutsal olan tebliğ görevini ehil kişilerin, cebir, şiddet, güç, baskı ve zorlama olmaksızın, yumuşak, tatlı ve güzel sözler söyleyerek, iyiliği emredip, kötülükten sakındırma hususunda İslâm’ın emir ve yasaklarına riayet edilerek yapılması gerekir. Sosyal hayatın düzeni, gerçeklerin duyurulması ve yanlışların düzeltilmesi esasına bağlıdır. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in tebliğ metodu örnek alınmalıdır. İslâm ile insan arasındaki bütün engellerin gerçek anlamda kaldırıldığı bir dünya da yaşamayı hedeflemek en büyük arzumuz olmalıdır.

     Haramlardan kaçınıp helâl kazanç ve helâl lokma peşinde koşmanın önemi, değeri çok büyüktür. Yapacağımız bütün ibadetlerin makbul olmasının en temel ve vazgeçilmez ana şartı alın teri ile helâl yoldan kazanılan, helâl lokmadır.  Müslüman; hayatının her döneminde dünyevi konularda durumu kendinden daha aşağıda olanlara bakıp şükrünü artırmalı, uhrevi konularda da kendisinden daha iyi olanlara bakıp, nefis muhasebesi yapıp, ibadetlerini, iyiliklerini artırmalı, helâlinden kazanıp helâlinden yemeli, haramlardan kesinlikle kaçınmalıdır. Âyet-i Kerîmelerde:“Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yiyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.”“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin, eğer siz yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin.” (Bakara Sûresi âyet:168,172) “Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.” (Mü’minun Sûresi âyet:51) buyrulmaktadır.    

     Her zaman haramlardan uzak durup helâller dairesinde yaşamalıyız. Helâl ve bereketli rızıklar peşinden koşup, haramlardan uzak durarak güzel ahlâk sahibi Mü’minlerden olmayı Rabbimiz, her birimize nasip eylesin. Sıhhat ve âfiyetler dilerim. 

omerlutfiersoz@gmail.com

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI HAYIRLARA VESİLE OLSUN

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI HAYIRLARA VESİLE OLSUN

     Eğitim- Öğretim ’in önemini her birimiz en iyi şekilde bilmekteyiz. Bir milletin ilerlemesinde maddi ve manevi güzelliklere sahip olmasındaki en etkili gücün eğitim-öğretinden geçtiği aşikârdır. İyi niyetli olarak çalışıp bilgiye sahip olanların başarılı olmaları kaçınılmaz bir sonuçtur. Eğitim ve öğretim, bir milletin ilerlemesinde ve cehaletin giderilmesinde en etkin yöntemdir.

     Gençlerimize, milli, manevi ve ahlaki değerlerimize bağlı kalacakları, bununla beraber teknolojinin yararlı özelliklerinden de faydalanabilme imkânlarının sunulduğu çok güzel ortamlar hazırlanmış, hazırlanmaya da devam edilmektedir. Gerek okulda, gerekse okul dışında internetten bilgiye kolay bir şekilde ulaşılmaktadır. Öğrencilerimizin teknolojinin başında saatlerce kalması birçok sakıncayı da beraberinde getirebilmektedir. Teknolojiden faydalanma imkânları, kontrol altında, belirli sürelerle sınırlı olarak en verimli şekilde amacına uygun sunulmalıdır.

      Öğrencilerimizin çok iyi eğitim almaları için uğraştığımız gibi, dürüst, ahlâklı olarak yetiştirmeye, gerçek anlamda özen göstermeliyiz. Her türlü kötülükle mücadele etmeliyiz. Alkol, Uyuşturucu, Sigara, Fuhuş v.b. olumsuzluklardan evlatlarımızı uzak tutarak sorumlu kişiler olarak aydınlık yarınlara en güzel şekilde hazırlamalıyız.

     Gençlerimize öz güvenlerini vermeli, tarihimizin derinliklerinde kalan, birçok buluşa imza atan ecdadımız gibi, yarınlarda da çok değerli icatlara sahip olacak nesilleri yetiştirmeliyiz. Bu anlamda öz güvenlerini kazandırmalıyız. Arzu ettiğimiz şekilde nesilleri yetiştirmeye çalışırken, gençlerimizi zararlı alışkanlıklardan, kötü tavır ve davranışlardan, eğitim ve öğretim yoluyla uzaklaştırmalıyız.

     Gençlerimizi sevgi, saygı, hoşgörü, birlik beraberlik ve kardeşlik duyguları ile dopdolu bir şekilde yarınlara hazırlamalıyız. Karanlığı, aydınlığın yok ettiği gibi, bizler de kötü, çirkin ve zararlı olan davranışlardan öğrencilerimizi kurtarmalı, yarınların altın neslini, Âsım’ın Nesillerini yetiştirmeliyiz. Aydınlık yarınlara huzur, güven ve mutlulukla varmalıyız. Bu konularda en büyük görev anne-babalara ve Öğretmenlere düşmektedir.

     Sevgili genç kardeşlerimiz; sizler aklınızı kimselere kiralamayın. Kutsal değerlerimizin değerini ana kaynaklardan ehil kişilerden öğrenerek hayatınızı güzel ahlâk sahibi olarak yaşayın. Karanlık güç odaklarına karşı, bilgili, donanımlı olarak, Kur’an ve Sünnetten beslenerek, İrfanınızın, İmanınızın bir gereği olarak karşı durun. Birlik be beraberlik ruhunu daima koruyun.

       Değerli, Öğretmenler, veliler ve anne-babalar; evlâtlarımızı kirli emelleri için kullanmak isteyen şer odaklarından koruyup fırsat vermeyelim. Evlâtlarımızın kimlerle arkadaşlık kurduğunu, nereleri gittiğini takip edelim. Yavrularımızla ilgilenip zaman geçirelim. Bizler ihmal edersek, bizim bıraktığımız boşluğu değerlerimize düşman hainler doldurmak için çalışacaklardır. Kesinlikle geleceğimizin teminatı evlâtlarımızı kendimiz sahip çıkarak yetiştirmeliyiz. Çocuklarımız, her birimiz için çok değerlidirler. Eğitim ve Öğretimin temelini oluşturan üçlü sacayağını bir bütün ebeveynler, öğretmenler ve veliler olarak, evlâtlarımızla ilgilenip zaman geçirelim ve çok değerli olduklarını hissettirelim.

     

İlk ve Orta Öğretim Kurumlarımızda 2019-2020 eğitim-öğretim yılı 09 Eylül 2019 Pazartesi günü başlamıştır. Üniversitelerimizde de eğitim- öğretime önümüzdeki haftalarda başlanılacaktır.  Eğitim-Öğretim yılı; öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve velilerimize hayırlı olsun. Bu vesile ile bütün öğretmen, öğrenci ve velilerimize sıhhat ve âfiyet içinde başarılar dilerim. Bilgili, donanımlı değerlerimizin şuurunda güzel ahlâk sahibi altın nesli, Âsım’ın Neslini yetiştirmeye çalışan eğitimcilerimize selam olsun.

     omerlutfiersoz@gmail.com

HİCRET’TEN ÇIKARACAĞIMIZ ÇOK ÖNEMLİ DERSLER VARDIR

HİCRET’TEN ÇIKARACAĞIMIZ ÇOK ÖNEMLİ DERSLER VARDIR

     Hicretten çıkaracağımız çok önemli maddi ve manevi dersler vardır. Öncelikli olarak yaşanılan toprağı, vatanı terk etmeden önce Allah (c.c.)’ın haramlarını terk etmeliyiz. Allah (c.c.)’ın haram kıldıklarını terk edip emrettiklerini yapıp helâller dairesinde özel ve güzel bir hayatı yaşayanlar, gerektiğinde hicret ederler. Bu özelliklerden yoksun olanların hicret edebilmeleri mümkün değildir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) : “Asıl Muhacir, Allah’ın yasaklarını terk edendir” buyurmuşlardır. Manevi olarak bu şuur eksenine sahip olanlar gerektiğinde dünyalık maddi değerlerini kolayca terk edebilirler.

     Hicret; maddi ve manevi her türlü fedakârlığın yapıldığı, gerekirse anne-baba, eş, evlâtların ve mülklerin, terkedilebildiğini açıkça gösteren kutlu bir yolculuktur. 
     Hicret; halis bir niyetle, samimi olarak Allah (c.c.)’a bağlılık, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e muhabbetin ta kendisidir. 
     Hicret; keyfi bir göç değildir. Gerektiğinde hakkın ve hakikatin yeryüzüne hâkim olması çabasıdır. 
     Hicret; Allah (c.c.)’a imanın, sadakat ve teslimiyetin, sabır ve sebatın ta kendisidir. 
     Hicret; Allah (c.c.)’ın rızası, insanlığın huzur ve mutluluğa kavuşturulup barış içinde yaşanılmasına yönelik gerçekleştirilen bir harekettir. Hicret; Allah (c.c.) rızası için her şeyden vazgeçmenin, fedakârlığın zirvesidir. 
     Hicret; İnanca yapılan baskıya, işkenceye ve her türlü zulme direnmenin, boyun eğmemenin adıdır. 
     Hicret; hakkın batıla, iyinin kötüye galip gelmesidir. 
     Hicret; Tevhid inancının kalplerde kökleşmesinin göstergesidir.    Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Peygamber olarak gönderilmesi sonucu, karanlık yerini aydınlığa, zulüm yerini adalete, kararan gönüller, vicdanlar, merhamete, İman nuruyla kavuşmuşlardır.

     Kendi düzenlerinin yıkılıp yok olacağını düşünüp bu durumdan rahatsız olan Müşrikler, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’i öldürmek istemişlerdir. Aynı zamanda her geçen gün Müslümanlara eza ve cefalarını artırmışlardır. Müşriklerin, Müslümanlara karşı uyguladıkları eza ve cefaları arttırmış olmalarından dolayı Miladi 622 yılında Müslümanların, Mekke’den Medine’ye hicret etme izni Allah (c.c.) tarafından Efendimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)’e verilmiştir. Öncelikle Müslümanlar Medine ye gönderilirler. Son olarak da en yakın sadık arkadaşı Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile beraber Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke’den Medine’ye hicret etmişlerdir. Hicrete karar veren Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), öncelikle üzerinde bulunan Müşriklerin emanetlerini sahiplerine teslim etmesi için Hz. Ali (r.a.)’a bırakmıştır. Bu husus gerçekten çok anlamlıdır. Üzerinde önemle durmamız gerekir. Efendimiz kendisini öldürmek isteyen Müşriklere karşı onların mallarını yine kendilerine teslim etme noktasında gerekeni yapmıştır. Efendimiz, müşrikler tarafından bile Muhammed’ül Emin olarak tanınmıştır. Peygamberler güvenilir kimselerdir. Bu özelliğini hicrette, Peygamberimiz uygulamaları ile düşmanlarına bir kez daha net bir şekilde göstermiştir.    

    Hicret’ten çıkaracağımız çok önemli dersler vardır. Hicrete en sadık yol arkadaşı Hz Ebubekir(r.a.)’la beraber çıkan Peygamberimiz (s.a.s.) Medine’ye gidecek olmasına rağmen, önemli bir taktik uygulayıp tam tersine öncelikli yolculuk yapmış, yolu çok iyi bilenlerden destek almıştır. Malumunuz örümcek ağı çok dayanıksızdır. Koruyan ve kollayan Allah (c.c.), sevdiklerini en zayıf örümcek ağıyla da korur. Müşrikler evinin etrafını sarmış beklerken onların gözleri önünde Yasin Sûresini okuyup çıkıp gitmelerine rağmen görünmemişlerdir. Yolculuğun her aşamasında zahmet çekerek Medine’ye ulaşmışlardır. Allah(c.c.)’ın gücü her şeye yeter. Bir şeye ol dedi mi o hemen oluverir. Yeter ki kul Allah’a samimi olarak teslim olsun. Âyet-i Kerîmede: “ Onlar ağızlarıyla Allah’ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.” (Saff Sûresi âyet:8) buyrulmuştur.

  Allah (c.c.) Rızası için hicret edip, yine O’nun Rızası için hicret edenlere yardım edenler Kur’an-ı Kerimde övülmektedirler. “İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek Mü’minler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.” (Enfal Sûresiâyet:74) “Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti. (Dedi ki:) Ben, erkek olsun kadın olsun -ki hep birbirinizdensiniz’ içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyacağım. Bu mükâfat, Allah tarafındandır ve karşılığın en güzeli O’nun katındadır.” (Ali İmran Sûresi âyet:195)  

    Malumunuz 31 Ağustos Cumartesi gününden itibaren hicrî 1440. yılı tamamlayıp 1441. yıla girmiş oluyoruz. Bu vesile ile hicrî yılımızı tebrik eder, Âlem-i İslam’ın kurtuluşuna vesile olmasını Allah (c.c.)’dan niyaz ederim. Rabbimiz, her birimize nefsimizle, şeytanla, zalimler, kâfirlerle, batılla gereği gibi mücadele etmeyi, Ensar ve Muhacir kardeşliği ekseninde şuurlu bir Mü’min olarak yaşamayı nasip eylesin.(Âmin). 


      omerlutfiersoz@gmail.com

EVLÂTLARIMIZI ŞUURLU OLARAK YETİŞTİRİP EN KÂMİL ANLAMDA DİRİLİŞLERİNE DAHA ÇOK ODAKLANMALIYIZ

EVLÂTLARIMIZI ŞUURLU OLARAK YETİŞTİRİP EN KÂMİL ANLAMDA DİRİLİŞLERİNE DAHA ÇOK ODAKLANMALIYIZ

     Güzel Ülkemiz Türkiye’miz de son yıllarda maddi ve manevi alanlarda çok güzel hizmetler yapılmıştır.  Özgürlüklerin önü açılmış,  kardeşliğin temini için adımlar atılmış,  barıştan yana uygulamalarla, insanlarımızın her birine değer verilmiş, Meslek Lisesi Mezunlarına uygulanan; Katsayı adaletsizliği  giderilmiş, Meslek Liselerinin Orta Kısımları açılmış, hafızlık ile ilgili engeller kaldırılmış, Kesintisiz eğitim, kesintili hale dönüştürülmüş, Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Hayatı ve Temel Dini Bilgiler seçmeli ders olarak, Orta Okul ve Liselere konulmuş, yıllardır kanayan bir yaraya, neşter vurulup, Başörtüsü yasağı kaldırılarak, bütün kamu kurum ve kuruluşlarında serbest bırakılmıştır. Ayrıca savunma sanayi alanında da çok güzel çalışmalar yapılarak sonuçlar alınmıştır.

      Gençlerimize, milli, manevi ve ahlaki değerlerimize bağlı kalacakları, bununla beraber teknolojiden faydalanabilmelerine de imkân sağlanmıştır. Evlâtlarımızın çok iyi eğitim almaları için uğraştığımız gibi, dürüst, ahlâklı olarak yetiştirmeye gerçek anlamda özen göstermeliyiz. Her türlü kötülükle mücadele etmeliyiz. Alkol, Uyuşturucu, Sigara, Fuhuş v. b. olumsuzluklardan evlatlarımızı uzak tutarak sorumlu kişiler olarak aydınlık yarınlara en güzel şekilde hazırlamalıyız. Gençlerimize öz güvenlerini vermeli, tarihimizin derinliklerinde kalan, birçok buluşa imza atan ecdadımız gibi, yarınlarda da çok değerli icatlara sahip olacak, güzel ahlâk sahibi Asım’ın Neslini yetiştirmek için çalışmalıyız. Her şeyi devletten beklememeli, STK’lar da etkin görev almalıdırlar. Arzu ettiğimiz şekilde nesilleri yetiştirmeye çalışırken, gençlerimizi zararlı alışkanlıklardan, kötü tavır ve davranışlardan, eğitim ve öğretim yoluyla uzaklaştırmalıyız. Evlâtlarımızı Şuurlu olarak yetiştirip en kâmil anlamda dirilişlerine daha çok odaklanmalıyız.

    Gençlerimizi sevgi, saygı, hoşgörü, birlik beraberlik ve kardeşlik duyguları ile dopdolu bir şekilde yarınlara hazırlamalıyız. Karanlığı, aydınlığın yok ettiği gibi, bizler de kötü, çirkin ve zararlı olan davranışlardan evlâtlarımızı kurtarmalıyız. Aydınlık yarınlara huzur, güven ve mutlulukla varmalıyız. Bu konuda da her birimize çok büyük görevler düşmektedir. İslam medeniyeti hafızası hiçbir zaman dışarıdan çökertilememiştir. Peki, bugünün gencine, insanımıza nasıl bir rol düşmektedir?  Kur’ân’dan beslenecek, Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in yolunu yol bilecek, başka her şeyi elinin tersiyle itecek hakikatli, her türlü tuzakları boşa çıkaracak özellikte donanımlı bir nesil yetiştirerek iç ve dış düşmanların bütün hain planlarını bozmalıyız. Bu dünyada yaşayacak ama bu dünyayı yaşamayacak. Yaşadıkları zamanla ve mekânla kayıtlı bir hayat yaşamayacak. Şehid Hesan el-Bennâ’nın dediği gibi: “Yarınlar, yorgun olanların değil, rahatlarından vazgeçebilenlerin olacaktır.”Dünya bize bakıyor. Yeniden toparlanıp gelecekler mi diye. Biliyorlar ki biz geldiğimizde onlar gidecekler. Biz geleceğimizin ipuçlarını vermeye başladık. Biz geldiğimizde mazlumların da yüze gülecek, dünya ya adalet gelecektir.

     Bir meseleniz varsa mesuliyetiniz de var demektir. Gençleri ihmal edenler, geleceklerini imha ederler. Bir gencin derdi varsa, dersini de almış demektir. İnsanların yükünü omuzlarında taşıyan kişinin adı öncü kuşaklardır. Önümüzdeki süreçte yüz yılımızı kuracak nesil inşa etmek zorundayız. İki yüz yıldır yaşadığımız, bugün iliklerimize kadar hissettiğimiz, İslâm dünyasının paramparça olmasıyla sonuçlanan medeniyet krizini nasıl aşabileceğimizin şifreleri, Fatih’le muhkemleştirilen, Yavuz’la sistemleştirilen Ehl-i Sünnet Omurga’nın yeniden hayata ve harekete geçirilmesinde gizlidir. Fatih’le muhkemleştirilen Ehl-i Sünnet omurganın iki ana ekseni vardı: İlim ve irfan. Derdi olan dersini alır. Derdini vermeliyiz ki, dersini alsın. Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur. Hakikat hak edene lütfedilir. Çilesini çekmeyene hakikat lütfedilmez. Yüz yıldır çile çekiyoruz. İnşAllah bu hakikat bize lütfedilecek…

     Allah İnancını yitiren insan, o andan itibaren herkesi ilâhlaştırır. O yüzden kulluk, elçilikten önce gelir. Abdühü ve Rasülühü.  Önce kulluk. Kulluk makamı en yüce makamdır. Çağ körleşmesine ve köleleşmesine karşı esaslı bir diriliş hamlesi başlatmamız gerekiyor. Ama önce çağı değiştirecek bir potansiyel olması gerekir. Dünya, İslâm’a gebe…        Kur’ân kaynaktır. Sünnet ırmak. Aslolan hakikate varmaktır. Irmak, gürül gürül akacak ki; kaynak, hayat fışkıracak.

     Evlâtlarımızı Şuurlu olarak yetiştirip en kâmil anlamda dirilişlerine daha çok odaklananlardan olmamız duâsı ile sıhhat ve âfiyetler dilerim. 

      omerlutfiersoz@gmail.com

FİTNE VE TEFRİKADAN UZAK DURUP BİRLİĞİMİZİ KORUMALIYIZ

FİTNE VE TEFRİKADAN UZAK DURUP BİRLİĞİMİZİ KORUMALIYIZ

     Günümüz Müslümanlarının en çok ihtiyaç duydukları konulardan birisi, beklide en önemlisi, birlik ve beraberliktir. Birlik ve beraberlik ruhunu kaybeden toplumlar, her şeylerini kaybetmek zorunda kalırlar. Fertleri birbirine düşmüş milletler, yok olup gitmeye mahkûmdurlar. Tarih bunun en büyük şahididir. Onun içindir ki dinimiz, birlik, beraberlik ve kardeşlik hukukunun önemini belirtmiş, fitne ve tefrikanın da son derecede tehlikeli olduğunu da açıkça belirtmiştir. Her birimize düşen en önemli görev fitne ve tefrikadan uzak durup birliğimizi korumak olmalıdır.

      Dinimiz İslam, insanları kesinlikle ırk, renk, soy ve cinsiyet ayrımına tabi tutmadan aynı anlayışla kucaklamaktadır. Birlik ve beraberliğin olmadığı yerde tefrika vardır. Tefrika, girdiği cemiyetlerde, itimat-emniyet, hürmet- muhabbet, şefkat ve merhamet gibi her türlü ahlaki güzellikleri ortadan kaldırır.

Her birimiz elimizden gelen maddi ve manevi unsurlarımızı seferber ederek, güzelim ülke Türkiye’miz üzerinde oynanmak istenen oyunun olumsuzluklarını gidermek için gece gündüz demeden çalışmalıyız. Kesinlikle fitne ve fesattan uzak durarak, birliğimizi, dirliğimizi korumak zorundayızBirlik-beraberlik ruhunu koruduğumuz sürece başarılı olmamız, Rabbimizin lütfu ile kaçınılmaz olacak, önümüzde hiçbir güç ve onun maşaları duramayacaktır.

      Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlarının teröre destek vermelerinden dolayı haklı olarak görevlerinden alınmalarını gerekçe göstererek Ülkemizi karıştırmak isteyen iç ve dış hainlere kesinlikle pirim verilmemelidir. Türkiye’miz üzerinde oynanmak istenen oyunun, darbe girişiminin olumsuzluklarını 15 Temmuz gecesi nasıl bir ve bütün olarak gidermişsek, bundan sonra da aynı kararlılıkta devam etmeliyiz. Güzel Ülke Türkiye’mize, içeriden ve dışarıdan hainlik edip, sivillere, güvenlik güçlerimize saldıran hain teröristlerin, zalimlerin her birinin tuzaklarını, nasıl boşa çıkarmışsak, beraberliğimizi sürdürdüğümüz sürece de, Allah (c. c.)’ın izni ile hiçbir güç karşımızda duramayacaktır. Hem içeride hem de dışarıdaki teröristler nerede olurlarsa olsunlar mutlaka cezalandırılacaklardır. Kuzey Irak’a da çok kısa süre içinde girilerek terör yuvalarının yerle bir edileceğine inanıyorum.

     Yeryüzünde cereyan eden bütün olumsuzlukların Müslümanların aleyhine olduğunu hepimiz görebiliyoruz. Dünya’nın birçok yerinde yapılan zulüm, işkence, vahşet, kan, gözyaşı vb. olumsuzlukların hemen hemen büyük çoğunluğu Müslümanların yaşadıkları coğrafyalarda, Müslümanlara reva görülmektedir. Bu yaşanan olumsuzlukları görmemek için kör, duymamak için sağır ve anlamamak içinse akılsız olmak lâzım gelmektedir. Her birimiz elimizden gelen maddi ve manevi unsurlarımızı seferber ederek, güzelim ülkemiz Türkiye’miz üzerinde oynanmak istenen oyunun olumsuzluklarını gidermek için çalışmalıyız.  İçeriden ve dışarıdan hainlik edip, sivillere, güvenlik güçlerimize saldıran teröristlerin her birinin tuzaklarını boşa çıkarmak için, gayret sarf etmeliyiz. Kesinlikle fitne ve fesattan uzak durarak, birliğimizi, dirliğimizi korumak zorundayız. Birlik ve beraberliği koruduğumuz sürece başarılı olmamız kaçınılmaz olacaktır. Güçlü bir Türkiye’nin mazlumların muzaffer olmasını sağlayacağı da aşikârdır.

     Türkiye’mizde en geniş anlamda insan haklarına, özgürlüğe sahip olmalarına rağmen, dış ve iç ihanet şebekelerinin oyuncağı olan, kardeşlikten anlamayan, birliği bozan terör faaliyetlerine devam eden teröristlere gerekli cezaların verilmesinden daha doğal ne olabilir ki… Elbette anladıkları dilden cevapları verilecektir. Kısacası; Devletin şefkatine razı olmayanlar, kudretine boyun eğmek zorunda kalırlar. Müslümanlar; kardeşlik, dayanışma, birlik ve beraberlik içerisinde maddi-manevi unsurlarını seferber ederek bu olumsuzlukları gidermek zorundadır. Müslümanlar dünkünden daha çok bugün, kardeşlik dayanışma, birlik ve beraberlik içerisinde maddi ve manevi unsurları seferber ederek, güzelim Ülkemiz Türkiye üzerinde oynanmak istenen oyunun olumsuzluklarını gidermek zorundadırlar. İçeriden ve dışarıdan güzel Ülkemiz Türkiye’ye düşmanlık eden hainlerin tuzaklarını boşa çıkarmak için, birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşlik hukukumuzu muhafaza etmek zorundayız. Türkiye’mizin maddi ve manevi yönden güçlenmesi, birlik, beraberlik ve kardeşlik için çalışanlara selam olsun.

     Âyet-i Kerîmelerde: “Hepiniz toptan Allah’ın ipine (İslam’a) sarılın, ayrılmayın, Allah’ın size olan nimetini anın; düşmandınız, kalpleriniz arasını uzlaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar” “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.”       (Al-i İmran Sûresi âyet:103, 105)  “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (Hucurat Sûresi âyet:10) buyrulmuştur.

     Fitne ve tefrikadan uzak durup birliğimizi, kardeşliğimizi koruyup, maddi ve manevi yönden huzur ve mutluluk içinde yaşamamız duası ile…  

omerlutfiersoz@gmail.com

KURBAN; SADAKAT, SAMİMİYET, TESLİMİYET VE İHLÂSIMIZI GÖSTERİR

KURBAN; SADAKAT, SAMİMİYET, TESLİMİYET VE İHLÂSIMIZI GÖSTERİR

       Kurban; İhlâsımızı, samimiyetimizi, sadakatimizi ve teslimiyetimizi gösterir. Kurban, insanlıkla yaşıt en eski, ama eskimeyen, her yıl yenilenen, Allah (c.c.)’ın Rızasına eriştiren bir ibadettir. Rabbimiz, Kurban keserek yoksul ve düşkünleri gözetmeyi her birimize lütfeylesin. Kurban İbadeti, cimriliğimizi tedavi ettiği gibi, Cömert olmamızı sağlar. İhtiyaç sahiplerini düşünüp yardım etme duygusuna sahip olmamızı sağladığı için, merhamet duygumuzu coşturur. Vermeyi, paylaşmayı, gerçek anlamda gönülden yaşamamıza imkân sağlar. Kurbanımızın etinden, ihtiyaç sahiplerine verdikçe, çok özlü ve önemli dualar almamız kaçınılmaz olur.

      Malumunuz önümüzdeki cumartesi günü arife, pazar günüde Kurban Bayramının birinci günüdür. Teşrik tekbiri; arife günü sabah namazında başlar ve dördüncü bayram ikindi namazı sonrası dâhil olarak 23 (Yirmi üç vakit), “Allahu Ekber, Allahu Ekber, La ilahe illallahu Vallahu Ekber, Allahu Ekber ve Lillahilhamd” denilerek ikmal edilir.

     Arife, bilinen gün anlamına gelmektedir. Bayramı müjdeleyen, bayramdan önceki gündür. Arife, Bayram ve fırsat bulduğumuz zaman dilimlerinde kabirleri ziyaret edip, çokça tefekkür etmeliyiz. Kabir ziyareti, insanlara ahireti hatırlatır. Bu ziyaretler vesilesi ile bir gün mutlaka öleceğimizi hatırlamış oluruz. Bu hatırlama aslında hayatımızı daima güzel ahlak esaslarına göre yaşamamız gerektiğini de beraberinde getirir. Dünyanın imtihan yeri olduğu, dolayısı ile bu imtihanda mutlaka başarılı olmamız gerektiği anlayışı bizlerde hâkim olmalıdır. Aslında ölüm, dinimize göre bir yok oluş değil, gerçek manada var oluşun başlangıcıdır.

          Hz. Âdem  (a.s.)’ın çocukları Habil ile Kâbil, Allah (c. c.)’a birer kurban takdim ederler. Kâbil’in kurbanı reddedilir ve Habil’inki kabul olunur. Bu olay Kuran-ı Kerîm de şöyle anlatılır:  “Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), ‘Andolsun seni öldüreceğim’ dedi. Diğeri de ‘Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder’ dedi.

     Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerîm, takva sahibi olan bir gönül üzerinden bir başka kurban kıssasını anlatır: Uzun yıllar evlat hasretiyle yanıp tutuşan Hz. İbrahim(a. s.), Allah (c. c.)’ dan bu hasretin bitmesini ister.  Hz. İbrahim (a. s.)’ın duasını Yüce Mevlâ kabul buyurmuş, Salih bir evlât lütfetmiştir. Hz İbrahim verdiği söz gereği evlâdını kurban etmesi gerekmektedir. Bu husus Kur’an-ı Kerîm de şöyle ifade buyrulmaktadır: Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? Dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşAllah beni sabredenlerden bulursun, dedi. Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim’e selam! Dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim Mü’min kullarımızdandır.” (Saffat Sûresi âyet:102,111).    

     Bu âyetlerde, Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmesi anlatılır. Bu kıssa bir imtihandır. Bu imtihan, Peygamber olan baba ile oğlu arasında cereyan etmiştir. Şöyle ki, Hz. İbrahim’in iki oğlu vardı: İsmail ve İshak. Kur’an-ı Kerim’de kurban edilecek çocuğun isminden söz edilmez. Ancak Müfessirlerin kanaatine göre, İsmail’dir. Zira olay göçten hemen sonra olmuştur ki, o zaman İsmail vardı. Ayrıca olay Mekke’de geçmiştir. Mekke’ye gelen de İsmail’dir. İbrahim (a. s.) gece  rüyasında, birisinin kendisine,  ‘Allah sana oğlunu boğazlamanı emrediyor’ dediğini duymuş, sabah olunca bunun şeytandan mı, Rahmân’dan mı olduğu hususunda tereddüt etmiş, üç gece rüyayı üst üste görünce bunun Allah (c.c.)’tan olduğunu anlamış ve gereğini yapmak isteyince,  Oğlu İsmail yerine, Kur’ ban etmesi için bir Koç gönderilmiştir.  

     Âyet-i Kerîmede: “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!”(Hac Sûresi âyet:37) buyrulmuştur. Bu âyet, genel olarak bütün ibadetlerde iyi niyet ve ihlâsın gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anlaşılıyor ki, ibadetlerimizde bizi Allah rızasına ulaştıracak olan temel unsur, kalplerimizin takvası, yani bu ibadetleri, gösterişten uzak olarak sırf Allah rızası için yapma çabasıdır. Nitekim Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s.) bir hadislerinde; “Amellerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyeti ne ise, eline geçecek olan da odur” buyurmuşlardır.

     Kurban, İbrahim’i bir sadakatin, İsmail’i bir teslimiyet’in, Muhammedî bir muhabbetin ortaya konmasıdır. Bu güzel hasletleri hayatımıza hâkim kılanlardan olmamız duası ile Arife günümüzü, İdrak edeceğimiz Kurban Bayramımızı kutlar, Milletimiz ve İslam Âlemi için hayırlara vesile olmasını Allah (c.c.)’tan niyaz eder, sıhhat ve afiyetler dilerim. 

 omerlutfiersoz@gmail.com

BİD’AT VE HURAFELERLE MÜCADELE ÇOK ÖNEMLİDİR

BİD’AT VE HURAFELERLE MÜCADELE ÇOK ÖNEMLİDİR

     Bid’at ve hurafelerle mücadele çok önemlidir. Müslüman; İslâm dininin özüne, ana kaynaklarına aykırı olan her şeyi, kimden kaynaklanırsa kaynaklansın, reddetmesini bilmelidir. Müslüman; Kur’an ve Sünnet’e uygun bir hayat yaşadığı sürece, bid’at ve hurafelerden gereği gibi kurtulmuş ve korunmuş olur.

     Bid’at; icat olunan, sonradan ortaya çıkan anlamına gelmektedir. Asr-ı saâdetten sonra ortaya çıkan, şer’i bir delile dayanmayan inanç, ibadet, fikir, tutum ve davranışlar için kullanılan bir terimdir. “Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’den sonra ortaya çıkan, İslâm’a, şeri delillere uygun olmayan eksiltme veya ekleme özelliğini taşıyan her şey”  diye tarifi yapılmıştır. Kısacası; Kur’an ve Sünnet ’teki emir ve yasakların bazılarının değiştirilip yanlış uygulanması demektir. Müslümanların kesinlikle bid’at ve hurafelerden uzak durarak, İslâm’ın emir ve yasaklarına sadık kalarak bir hayat yaşamaları arzulanan bir durumdur.

    Hurafe (batıl inançlar); dinimiz İslam ile ilgi ve alakası bulunmayan, birtakım yanlış görüş, inanış ve uygulamalara verilen isimdir. Hurafelerin kimi kasıtlı olarak içimize sokulmuş, kimi de bilgisizlikten kaynaklanarak toplumumuzda maalesef yer bulmuştur. Örnek vermek gerekirse; Türbe ve tekkelere mendil bağlamak, çaput bağlamak v.b. gibi.

     İslâm; bid’at ve hurafelerden uzak, Kur’an ve Sünnet merkezli evrensel bir dindir. Âyet-i Kerimede; “Şüphesiz bu (İslâm), benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.”  (En’âm sûresi âyet:153) buyrulmuştur. Kuran-ı Kerîm’in ve Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)’in sünnetleri ile belirttiği hak yoldan ayrılmamak gerekir.

     Bir hadis-i şerifte; “Her kim bizim bu işimizin (Dinimizin) içine ondan olmayan bir şeyi yeniden sokarsa, o yapılan merduttur, başına çalınır.” (Riyâzü’s Sâlihîn, C.1,No.168) buyrulmuştur.

     Bid’at ve hurafeler;  İslâm’ın, farklı sosyal ve kültürel yapıya sahip olan toplumlar arasında yayılması sonucunda ve de art niyetli kişilerin, kasıtlı olarak uygulamalarından doğmuştur. Yani kökeninde ya cehalet ya da ihanet yatmaktadır.

     Bid’at’ın kapsamının sadece dini konularla sınırlı olduğu hususunda, İslâm âlimlerinin görüş birliği mevcuttur. Bu sebepledir ki, inanç ve ibadet hayatının dışında kalan yenilikler bid’at kavramına girmezler. Çünkü itikat ve ibadet konuları, vahiy mahsulü olup, eksiltilip, artırılması, kısacası değiştirilmeden kabul edilip uygulanması gereken ana unsurlardır.

          Bid’at ve hurafelerle mücadele çok önemlidir. Ancak mücadele ederken de, yenilerini ihdas etmemek, fitne ve fesada sebep olmamak gerekir diye düşünüyorum. Her türlü bid’at, hurafe,  batıl inançlar, İslâm’ın özüne aykırıdır. Elimizde, Kuran ve sağlam hadis kaynakları mevcuttur. Bu ana kaynaklardan gereği gibi beslenip, toplumumuzu aydınlatan, özüyle sözü, yaşantısı uyumlu olan güzel ahlâk sahibi âlimlerimizin ilimlerinden yararlanarak, hayatımızı, bid’at ve hurafelerden uzak, İslâm’a uygun bir şekilde yaşamalıyız. Gerçek anlamda kurtuluşu ancak bu şekilde elde edebiliriz.

     Rabbimiz, bid’at ve hurafelerden uzak durarak, Kur’an ve Sünnette emredilenlere uygun güzel bir hayat yaşayıp, kurtuluşa erenlerden olmamızı her birimize nasip eylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

İYİLİĞİ EMRETMEK VE KÖTÜLÜKTEN MEN EDİP SAKINDIRMAK

İYİLİĞİ EMRETMEK VE KÖTÜLÜKTEN MEN EDİP SAKINDIRMAK

     İyiliği emretmek ve kötülükten men edip sakındırmak, şartlarını taşıyan bütün Müslümanların asli görevlerindendir. İslâm’ın, iyi, doğru, güzel kabul ettiği hususlara Ma’ruf, kötü, çirkin ve yanlış kabul ettiği hususlara da Münker denilir. İyilik ve kötülük kavramlarının belirleyicisi Kur’an ve Sünnet’tir. Allah (c.c.) ve Resulü Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in iyi dedikleri iyi, kötü dedikleri de kötüdür. Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker; “İyiliği emretmek ve kötülükten men etmek, sakındırmak” anlamına gelmektedir.      Emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil-münker; İslâm davetinin, tebliğinin temelini teşkil eden, dini, ahlâki ve hukuki bir tabirdir.

     Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerîm’de: “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran Sûresi âyet:104)

    “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız…” (Ali İmran Sûresi âyet:110)

    Müfessirler, Ali İmran 104. âyet emri uyarınca, Müslümanlar içinde, iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan bir içtimaî kontrol müessesesinin bulunmasının farz olduğunu belirtmişler; ancak, bu görevi üstlenen kişilerde, görevin iyi ve hakkaniyete uygun olarak yerine getirilmesini mümkün kılacak bazı şartların bulunması gerektiğine de işaret etmişlerdir. İyiliği emredip, kötülükten sakındırmak görevini hiçbir Müslüman yapmazsa, farz-ı ayn olan görevi yapmamalarından dolayı bütün Müslümanlar sorumludurlar.

     Her birimiz öncelikle kendimizden sorumluyuz. Ancak ferdin sadece kendini ıslah etmesi ve kendisi ile meşgul olması yeterli değildir. Her fert ailesinden, yakınlarından ve aynı zamanda toplumun ıslahından da sorumludur. Yapılan yanlışlıklar karşısında, ehil olan kişilerin ikazları ve insanları kötülüklerden sakındırıp vazgeçirmeye çalışmaları dini bir görevdir.

     “Mü’min erkeklerle Mü’min kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir.” (Tövbe Sûresi âyet:71)

     İctimaî şuûr, fertlerin dinî ve ahlâkî kusurları ve kötülükleri karşısında da duyarlı olmak zorundadır. Tövbe Sûresinin 71. Âyet-i Kerîmesin de; Kadın olsun erkek olsun Mü’minlerin, birbirlerine iyiliği emredip kötülükten alıkoymalarının, aralarındaki velayet bağı ve kardeşliğin zaruri bir sonucu olduğuna işaret edilmiştir. Bu görev ve yetki cinsiyet farkı gözetmeden İslâm toplumunun bütün fertlerine verilmiştir.

     “Tövbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. O Mü’minleri müjdele!” (Tövbe Sûresi âyet:112) buyurulmuştur.

     Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) hadis-i şeriflerinde: “İçinizden her kim bir münker ; (yani kötülük) görürse onu eliyle önlesin. Buna gücü yetmeyen diliyle ona karşı çıksın. Bunu da yapamayan kalben buğzedip kötülüğe öfke duysun ki, artık bu İman’ın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman,78; Tirmizi, Fiten,11) buyurmuştur.

     Çok önemli ve kutsal olan tebliğ görevini ehil kişilerin, cebir, şiddet, güç, baskı ve zorlama olmaksızın, yumuşak, tatlı ve güzel sözler söyleyerek, iyiliği emredip, kötülükten sakındırma hususunda İslâm’ın emir ve yasaklarına riayet edilerek yapılması gerekir. Sosyal hayatın düzeni, gerçeklerin duyurulması ve yanlışların düzeltilmesi esasına bağlıdır. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in tebliğ metodu örnek alınmalıdır.

     İyiliği emir, kötülükten nehiy toplumun kendi kendine oto-kontrol sistemini sağlamaya yönelik olan bir farzdır. Bu farz, ne kadar samimiyetle, planlı, programlı uygulanırsa; toplumdaki suç oranları azalacak, sevgi, kardeşlik, barış ve huzur ise artacaktır. İslâm ile insan arasındaki bütün engellerin gerçek anlamda kaldırıldığı bir dünya da yaşamayı hedeflemek en büyük arzumuz olmalıdır.

     Allah (c.c.), her birimize İslâm’a göre gerçek anlamda hayat yaşamayı, iyilikleri emredip, kötülüklerden sakındırmaya çalışanlardan olmayı nasip eylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

15 TEMMUZ’U UNUTMA, UNUTTURMA!

15 TEMMUZ’U UNUTMA, UNUTTURMA!

     Güzel Ülke Türkiye’miz üzerinde yıllardır oynanan oyunlara, ihanetlere 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı bir yenisi daha eklenmiş, bir grup gözü dönmüş hain, zalim cuntacı grup, darbe, işgal girişiminde bulunmuştur. Ancak, halkımızın meydanlara inmesi ile beklemedikleri, hesaba katmadıkları bir tepki ile karşılaşmışlardır. Allah (c.c.)’ın Lütfu, Cumhur Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Cesareti, kararlılığı sonucu ölümüne vatanseverleri meydanlara davet etmesi, Başbakanımızın, Bakanlarımızın, Hükumetimizin, Milletvekillerimizin, Milletimizin feraseti,  Darbeye karşı olan askerlerimizin, polislerimizin kahramanlıkları,  Siyasi Partilerin büyük çoğunluğunun karşı tavır koyuşu,  Medyanın milli iradeye güçlü desteği, farklı görüşteki bütün insanlarımızın birlikteliği, halkımızın sokaklara inerek iradesine sahip çıkarak, tankların, topların, durdurulması için ölümüne mücadelesi sonucunda, zalimlere, hainlere gerekli direniş   gösterilmiş, darbecilere, darbe yapılmıştır.

     15 Temmuz 2016 Darbe girişiminin hemen akabinde meydanlara çıkarak Valilik önünde ilk günden itibaren düzenli olarak darbeye karşı duruşumuzu net olarak göstermenin manevi huzurunu yaşamaktayım. Ayrıca 16/17 Temmuz Akşamı Mevlana Meydanında Konuşma yaparak duruşumuzu, net bir şekilde ortaya koymuş olduk. Darbe girişiminin hemen akabinde dört yazı yazmıştım. Yazılarım ile konuşmamın linklerini ekte sunuyorum.

     http://www.yenikonya.com.tr/yazar/omer_lutfi_ersoz-30/milletimiz_bir_destan_yazmistir-3816

https://www.konhaber.com/yazar-ser_gibi_gorunen_bazi_seylerde_hayir_hayir_gibi_gorunenlerde_de_ser_olabilir-10420.html
http://www.dogruses.com/yazarlar/omer-lutfi-ersoz/4300-birlik-ve-beraberligimiz-daim-olsun.html
http://www.haberfark.net/bu-gunes-batmayacak-ta-ki-mahsere-kadar-29469yy.htm

Güzel Ülke Türkiyemizi, Vatanımızı, Bayrağımızı, Milletimizi seven her görüşten kardeşlerimizin yoğun katılımları ile Cuntacılara karşı olup, Milli iradeye sahip çıktık. Demokratik tepkilerimizi, Konya Mevlana Meydanında Saat 03:00 sularında Kardeşlerimize hitap ederek görüşlerimi aktarma imkanına sahip olduğum, gençlerin cep telefonları ile çektiği video ektedir. Rabbimiz, bütün duyarlı Kardeşlerimizden Razı olsun.

Ömer Lütfi Ersöz paylaştı: 17 Temmuz 2016 Pazar

     Türkiye’mizi, Vatanımızı, Bayrağımızı seven, Milletimiz ’in güzel insanları, korkmadan, büyük bir cesaretle saflarını belli ederek, cuntacılara karşı gelerek bir destan yazmıştır. İlk andan itibaren sokaklara inerek, Milli İradeye sahip çıkmıştır.  Türkiye bir muz Cumhuriyeti değildir. Milletimiz dik durup, eğilmemiş, Türkiye’mizi Darbecilere teslim etmemiştir. Hakkın ve Halkın önünde hiç bir güç duramaz. Halkımız, demokratik tepkilerini bulundukları şehirlerin büyük meydanlara inerek göstermişlerdir.

     Bu güne kadar eşi ve benzeri görülmemiş şekilde ilk günden itibaren bir halk hareketi gerçekleştirilmiş, darbeciler durdurularak tutuklanmaları sağlanmış, sabaha kadar, fiili ve kavli dualar yapılmış, Yasinler, Fetihler, Fatihalar, hatimler, salalar, ezanlar okunmuştur. Adını Yurtta Sulh Konseyi olarak lanse eden bir grup gözü dönmüş cuntacı, Milli İradeye,  Türkiye Büyük Millet Meclisine, Milletvekillerinin üzerlerine, Emniyet Müdürlüklerine, Önemli Kamu Kurumlarımıza F 16‘lar, helikopterler ile bombalar atılmış, sivil halkımız silahlarla taranmıştır.

     Demokrasiye, Milletimize hiç çekinmeden kurşun sıkan, öldüren cuntacı hainlere hak ettikleri en ağır cezalar verilmiştir ve verilmeye devam edecektir. Allah (c. c.)’ın yardımı, lütfu, milletimizin irfanı ile büyük bir oyun bozulmuştur.  Ne kadar şükretsek, hamt etsek azdır diye düşünüyorum. Türkiye’mize, Milletimize, Vatanımıza, Bayrağımıza, mukaddesatımıza, bütün değerlerimize ihanet etmeye kalkan cuntacılara, Milletimiz en güzel cevabı vermiştir. Allah (c.c.)’ ın Lâneti, bütün zalimlerin, hainlerin üzerine olsun.

     Darbecilere karşı duran, destan yazan, bulundukları yerlerdeki büyük meydanları doldurarak iradesine sahip çıkan Milletimizi gönülden tebrik ediyor, alkışlıyorum. 15 Temmuz’u Unutmamak ve unutturmamak için üçüncü yılında yeniden meydanlarda olmamız gerekir. Bizler Konya da Mevlana meydanında olacağız inşAllah.       Bugüne kadar destek veren, bundan sonrada desteğini her yıl düzenli olarak sürdürüp nöbetine devam edecek bütün kardeşlerimize kalb-i şükranlarımı sunarım. Rabbimiz, her birinizden Razı Olsun.  Cuntacılara karşı haklı mücadelede hayatını kaybeden Şehitlerimize, Allah (c. c.), Rahmet eylesin. Mekânları Cennet Olsun. Gazilerimize hayırlı bereketli uzun ömürler dilerim.

     Rabbimiz, her türlü iç ve dış fitneden her birimizi korusun. Allah (c.c.) yâr ve yardımcımız olsun, bir daha 15 Temmuzlar yaşatmasın.(Âmin)     omerlutfiersoz@gmail.com