Author Archive

BELKIS’IN TAHTININ GÖZ AÇIP KAPAYINCAYA KADAR GETİRİLMESİ

BELKIS’IN TAHTININ GÖZ AÇIP KAPAYINCAYA KADAR GETİRİLMESİ

     Hz. Süleyman (a.s.)’ın Belkıs’ın tahtını bana kim getirebilir isteği üzerine, cinlerden bir ifrit; ben onu sana sen makamından kalkıncaya kadar getiririm, bana güvenebilirsin, benim buna gücüm yeter demesine rağmen yeterli görmemiştir.Kitaptan bilgisi olan bir kişi, Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadarki çok kısa bir sürede Yemen’den Kudüs’e getiririm demiş ve hemen getirmiştir. Belkıs’ın tahtını getiren İlim sahibi zatın, Hz. Süleyman (a.s.)’ın veziri Âsaf bin Berhiyâ, yahut Hızır olduğu rivayet edilmektedir.

     Hz. Süleyman (a.s.)’a, Allah (c.c.) çok büyük  lütuflarda bulunmuştur.Kuş dilini bilir, hayvanların konuşmalarını anlardı.Kuşlara, cinlere, insanlara ve bunlardan oluşan ordulara hükmeden büyük bir sultanlığı vardı. Hz. Süleyman (a.s.), Belkıs’tan Allah (c.c.)’a inanmasını istemiştir. Saba Kraliçesi Belkıs, Hz. Süleyman (a.s.)’a karşı konulamayacağını anladığından, Kudüs’e gelip Süleyman (a.s.)’a teslim olmak üzere yola çıkmıştır.Belkıs’ın gelmekte olduğu haberini alan Hz. Süleyman (a.s.), Belkıs’ın büyük ve gösterişli olan tahtını anlık olarak getirtmiştir.

     Buradan çıkarmamız gereken çok önemli dersler bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim’i; dini ilimler alanındaki yetişmiş uzman din adamlarımızla birlikte müspet bilim alanında yaptığı araştırmaları ile bir çok önemli başarılara imza atmış bilim adamlarımızdan oluşan çok önemli bir grup kurulmalıdır.Kur’an âyetlerinden ve hadislerde belirtilen bilgilerden yola çıkılarak eşyanın taşınması, gökyüzündeki muhteşem hususlar dahil yapabileceklerimiz konusunda derinlemesine tefekkürler sonucu çalışmalar yapılmalıdır. Belkıs’ın tahtının 2000 km. ‘den daha fazla mesafeden anlık olarak getirilmesi bilimsel yönden de araştırılması gerekmektedir. Bu araştırmalar yeni bilgilere, ulaşmamıza vesile olacak ana kaynaktır. Allah (c.c.) güç ve kuvvet sahibidir. Bir şeye ol dedi mi o hemen oluverir. Ayette bahsedilen Kitap’tan bilgisi olan Salih bir kulun Belkıs’ın tahtını anlık olarak getirmesi, bizlere de çok önemli bilgiler sunmaktadır.

     Günümüzde eşyanın ışınlanması ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır ancak uzaktaki bir eşyayı getirmek hayal bile edilemiyor. Belkıs’ın tahtının getirilmesi olayı Mucize veya Keramet’ten farklı olarak Kitap’tan bilgiye dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Mucize, bir peygamberin peygamberlik belgesidir. İtikad İmamımız Mâtürîdî mucizeyi Kitâbü’t Tevhîd isimli eserinde; “Peygamberin elinde ortaya çıkan ve benzeri öğrenim yoluyla meydana getirilemeyen olay” diye tanımlanmaktadır.

 Mucize; akıl yoluyla açıklanamayan,Allah (c.c.)’ın emri ile yaratılan olağanüstü hadiselerdir. Keramet; “Allah (c.c.)’ın Salih, takva sahibi veli kullarından zuhur eden olağannüstü hal” olarak tanımlanmaktadır. Hiç kimse Allah (c.c.) adına söz veremeyeceği için keramette de, mucizede de iddia olmaz. Ayet-i kerimede “Andolsun senden önce de peygamberler gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber için mucize getirme imkânı yoktur. Her müddetin (yazıldığı) bir kitap vardır.” (Ra’d Sûresi âyet:38) buyrulmuştur. Belkıs’ın tahtının getirilmesi olayında iddia vardır. Önce cinlerden bir ifrit, Hz. Süleyman (a.s.)’a makamından kalmadan getiririm demiştir. Ayrıca Kitaptan bir bilgiye sahip olan Salih bir kişi de ben tahtı göz açıp kapayıncaya kadarki bir sürede getiririm demiş ve getirmiştir. Anlayabildiğimiz kadarıyla, ayet-i kerimde bildirilen bu hakikat, ne mucize, nede keramettir. Allah (c.c.)’ın kitabından alınmış bir ilim’dir. Kur’an-ı kerimden öğrendiğimiz ilim ile bir çok konuda çok önemli bilgilere ulaşacağımız aşikardır.

     Âyet-i Kerîmelerde: “(Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir?” “Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.” “Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanı başına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahibidir.” “(Süleyman devamla) dedi ki: Onun tahtını bilemeyeceği bir hale getirin; bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı olacak.” “Melike gelince: Senin tahtın da böyle mi? dendi. O şöyle cevap verdi: Tıpkı o! (Süleyman şöyle dedi): Bize daha önce (Allah’tan) bilgi verilmiş ve biz Müslüman olmuştuk.” “Onu, Allah’tan başka taptığı şeyler (o zamana kadar Tevhid dinine girmekten) alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.” “Ona: Köşke gir! dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemindir, dedi.  Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” (Neml Sûresi âyet:38-44)

     Belkıs, Allah (c.c.)’ın adını yaymasından dolayı şöhreti her tarafa duyulan, Kendi sinide Tevhid İnancına davet etmiş olmasından dolayı Hz. Süleyman (a.s.)’ı bizzat görmek, gerçek bir peygamber olup olmadığını anlamak için büyük bir kafile ve değerli hediyelerle Kudüs’e gitmek üzere yola çıkmıştır. Rivayete göre, Hz. Süleyman (a.s.) Sebe’ Melikesi Belkıs gelmeden önce, bir köşk inşa ettirmişti.Bu köşkün avlusu billurdan yapılmış,altından su akıtılmış ve suya balıklar konmuştu. Belkıs Kudüs’e geldiğinde zemininin billurdan yapılmış şeffaf bir madde olduğunu fark edemeyip sudan geçeceğini düşünüp eteğini toplamıştır.Bütün bu tedbirler Belkıs’ın akıl ve bilgisine güvenini sarsmış, böylece kendini ilâhi irşadı kabule hazırlamıştır. Hz. Süleyman (a.s.)’ın bilgisinin derinliğine, kudretinin büyüklüğüne inanmış, Allah (c.c.)’ın birliğine iman ettikten sonra ülkesine dönmüştür.

     Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerden öğrendiğimiz güzellikleri anlayıp, öğrenip, araştırıp yaşayan gerçek Mü’minlerden olmayı nasip eylesin! (Âmin)

     omerlutfiersoz@gmail.com

VALLAHİ, NUŞİREVAN’DAN DAHA ADİLİM

VALLAHİ, NUŞİREVAN’DAN DAHA ADİLİM

     Adalet; her hak sahibine hakkını vermektir. Adaletin olmadığı yerde ise haksızlık ve zulüm vardır. Ayet-î Kerimede;  “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi  emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”(Nahl Sûresi âyet:90) Allah Teala bu ayette, dünya nizamını sağlayan üç esası emrediyor; buna karşılık üç çirkin davranışı da yasaklıyor. Emrettiği esaslar: Adalet başta olmak üzere ihsan ve akrabaya yardım. Yasakları ise fuhuş, münkir ve zulümdür.

     Kur’an-ı Kerim’i en iyi anlayıp uygulayan Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), adalete büyük önem vermiştir. Hayatı boyunca adaletten bir an bile olsun ayrılmamıştır. Hatta kızı Fatımatüz Zehra’ya “Ey kızım Fatıma, vallahi babanın Peygamberliğine güvenme, yanlışı ve haksızlığı yapan sen olma! Şayet hırsızlığı yapan sen olsan bile, kolunu kesmekten çekinmem” diyerek en yakınına bile, adaleti uygulamaktan geri durmayacağı gerçeğini ifade buyurmuşlardır. İnsanların bir çokları günümüzde, çok basit dünya menfaatleri ve çıkarları için yalan, iftira v.b. olumsuzluklara batmakta, adaleti önemsemeden, zulüm ve haksızlık yapabilmektedirler. Zalimin yöntemini kullanan kim olursa olsun karşı konulmalıdır. Zalimin yöntemi kullanıldığı zaman zalim değişir ama zulüm değişmez.Ama şu unutulmamalıdır. “Zulüm ile abad olanın, ahiri berbad olur.” İnsanların inancına, ırkına, rengine, cinsiyetine, bakmadan adaletin uygulanması gerekir. Bu konuda ekte anlatacağım gerçek yaşanmış bir olay bu konuyu çok güzel anlamamıza vesile olacaktır diye düşünüyorum:

     Hz. Ömer (r.a.)’ın halifeliği döneminde Şam Valisi olan  ve Sad b. Ebi Vakkas (r.a.), Şam’daki bir Camiyi büyütmek ister. Bu düşüncesini gerçekleştirmek için de caminin civarındaki arsaları kamulaştırır.Ancak bir Yahudi, camiye bitişik olan arsasını satmak istemez. Vali, arsasının değerini fazlasıyla verse de, Yahudi, arsasının kamulaştırılmasına rıza göstermez.Rıza gösterilmemesine rağmen değerinden daha fazla bedel ödeyerek Vali arsaya el koyar. Arsasını kaybeden Yahudi, komşusu olan bir Müslüman’a derdini anlatır.Bana zulmedildi diyerek sızlanır. Müslüman kişide kendisine, Medine’ye git, orada Halife Hz. Ömer (r.a.) vardır.Derdini O’na anlat. O son derece adildir, elbette seni dinler ve çözüm üretir der.Bunun üzerine Yahudi Medine’nin yolunu tutar.Yorucu ve zahmetli bir yolculuktan sonra Medine’ye ulaşır.Halife Hz. Ömer (r.a.)’ı sorar.Sorduğu kişiler bir hurma ağacının gölgesinde dinlenen halifeyi gösterirler.Yahudi Hz. Ömer (r.a.)’ın yanına gider ve derdini anlatır.Hz. Ömer (r.a.) adamı dinledikten sonra bulduğu bir kemik veya deri parçasının üzerine “Vallahi, Nuşirevan’dan daha adilim” yazar ve adama verir. Yahudi bu yazıyı alıp oradan ayrılır. Yahudi kişi Şam’a geri dönerken kendi kendine şöyle konuşur: “Şam’daki idarecilerin giyim, kuşam ve oturdukları yerdeki ihtişam ve debdebe nerde, Medine’deki halifede bulunan tevazu nerde diye düşünüp, Şam’dakilerin halifeyi ciddiye almayacaklarını düşünür.Şam’a döndüğü zaman sonuç alamayacağı düşüncesiyle Valiye gitmek istemez.Sonradan fikir değiştirir, mademki yorulup Medine’ye gittim geldim halifenin yazdığı cümleyi vereyim diyerek valinin huzuruna çıkar ve halifenin yazdığını verir.Vali, halife Hz. Ömer (r.a.)’ın yazdığını okuyunca, sapsarı kesilir, uzunca bir süre başını kaldıramaz. Sonra endişe içinde, başını kaldırıp şöyle der; arsanız size geri verilmiştir.

     Yahudi kişi hayretler içindedir ve çok şaşırır.Bir tek cümlenin valiyi bu kadar sarsacağını hiç düşünmemiştir.Merak ve dehşet içinde bana bu cümlenin sizi bu kadar neden dehşete düşürdüğünü anlatır mısınız der. Şam valisi Hz. Sad b. Ebi Vakkas (r.a.), sana bu cümlenin hikayesini anlatayım. O zaman benim neden bu kadar ürperdiğimi çok iyi anlarsın:

   İslamiyet’ten önceki dönemde ben ve halife Hz. Ömer (r.a.) İran taraflarına ticaret için yanımıza da 200(iki yüz) deve alarak gitmiştik. Orada cirit oynayan gençleri seyrederken, develerimize zorla el koydular.Çok kalabalık bir çete grubu olduğu için de hiçbir şey yapamadık.Yanımızda hiç parada kalmadı.Üzgün bir şekilde dolaşırken geceleyebileceğimiz eski bir han bulduk. Han’ın sahibi nede sıkıntımızı anlattık.Hancı iyi bir insanmış bize yardım etmek için gidip kral’a durumunuzu anlatın, o adil bir adamdır, mutlaka size yardım eder dedi.Bunun üzerine bizde sabah Kral’ın huzuruna çıkıp durumu anlattık. Şikayetimizi bir mütercim vesilesiyle ilettik. Kral Nuşirevan dikkatle dinledikten sonra her birimize birer kese altın verdi ve olayı inceleteceğini söyleyerek bize de memleketimize dönmemizi söyledi. Biz de tekrar han’a döndük. Ama doğrusu sonuçtan da pek memnun olmamıştık.Hancı sonucu öğrenince son derece üzüldü ve burada bir hata var dedi.Gelin kral’a beraber gidelim ve ben size tercümanlık yapayım teklifinde bulundu.Bizde kabul edip beraberce gidip huzura çıktık. Hancı durumu Nuşirevan’a anlattı.Develerimize el koyan kişilerin kıyafetini, halini ve olayın geçtiği yeri anlattı. Dikkat ettik, o sırada, Nuşirevan’ın yüzü sapsarı kesildi.Bir gün önceki mütercimi çağırttı.Ona sorular sordu. Sonra ayağa kalktı ve her birimize 2 (iki) şer kese altın verdi ve akşama kadar develeriniz gelecek, develerinizi alın ve sabahleyin memleketinize dönün dedi.Ancak giderken biriniz doğu kapısından, diğerinizde batı kapısından çıkın diyerek talimat verdi.Bizlerde bir şey anlamadan huzurdan çıktık. Akşamleyin 200 (iki yüz) devemiz kapıya geldi.Durumu anlamak için hancıya neler oluyor diye sorduk ve hancı şöyle dedi: sizin develerinize el koyan kişi Nulşirevan’ın büyük oğlu ile veziridir. Bunlar bir çete kurmuşlar ve garibanların mallarına el koyuyorlar.Siz ilk gittiğinizde, mütercim bunu anlamış ve Nuşirevan’a sözlerinizi yanlış tercüme etmiş. Böylece kral’ın oğlu ve  veziri korunmuş.Ben sizinle gidip durumu anlatınca Nuşirevan bu oyunu anladı.Ama neden ayrı kapılardan gidin dedi onu bende anlayamadım.Hele yarın olsun anlarız dedi.

     Hz. Sad b. Ebi Vakkas (r.a.) anlatmaya devam ediyor: Ertesi gün ben doğu kapısından çıktım. Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm. Halk toplanmış seyrediyordu.Bunlar kim ve suçları ne diye sorunca, dediler ki, bunlardan biri Nuşirevan’ın büyük oğlu, diğeri de veziridir.Bunlar ticaret için buraya gelen iki Arap’ı soymuşlar.Ceza olarak da Nuşirevan, ikisinide astırarak idam ettirmiştir.Yani anlayacağın, Nuşirevan kendi öz oğlunu da idam ettirmiştir. Hz. Ömer (r.a.)’ın çıktığı kapıda ise şikayetlerimizi yanlış tercüme ederek Kralın oğlunu korumaya çalışan kişi idam edilmiştir.

     Hz. Ömer (r.a.)’ın senin eline verdiği “Vallahi, Nuşirevan’dan daha adilim”  sözüyle bana bunu hatırlatıyor. Yani açıkça halkına zulmedersen seni darağacına çekerim diyor. Senin gözyaşlarına bakmam, tıpkı Nuşirevan’ın öz oğlunun göz yaşlarına bakmadığı gibi. Şimdi anladın mı neden benzim sarardı? Bu hadiseyi birebir yaşayan Yahudi kişi, İslâm’ın adalete verdiği önemi çok güzel öğrenmiş olduğu için kendi hür iradesiyle Müslüman olmuş ve arsasını da cami için hibe etmiştir.

     Başta kendi nefsim olmak üzere her birimiz bu güzel hadiseden  dersler çıkarmalı, hiçbir zaman adaletten ayrılmamalı, hiç kimseye haksızlık, zulüm yapmamalıyız. Fazla söze gerek yoktur. Söz söylemekten daha ziyade uygulamalarımızla güzel örnek olmamız gerekmektedir. Rabbimiz, her birimize hesabi değil hasbi davranışlarımızla gönüllere dokunup İslâm’ı en iyi yaşayan Mü’minlerden olmayı lütfeylesin! (Âmin)

omerlutfiersoz@gmail.com

AİLE VE ÖNEMİ

AİLE VE ÖNEMİ

    Toplumun en küçük hücre dokusu ailedir. Aile; insanoğlunun dünyevi ve uhrevi kurtuluşunu, huzur ve mutluluğunu kazanabileceği en temel ve vazgeçilmez tek yuvadır.  Evlilik, yuva kurmak Allah (c.c.) ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.s)’in emirlerine uyup yasaklarından da kaçınarak kendi rızaları ile şahitler huzurunda erkek ve kadın, eşler arasında yapılan nikahlı bir sözleşmedir. Aile, anne, baba ve çocuklardan oluşan toplumun en küçük ve en önemli yapı taşıdır. Aileleri sağlam olanlar, zafere ulaşırlar.Aileleri bozulan toplumlarda tarih sahnesinden silinip giderler. Hem itikadi, hem de ameli yönden bozulanların helak olduklarını biliyoruz.Tarih bunun örnekleri ile doludur.

     Evlilik ancak aile kurmak içindir. Aile, ilk olarak Cennette Yüce Yaratıcı tarafından Hz. Âdem babamızla Havva annemiz arasında kurulmuştur. Sürekli olarak, Cennetten bir huzuru ve mutluluğu içinde barındıran; temelleri, esasları, kuralları Allah (c.c.) ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından belirlenmiş en önemli sosyal müessesedir. Aile, toplumun çekirdeği ve rengidir. Şekil ve âdet olarak birbirine çok benzeyen, içerik ve öz itibariyle tamamen birbirinden farklı ama birbirini tamamlayan iki varlığın birleşmesiyle ortaya çıkan huzur ve mutluluğun en önemli merkezidir. Evlilik Müslüman için ebedi bir bağdır. Aile; dünyada insanın küçük bir Cenneti ya da Cehennemidir. Evlilikte eş seçimi çok önemlidir. Dindar olan tercih edilmelidir. Evlilik ve ailenin önemi, âyet ve hadisler de  açıkça ifade buyrulmuştur.  Aileyi korumamız gerektiği, toplumsal huzurun ailedeki huzura bağlı olduğunu, aileleri bozulan toplumların tarih sahnesinden silindiklerini hiçbir zaman unutmamalıyız.

     Ailede Saygı ve Sevgi’nin önemini, bizim için en güzel örnek olan rol model rehberimiz, biricik önderimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatındaki güzellikleri çok iyi bilirsek sağlam çözüm yollarını oluştururuz. O’nun içindir ki Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatını mutlaka öğrenmeliyiz.Batının kokuşmuş yasaları, aile hayatı anlayışı ile problemlerimizi çözmek şöyle dursun, sorunların daha da derinleşmesine sebep olacağı gözden kaçırılmamalıdır. İslâm’ın emirlerine uyulup, yasaklarından kaçınıldığı zaman aile, mutluluğun,  sadakatin, sevginin ve saygının sembolü olarak görüleceği aşikardır. Ailede; “Sevgi, Saygı, Sofra, Seyahat, Sistem, Samimiyet, Sayfa, Seccade, Sohbet, Sadakat, Sevinç ve Sabır” birlikteliğinin olması çok önemlidir. Aile, toplumun çekirdeğidir.Toplumsal huzurun ailedeki huzura bağlı olduğu unutulmamalıdır. İslâm’ın korumayı emrettiği şeylere zarûriyyat-ı diniye denir. Bunlar; dini muhafaza, canı/ nefsi muhafaza, nesli muhafaza, aklı ve malı muhafaza olmaz üzere  beş tanedir.

     Aile içinde eşlerin, çocukların birbirlerine karşı görev ve sorumluluklarını bilerek sevgi- saygı çerçevesindeki yaklaşımları muhabbetlerini artıracak, sofrada hep beraber oldukça yemeğe Besmele ile başlayıp hamd ile ikmal edilecek, bazen beraberce seyahatler yapılarak ibretler almak amacıyla gezilecek, sistemli bir şekilde kitap sayfalarından satırları beraberce okuyacaklar, camiye gidemedikleri zaman namazlarını cemaatle kılarak seccade birlikteliğini elde edecekler, birbirlerine yararlı olacak bilgi, birikimlerini artırıcı sohbetler yapacaklar, sevinçlerini beraber paylaşacaklar, başlarına gelen olumsuzluklara sabır gösterip samimiyetle, sadakatle göz aydınlığı ile güzel bir şekilde imtihan hayatını başarılı olarak tamamlayıp, bu vesileyle de ahiret yurdundaki gerçek kurtuluşu da kazanarak huzur ve mutluluğa kavuşmuş olacaklarını belirtmek isterim. Rabbimiz, her birimize hem dünyevi, hem de uhrevi mutluluğu kazananlardan olmayı  ikram eylesin.

     Bir davanız, meseleniz varsa mesuliyetinizde var demektir.Aileyi, çocukları, gençleri ihmal edenler, geleceklerini imha edeceklerini hiçbir zaman unutmamalıdırlar. Bir gencin derdi varsa,  dersini de almış demektir. İnsanların yükünü omuzlarında taşımaya aday vakıf insanı, öncü kuşaklara çok ihtiyacımız vardır. Önümüzde ki süreçte en ideal huzur ve mutluluk ortamına ulaşmamızı sağlayacak nesil inşa edip geleceğimizi kurtarmak zorundayız. Bu anlamda her birimize çok büyük görevler düşmektedir.

      Gerçek anlamda sevgi ve saygıya dayalı  evlilikler sonucu oluşan ailelerimizin göz aydınlığımız ve dünya imtihanını kazanmamıza vesile olmasını Allah (c.c.)’ tan niyaz eder, sıhhat ve afiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

NİÇİN VE NASIL NAMAZ KILMALIYIZ?

              NİÇİN VE NASIL NAMAZ KILMALIYIZ ?

     Namaz; İslam’ın beş temel şartından biridir. Kelime-i Şahadetten sonra en önemlisidir. Kendi hür iradesi ile Kelime-i Şahadet getirip, Müslüman olan bir ferdin, kılmakla yükümlü olduğu, dinin direği hükmünde bir ibadettir. Bedenimiz için nasıl gerekli önlemi alıp, meşru ve helal gıdaları yiyip, su v.b. içeceklerle korunması ve beslenmesini sağlıyorsak, ruhumuzun da gıdası, beslenmesi ancak iman ve onun gereği olarak ibadetlerle mümkündür. Kısacası kulluk görevinin bilincinde olmak gerekir. Namaz Nedir? Namaz, Yüce Yaratıcının huzuruna çıkıp O’nun olduğumuzu göstermenin adıdır. Namaz huzura varış, huzura çıkış, huzurda duruş, huzurda doluş, huzurda huzura eriş ve huzurdan hayata geliştir. O’nunla söyleşinin, O’na ait oluşumuzun göstergesidir. Namaz dinin direğidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in gözünün nurudur, Mü’minin miracıdır, Müslüman’ın yolunu aydınlatan nurudur, kişi ile küfür arasındaki en büyük settir. Namaz, Mü’min olmanın gereği, İmanın pratiğidir.

     Elif gibi kıyamda duracaksın, dâl gibi rükûlara varacaksın, mîm gibi secdelere kapanacaksın ve âdem, adam olacaksın.Dinin direği olan namazı toplum olarak ayağa kaldırmalı, evde, iş yerinde, camide, arzda… Bunun için cemaat meşru olmuştur. Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan 27 (yirmi yedi) kat daha sevap oldu.Namazda cemaat bereketi demek; daha doğru, daha coşkulu, daha etkili namaz kılmak demektir.Namaz; huzurda duruşun göstergesi! 5 beş vakit. Ruhun gıdası, şarj ameliyesi, ruh dünyasının ayarlanması, nefs ve şeytanın çaresiz bırakılması demektir. NAMAZ: Hayatı kuşatan evrensel ibadettir. Kıbleye Yönelmek: Ka’be ile canlı bağlantı kurmaktır. Niyet : Gönlün huzur da duruşu.  Tekbir: Kibir ve istikbara hayır!  demektir. Kıyam: Allah (c.c.)’ın huzurunda esas duruş göstergesidir. Hazır ol vaziyeti ve kulluk tekmilidir. Emre amade oluşun ifadesi. Tahrime, O’ndan alıkoyan her şeyi haram kılma. Nefis eğitimi, Tekbirle Allah (c.c.)’a bağlanıyoruz. O’na kurban olmaya hazır olduğumuzu söylüyoruz. Kıraatle, O’nun söylemiyle O’nunla söyleşiyoruz. Ruku’ ve Secde ile yalnızca O’na boyun eğeceğimize söz veriyoruz! Namazı huşu’ ile kılacaksın, edeple oturacaksın, O’na her şeyini sunacaksın, yalnızca O’ndan isteyeceksin, O’nun Resulünü selamlayacaksın ve sonunda Miraç hediyen tahiyyatı alacaksın. O takdirde; O’ndan istemeye yüzün oldu, artık  duâ edebilir, isteyebilirsin.

     Âyet-i Kerimede: “(Resûlüm!) Sana vahye dilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebût Sûresi âyet:45) buyrulmuştur. Namaz, tekbirle başlar, selamla sona erer. Kılınan namaz, kılındığı yerde kalmaz. Hayata yansır. Namaz ruhuyla yaşamak gerekir. Namaz bizi istikamet çizgisinde tutmalıdır. Namazlarımız, iyilikleri emredip, kötülüklere de mani olmalıdır. Namaz da daim olmak ve namazın muhafızı olmak gerekir. Kısacası Namaz; hayatı yönetir. Aile sofrası, bütün fertler hazır olduğunda huzurlu, cennet, hep birlikte olunca en güzel olur. Onun içindirki ailecek namz kılınmalıdır.Namaz kılan, Rabbiyle gizlice konuşur. Namazda Rabbime bağlanır. “Namaz gözümün nurudur” ‘Ruku’ ve secde varlık halkasını Allah (c.c.)’ın kapısına vurmaktır. O kapının halkasını dövmek gerekir.
Âyet-i Kerîmelerde: “Onlar ki: Namazlarını sürekli kılarlar/aksatmazlar.” (Mearic Sûresi âyet:23) “Ailene namazı emret, kendin de namaz kılmada sebat et. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz besliyoruz. Sonuç takvâ sahiplerinindir.” (Tâ-hâ Sûresi âyet:132) “Onlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki, namazı zayi ettiler, şehvetlerine uydular. Onlar kötülük bulacaklardır.” (Meryem Sûresi âyet:59) “İkiyüzlü münafıklar, Allah’ı aldatmağa çalışırlar. Oysa O, onları aldatır. Namaza kalktıkları zaman da üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı pek az anarlar.” (Nisa Sûresi âyet:142) “Namaza çağırıldığınız zaman münafıklar onu eğlence ve oyun yerine koydular. Düşüncesiz bir topluluk oldukları için böyle yaptılar.”(Mâide Sûresi âyet:58) “Suçlulara sorulur: Sizi şu yakıcı ateşe ne sürükledi? Onlar da şöyle derler: “Biz namaz kılanlardan olmadık.” (Müddessir Sûresi âyet:41-43) “…Namaz Mü’minler üzerine vakitleri belli bir farzdır.” (Nisa Sûresi âyet:103)

     Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) hadis-i şeriflerinde: “Namaz dinin direğidir. Onu gereği gibi kılan dinini yapmış olur, onu terk eden de dinini yıkmış olur.” “Kişi ile küfür arasındaki engel namazdır.” “Namaz, benim gözümün nuru kılındı.”İslam’ın halkaları lime lime çözülecektir. İlk çözülen halka hüküm, son çözülen ise namaz olacaktır!“Namaza, aman namaza dikkat edin…!” buyurmuştur.

     Dini, namazla ikame etmek! Namaz dinin direğidir. Namazsız Müslümanlık eksiktir. Namaz beş öğün ruhun gıdasıdır, kulun Rabbin huzuruna çıkışıdır ve O’na içini döküş fırsatıdır. Tüm peygamberlerin hayatında namaz vardır. Peygamberimizin, peygamberliğinin ilk yıllarından itibaren namaz vardır. Namaz, Peygamberimizin gözünün nurudur. Peygamberimiz vefat ettiği son ana kadar namazlarını kılmıştır. Vefat ederken son sözleri de aman namaza dikkat edin olmuştur. Namaz, en zor şartlarda bile terk edilmemesi gereken bir ibadettir.Ezanla geldiğimiz şu dünyadan dua niyetiyle üzerimize kılınacak cenaze namazı ile göçüp gideceğiz.

     Niçin Namaz Kılarız/Kılmalıyız? O’na muhtaç olduğumuz için… O’nsuz olamayacağımız için… O’nun huzuruna çıkıp dolmaya ihtiyacımız olduğu için…O’nun huzurunda huzura erdiğimiz için… Bunca nimetlerine karşı O’na şükrümüzü göstermek için… O’nun huzuruna çıkıp içimizi O’na dökebilmek için… O’nunla iletişim kurup konuşabilmek için… O’nun yardımına müstahak olabilmek için… Hayata namazla hazırlanmak için… Elbette Allah için!    Namaz kılanlar, layıkıyla namaz kılıp kılmadıklarını, arada sırada kılanlar, beynamazlar kısacası herkes kendini sorgulasınlar!

     İnsan Niçin Namaz Kılmaz? İnsanımız namazın önemi hakkında yeterli bilgiye sahip değil. Namazın günlük hayatımızı manen ve maddeten programlayan bir ibadet olduğunu bilmiyor. Namazla ilgili bilgileri, onu eyleme dönüştürecek seviye ve güçte değil. Yani namazın farziyyetine iman konusunda problemleri var. Namaz ibadetinden çok daha önemli işleri (!) var, Namaza vakit ayıramayacak kadar yoğun.(!) Namaz ibadetini bir angarya olarak görüyor ve nefsine ağır geliyor. Sonra kılarım, büyüyünce kılarım gibi bir çok gerekçeleri var. (!)

     Yüce Allah’ın “Doğrusu namaz, Mü’minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir ibadettir” uyarısına ve beş vakit namazı belirleyen Peygamber uygulamasına rağmen; namaz vakitlerini belirleme konusunda kişinin kendisini yetkin görüp cumadan cumaya yahut keyfi yetince namaz kılması da pek çok insan için önemli bir sorundur. Çoklarının namazı düzenli kılacağı bir aile, iş ve arkadaş ortamı yoktur. Peki, namaz kılınacak bir ortamın oluşması için çaba sarf ediyor muyuz?

     Rabbimiz, her birimize gerçek anlamda İman etmeyi, imanımızın gereği Salih amelleri işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, bütün ibadetleri yapmayı nasip eylesin. Haydi, bugünden itibaren şuurlu bir şekilde gözümüzün nuru namazı kılalım. Namazla dirilelim, ailemize, çocuklarımıza ve çevremize iyi bir örnek olalım. Haydin namaza! Namazla kalın, namazı ikame edin, namazda kalın, namazlı olun ve namazla dolun!  İki cihanda kurtuluşa erenlerden olmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.      

     omerlutfiersoz@gmail.com

ALLAH (C.C.)’IN RIZASINI KAZANMAK İÇİN ÇALIŞMALIYIZ

ALLAH (C.C.)’IN RIZASINI KAZANMAK İÇİN ÇALIŞMALIYIZ

     İnanan bir Mü’minin ana gayesi, davası Allah (c.c.)’a kulluk, rol model Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e ümmet olmak en büyük derdi olmalıdır.Müslüman yaratılmış bütün mahlûkâta şefkat göstermelidir.En öncede eşref-i mahlûkat olan insana, herkese ve her şeye şefkat gösterilmelidir.

     Rabbimizin lütfu, ikramı olarak; güneşin ışığını, ısısını herkese ve her şeye verdiği gibi bizlerde bütün insanlığın kurtuluşu için gayret etmeliyiz. Kimin derdi varsa elimizden geldiği kadar çözüm üretmek, yardımcı olmak için çalışmalıyız.Önce akrabamızdan, yakın komşularımızdan başlayıp bütün insanlığın yardımına koşmalıyız.Bu hususta Allah (c.c.)’ın rızasını kazanmak için çalışmak önceliğimiz olmak zorundadır.Hiç kimseden hiçbir dünyevi beklenti içine girmeden iyiliklerimizi artıracağız.Kardeşlerimizin derdi mi var; koşacağız, yardım edeceğiz.İşi mi var; halledeceğiz. İhtiyacı mı var; o ihtiyacı gidereceğiz. Düğünü mü var katılacağız. Cenazesi mi var en önce biz katılacağız.Bazen bir ihtiyaç sahibinin karnını doyuracağız, bazen yolda kalmış birine yardım edip gitmek istediği yere göndereceğiz, bazen bir yetimin başını okşayacağız. Bize hiç gelmese bile gelmeyene gidecek onun sıkıntılarını da gidermeye çalışacağız.Her zaman düzenli olarak ellerimizi açıp beraberce dualar yapacağız.Hiç bir şey yapamasak bile ağlayan biriyle beraber olup bizde ağlayacağız.Biliyoruz ki güzellikler paylaşıldıkça çoğalır,üzüntülerde paylaşıldıkça azalır. İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydası dokunandır emri gereği her zaman iyiliklerimizi artırmak için çalışmalıyız. İnsanlarımıza o kadar yardımcı olmalıyız ki, ya kardeşim sen onunla ortak mısın ki bu kadar yardımcı oluyorsun desinler. Varsın yaptığınız iyilikleri ortakmışsınız gibi değerlendirsinler.

     Allah (c.c.)’ın rızasına giden yollar içinde en kestirme olanlardan biriside insanların yararına faydasına olacak hizmetler üretmektir. Bir annenin kayıp evladını  aradığı gibi hizmet edeceğimiz insanları arayıp bulacağız. Her yaptığımız hayırlı, bereketli bütün işleri ibadet aşkıyla “Allah rızası için” yapmalıyız. Yaptığımız ve yapacağımız hizmetlerde ne kadar çok samimi içten “Allah razı olsun” denilirse o denli koşturmamız artırılmalıdır.Allah (c.c.)’ın rızasını kazananlar çok büyük ikramlara mazhar olurlar.Bu dünyanın geçici hevesleri, cazibesi hiç birimizi kandırmamalı, özden uzaklaştırmamalıdır. Kardeşlerimizin dertleri ile dertleneceğiz.Başkasının derdinden biz hüzünleneceğiz.Başkalarının derdiyle uğraşmaktan kendi derdimize vakit bulamayacağız. Birde bakacağız ki bizim dertlerimizde kolayca çözülüvermiş. Allah (c.c.)’ın rızasını kazanıp ölürsek, ölümden sonrası içinde günahlarımızın bağışlanıp cennetlerde ikramlara gark olup güzelliklere, nimetlere nail olacağımız hususunda müjdeler bulunmaktadır. Allah (c.c.)’ın rızasını gözetip iş yapanlar, rızaya mazhar olurlar.

     Bütün işlerimizde Allah (c.c.)’ın rızasını kazanmak için çalışmalıyız. Allah ‘ın rızası için yapılmayan hiçbir ibadetin kabul olabileceğini düşünmek, söylemek mümkün değildir. Allah rızası için yapılmayan hiç bir ibadet kabul olmaz. Bütün ibadetlerimizi Allah rızası için yaparak, dünyevi ve uhrevi gerçek huzur ve kurtuluşa erişebiliriz. Namaz, Oruç gibi bedeni, Zekât, Sadaka gibi mali, Hac gibi hem bedeni ve hem de mali ibadetlerimizi, Allah (c.c.)’ın rızasını kazanmak için yaparsak sevaba nail oluruz. Gösteriş ve riya amaçlı yapılan ibadetlerin, hiçbir faydası olmayacağı gibi, kişinin günaha girmesi de kaçınılmaz olacaktır.Haramlardan da Allah emrettiği için uzak durmalıyız.

     Allah (c.c.) için sevip, Allah için buğzetmek, Müslümanın en önemli ölçüsüdür. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), her konuda olduğu gibi bu hususta da en güzel örnek olmuştur. Bize düşen görev Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e tabi olmaktır. Sevdiklerimizi sırf Allah (c.c.) Rızası için sevmek, düşmanlık ettiklerimize de sırf Allah (c.c.) Rızası için düşmanlık etmekle mükellefiz. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde: “İbadetlerin en kıymetlisi, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlıktır.” (Ebu Davud)  buyurmuştur.

     Âyet-i Kerimelerde: “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!” (Bakara Sûresi âyet:177)  “İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah’ın rızasını almak için kendini feda eder. Allah da kullarına şefkatlidir.” (Bakara Suresi âyet:207)  “Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.”   

( Maide Sûresi âyet:16)

     “Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak (Allah yolunda) harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.” ( Ra’d Sûresi âyet:22)

     Gerçek anlamda iyilik, Allah(c.c.)’ın emrettiklerini yapıp, yasak ettiklerinden kaçınmaktır. Allah (c.c.)’ın rızasını gözeterek, İman edip, gereklerini yapmakla emrolunduk. İman edip, imanımızın gereği Salih amelleri işlemek, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, başımıza gelen hastalıklara, sıkıntılara sabır göstermek zorundayız. İyilik, güzellik, doğruluk gibi vasıflarla mücehhez olup, kötü, çirkin ve zararlı şeylerden de sakınırsak, muttakilerden olmamız kaçınılmaz olur.

     Her işimizde, sevgide de, buğz da da Allah(c.c.)’ın rızasını gözeterek, güzel ahlâk sahibi olarak yaşayanlardan olmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.  

omerlutfiersoz@gmail.com

MEVLİD-İ NEBÎ

MEVLİD-İ NEBÎ

     Peygamberimizin Hz. Muhammed (s.a.s.) 20 Nisan (12 Rebiul Evvel) 571 yılında Mekke de dünyaya gelmiştir. Doğumu vesilesiyle her zaman olduğu gibi O’nu yeniden anmanın hazzını ve şerefini yaşamaktayız. Malumunuz 08 Kasım Cuma günü mübarek Mevlîd Kandilidir. Mükemmel canlı örnek, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), kameri ay hesabına göre dünyayı şereflendirdiği gün itibariyle anmalar, hatırlamalar, kutlamalar yapılacaktır.  Muhammedül Emin Alemlere Rahmet Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin  rol model örnek  hayatını öğrenerek hayatımızı  her zaman O’nun gösterdiği doğrultuda yaşamalıyız.

       Âyet-i Kerîmelerde:   “(Resûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ Sûresi âyet:107)”  “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed Sûresi âyet:33) “(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Ali İmran Sûresi âyet:31 “Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” “Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nûr saçan bir kandil (Rehber) olarak ( gönderdik).”(Ahzâb Sûresi âtyet:45-46) “Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler,  şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (Nisâ Sûresi âyet:69) “Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab Sûresi âyet:21) buyurulmuştur.

     Hz. Peygamber’in, Allah’ın hoşnutluğunu kazandıracak davranışlarda bulunmak isteyenler için mükemmel ve canlı bir örnek, en büyük fazilet numunesidir. Resûlullah’ın hedefi; tahkiki sağlam bir iman ve Tevhid merkezli amelî kaideler öğretip, bu kaideleri kendi uygulamaları ile göstermektir. Hayatımızın her döneminde Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’i örnek alarak tabii olmalıyız. Kuran ve Sünnete uygun hayat yaşamalıyız. Kısacası; Allah ve Resulünün emirlerini yapıp, yasaklarından kaçınmalıyız. Kuran’ı Kerimi en iyi anlayan ve yorumlayan kişi muhakkak ki Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) dir. O, kendi nefsinden, heva ve hevesinden konuşmaz, vahiyle konuşurdu. Hakkında Vahiy olmayan hususlarda istişarelerde bulunur, şahsi görüşlerini ifade eder, çıkan sonucu uygulardı. Son dönemlerde bize Kuran yeter diyerek Sünnete düşman olan, Sünnet’i devre dışı bırakmaya çalışan zavallılar türedi. Kuranı Kerimde beş vakit namazdan bahsedilmekte olup, kaç rekat ve nasıl kılınacağını ise Sünnet’ten öğrenmekteyiz. Sünnet’i devre dışı bıraktığınızda namaz, zekât, hac gibi en önemli bir çok ibadeti bile yerine getirme imkânından Müslümanları mahrum bırakırsınız. Buna hiç kimsenin hakkı da yetkisi de yoktur. Tabiri caizse Kuran-ı Kerim İslam’ın anayasasıdır. Sünnette yasaları hükmündedir. Peygamber ve Sünnet düşmanlığı da asla yapılmamalıdır.

      Öncelikle Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatı ile ilgili eserleri kendimiz okuduğumuz gibi evlatlarımıza, yakınlarımıza da okutup, O’nun rol model örnek hayatını tam ve doğru olarak öğrenip, O’na uygun bir hayat yaşamalıyız. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) bir günlüğüne de olsa evimize misafir gelse, ne yaparız acaba hiç düşündük mü? Evimize gelmesine çok sevinip, mutlu olmakla beraber, sıkıntıya gireceğimizde aşikârdır. İbadet ve taâtimiz ile her günkü yaklaşımımız içinde, aynen diğer günlerde yaptığımız alışkanlıkları, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in yanında devam ettirebilir miyiz? Elbette ettiremeyiz. Âlemlere nur, huzur ve sürur getiren o yüce önderimiz, Hz. Muhammed (s.a.s.) ile beraber olduğumuz anda saatlerce televizyon karşısında diziden diziye geçip izleyebilir miyiz? İbadetlerimizi bu birliktelik anında terk edebilir miyiz? Bu soruları çoğaltmak mümkündür. Bize düşen, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in her birimizin evine her gün misafir gelmiş gibi düşünüp, yaşayışımıza, söz, eylem ve davranışımıza her an, her zaman dikkat etmek olmalıdır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz, sözüyle, özüyle bizlere en güzel rol model örnek olmuş büyük bir şahsiyettir. Çocukluk döneminde bile dürüstlük, güvenilirlik ve olması gereken tüm olumlu vasıflara sahip olmuştur. Müşrikler tarafından bile “Muhammed-ül Emin” olarak anılmıştır. Dost, düşman herkes O’nun bu güzel özelliklerle dopdolu olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.

     Dünya hayatı ahire tin tarlasıdır. Dünya hayatında ne ekersek, ahi rette onu bulacağız. Bu dünya hayatında iyiliklerle dolu bir hayat yaşayanların gerçek âlemde cezaya çarptırılmaları mümkün değildir. Mü’min olarak yaşayanlar, gerçek anlamda nimetlere kavuşacaklardır. İslâm’a uygun olmayan bir hayat yaşayanlarda yaptıkları yanlışların bedelini ceza olarak göreceklerdir. Mahşerde, hesap günü mahcup olmak istemiyorsak, hayatımızı Kuran ve Sünnete uygun yaşamalıyız. Ailemizi ve evlatlarımızı her türlü kötülüklerden uzak tutmalıyız. Sözler Peygamberimiz (s.a.s.)’ i anmaktan ve övmekten acizdir. Bizler, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’den bahsederek O’nu övmüş olmuyoruz. O zaten Allah (c.c.) tarafından övülmüştür. Sözlerimize O’nun ismini katarak,  Allah (c.c.)’ın Rızasına ulaşmak istiyoruz.

     Hayatımızı, Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)’i örnek alarak yaşarsak, bir günlüğüne de olsa ziyaretimize geldiğinde hiçbir mahcubiyet duymadan, büyük bir mutlulukla en güzel şekilde Misafir edebiliriz. Her birimizin bu güzelliğe erişmesi, duası ve niyazı ile sıhhat ve afiyetler dilerim.

omerlutfiersoz@gmail.com

DUÂ; MÜ’MİN İÇİN EN BÜYÜK İLAÇTIR

                      DUÂ; MÜ’MİN İÇİN EN BÜYÜK İLAÇTIR

     Duâ etmek ibadettir ve Mü’min için en büyük ilaçtır.Fiili ve kavli dua etmenin önemi çok büyüktür. Üzerimize düşen görevlerimizi yapmadan sadece sözlü olarak dua etmek yeterli değildir. Hem fiili, hem de kavli olarak duâlarımız samimi, ihlaslı olarak yapılmalıdır.

     Duanın kabulü için, duanın şartlarına sebeplerine, erkânlarına uyarak samimi bir şekilde Allah (c. c.)’tan istenmelidir. Günahlar duanın kabulüne engel olmaktadır. O’nun içindir ki, Nasuh bir tövbe ve istiğfardan sonrası dua yapılması  esastır.

     Âyeti kerimelerde: “(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size Resûl’ün bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!” (Furkan Sûresi âyet:77) “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.”  (Araf Sûresi âyet: 55) “(Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hâkimleri kılan mı? Allah’tan başka bir ilâh mı var! Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz!” (Neml Sûresi âyet:62)

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min Sûresi âyet:60)

“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.” (Bakara Sûresi âyet:186) buyurulmuştur.

      Allah’ın istediği iman ve itaattir. Allah, iman edip itaat edenlerin dualarını kabul edeceğini vaat etmiştir. Gerçek manada iman edip Allah’a kulluk edenlerin duası kabul olunur. Peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.s.) hadisi şeriflerinde: “Duâ etmek ibâdettir.” “Kader, tedbîr ile sakınmakla değişmez. Fakat kabûl olan duâ, o belâ gelirken korur.”   buyurmuştur. Duâ ile bela def edilebilir ve belaya karşı menfaat verir. Kalkanın Ok’a ve atılana, siper olması gibi samimi bir şekilde yapılan duada belaya siper olur.

    Duanın kabulü için abdestli olarak,  temiz bir lisan ile verilen sadakalardan sonra haram şeyleri istemeyip, helâl ve meşru olan şeyleri Rabbimizden istemek en güzelidir. Gizli yapılan dua daha hayırlıdır. Müslüman, Hulusi kalp ile içinden gelerek dil dökerek Allah(c.c.)’tan ihtiyaçlarının karşılanmasını talep etmelidir. Dualarımız kabul olmuyor diye düşünmemeliyiz. Samimi olarak yapılan dua mutlaka kabul olunur. Bazen istediğimiz şeylere sahip olmak aleyhimize, sahip olmamak lehimize olabilir. Hayır, gibi gördüğümüz bazı hususlar şer, şer gibi gördüklerimiz hayır olabilir. Rabbimizin verdiklerini de vermediklerini de bu açıdan değerlendirmek zorundayız. Dua her zaman yapılması gereken bir ibadettir. Beş vakit farz namazdan sonra, Cuma saatinde yani eşref saatinde, ezan ile kamet arasında, secdede, gafiller arasında, yalnızken, kısacası sıkıntılı anımızdan önce, sıkıntılı halimizde, uygun olan her yer ve zamanda duayı sürekli olarak yapmalıyız. Ana-babanın evladı hakkında, mazlumun zalim hakkında, oruçlunun, âlimin, ilim öğrenenin, hacının, misafirin, tövbe edenin, hastanın, iyi huylunun, yetimin duaları makbuldür.

     Haram lokma, zulüm, fuhşiyyat, ana babaya itaatsizlik, Mü’mine dargınlık, dedikodu ve diğer büyük günahlar, duanın makbul olmamasının ana sebepleridir. Dualarımızın makbul olması için haramlardan kaçınmalıyız. Dualarımızın gerçek anlamda makbul olması için hem fiili, hem de kavli yapılmalıdır. Mesela: Bir öğrenci başarılı olmak için derslerine düzenli çalışması fiili, sınavlarında başarılı olması için bir baş ağrısı, bir sıkıntı yaşamadan bildiklerini yazabilme imkânının lütfu için de kavli, yani sözlü dua ile mümkün olabileceği bilinmelidir. Çalışmadan gerekenleri yapmadan başarı elde edilemez.

     Musibetlerin, belaların, kulların duaları ile defolacağı ve ibadet-taat, çalışmakla kabul olacağı bilinen İslami bir gerçektir. Müslüman, sebeplerin yaratılması ve isteklerin hâsıl olması için dua etmek mecburiyetindedir. Bu dünya ya gönderilişimizin bir gayesi vardır. İmtihan için gönderildik. Hayatımızın her döneminde, İmanlı olarak yaşayıp, haramlardan kaçınarak helaller dairesinde, emredilenleri yaparak, ahlâklı, dürüst kişilik sahibi Mü’minler olmamız, Rabbimizin emrettiği hususlardır.

     Her birimiz, her an Nefs Muhasebemizi yapmalıyız. Ölmeden önce ölebilmeli, hayatın bir İmtihan olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Rabbimizden hakkımızda hayırlı olacakları istemeliyiz. Rabbimiz, gönlümüzde olanları hakkımızda hayırlı, hakkımızda hayırlı olacakları da gönlümüze razı eyle diyerek özlü ve güzel dualar yapmalıyız. Başımıza ne gelirse gelsin sabır ve metanetle karşılayıp imtihanda başarılı olmalıyız. Nefis Muhasebesini her zaman yapmalı, nefsâni istek ve arzulara boyun eğmemeliyiz.

     Bu dünya hayatına gönderilişimizin ana gayesi kulluktur. Bu dünya hayatında İmtihanda olduğumuzun Şuur ’unda olmalı, kendimiz, ailemiz, sevdiklerimiz ve bütün insanlık için faydalı olmak için çalışmalıyız. İslâm’a uygun bir hayat yaşayıp, iyiliklerimizi artırmalıyız. Bu dünya imtihanını kazanmak için fiili ve kavli dualar yapmalıyız.

     Allah (c.c.), her birimize gereği gibi ibadetleri yaparak duaları kabul olmuş amel-i salih kullarından olmayı lütfeylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.    

omerlutfiersoz@gmail.com

UYANAN DEVİ, MİLLETİMİZİ HİÇ BİR BEŞERİ GÜÇ DURDURAMAYACAKTIR

UYANAN DEVİ, MİLLETİMİZİ HİÇ BİR BEŞERİ GÜÇ DURDURAMAYACAKTIR

     Güzel ülke Türkiye’mizin yönetimi liyakat sahibi emin ellere geçince her alanda seferberlik başlatılmış üretimin artırılması konusunda çok önemli mesafeler alınmıştır. Savunma sanayi konusunda kendi yerli üretim imkânlarımız yüzde yirmilerden, yüzde yetmişlere çıkarılarak büyük bir başarıya imza atılmıştır. Bu başarımızdan dolayı ülkemize uygulanan silah ambargolarının işe yaramadığı çok net görülmektedir. Anadolu topraklarında; çok ünlü yöneticiler, komutanlar, âlimler, bilginler, filozoflar, şairler, mutasavvıflar, musikişinaslar ve diğer güzel sanatların üstatları yetişmişlerdir. Anadolu kurumsal devlet hafızamızın başlangıcı, hükmedilen değil hükmeden, güçlü coğrafyası ve tarihi ile medeniyetimizin mihenk taşlarından biri olmuştur. Bugünde Başkomutanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Liderliğinde ülkemizin bekâsı, mazlum ve mağdurların adalet merkezli muzaffer olmaları için hem sahada hem de masada çok başarılı çalışmalar yürütülmektedir. Uyanan devi, milletimizi hiçbir beşeri güç durduramayacaktır.

     Ülkemiz; kendi sınır güvenliğini kimseden izin almadan sağlar ve gerekenleri dün yaptığı gibi bugünde yapmıştır. Fırat’ın doğusuna başlatılan #BarisPinariHarekati ile bölge teröristlerden temizlenmeye başlayınca bizleri her yönden yok etmekle tehdit edenler bütün taleplerimizi kabul etmek zorunda kalmışlardır. Yapılan anlaşma gereği yüz yirmi saatlik zaman diliminde şartlara uyulmadığı takdirde plânlarımızı aynen uygulamaya devam edeceğiz. Fırat’ın doğusu teröristlerden tam olarak temizlenip güvenli hale getirildikten sonra ülkemizde misafir ettiğimiz muhacir Suriyeli kardeşlerimizin de büyük bir bölümünün ülkelerine dönmeleri sağlanacaktır. Suriye ve bölgedeki birçok ülkeyi de içine alan topraklarda kurulması düşünülen Siyonist bir devlete de asla izin verilmeyecektir. Dünyanın en güçlü Ordusuna sahip, daha da önemlisi ölmeye hazır olanların ölmek istemeyenlere karşı başarısı kaçınılmazdır.

     Güzel Ülke Türkiye’miz üzerinde, içeriden ve dışarıdan hainlerin oynadıkları çirkin oyunları gören aklıselim insanlarımız büyük bir çoğunlukla kenetlenerek, birlik ve beraberliğimizi sağlamlaştırarak, terör belasından kurtulmak için yedi düvele karşı mücadele etmekteyiz. Millet olarak, ülkemiz içinde ve dışında operasyon yapan askerimize, polisimize fiili ve kavli olarak elimizden gelen desteği mutlaka sağlamalıyız. Birlik ve beraberlik içinde mücadele ettiğimiz sürece, düşmanlarımız kaybetmeye mahkûmdurlar. Allah (c. c.), inananların yardımcısıdır. Türkiye’mizi, vatanımızı, bayrağımızı seven, milletimiz ’in güzel insanları, korkmadan, büyük bir cesaretle saflarını belli ederek, 15  Temmuz akşamı cuntacılara karşı gelerek, ülkemizi işgal girişimlerine izin vermeyip bir destan yazıp milli iradeye sahip çıkıp bütün oyunları bozduğu gibi bundan sonrada bize dayatılan bütün oyunları bozacak güce sahiptir ve bozmaya da başlamıştır. Rabbimizin lütfu ile birliğimizi muhafaza ettiğimiz sürece Türkiye’miz gücüne güç katacak, şanlı tarihimizde olduğu gibi milletimiz dünyayı adaletle yönetecektir.

     Vatanımızın her karış toprağında gözü olan bütün hain ve zalimlerle dün olduğu gibi bugün de mücadele etmekteyiz. Müslüman Türk Milleti; teröristlere tarihin her döneminde karşı durmuş, haçlı ziynetini her daim durdurmuş,  bugünde düşmanlarını yenecek güce sahiptir. Düşmanlarımız, Çanakkale de sahip oldukları güçlerine rağmen hezimete uğramaktan kurtulamadıkları gibi bugün de aynı akıbete uğrayacakları aşikârdır. Biz Müslümanların ölüleri şehittir ve cennette nimetler içerisindedirler. Kâfirlerin ölüleri leştir ve cehennemde aşağılıklar olarak kızgın alevler içinde yaptıklarının karşılığı cezalarını gerçek anlamda çekeceklerdir.

     Din, vatan, bayrak, ezan v. b.  bütün kutsal değerlerimiz uğruna yıllardır yaptığımız haklı mücadelemiz sonuç vermiş, Anadolu, Milletimizin vazgeçilmezi olmuştur. Gerek içeriden ve de gerekse dışarıdan hainlik edenler, yedi düvel, zulümlerinde birleşmişlerdir ama dün olduğu gibi bugünde asla emellerine ulaşamayacaklardır. Milletimiz, bütün zalimlere en güzel cevabı vermektedir. İslâm düşmanı iç ve dış hainler, geçtiğimiz yüz yıl da bütün zalimlerle birlikte seferber olup, II. Abdülhamit Han cennet mekân, güzel insana karşı, her türlü hainlikleri yaptıkları gibi bugünde ihanetin her türlüsü, şer odakları tarafından sergilenmekte, güçlenen güzel ülkemiz Türkiye’yi bölüp parçalamak istemektedirler. Yakın tarihimizin o dönemlerinde yapılmak istenenlerle bugünlerde yapılmak istenenler aynı şeylerdir. Zerre kadar aklı, imanı, irfanı olan insanımızın bu oynanan oyunlara alet olmadığı gibi, bozmak için mücadele etmesi gerekmektedir. Güzel ülke Türkiye’miz üzerinde oynanmak istenen,  iç ve dış hainlerin planlarına karşı, kararlılıkla birlik ve beraberlik içinde karşı koymalıyız. Güzel ülkemiz Türkiye’mizin askeri, polisi, bütün fertleri, içerideki- dışarıdaki bütün terör örgütleri ve dost görünümlü düşmanlarla mücadele etmektedir.

     Birlik ve beraberlik ruhuna sahip olduğumuz sürece, düşmanlar ne kadar çok olursa olsun uyanan devi, milletimizi hiçbir beşeri güç durduramayacak, emellerine ulaşamayacaklardır. Ülkemiz üzerinde oynanan hain plânlar ne ilktir, ne de son olacaktır. Hak ve batıl mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir. Batıla’a karşı Hak’kın safında mücadele edenlere selam olsun.

 omerlutfiersoz@gmail.com

İMAM-HATİP OKULLARININ ÜLKEMİZE KAZANDIRDIKLARI


İMAM-HATİP OKULLARININ ÜLKEMİZE KAZANDIRDIKLARI

     Öncelikle bütün okullarımızın ve öğrencilerimizin çok önemli olduğunu, geleceğimizin teminatı gençlerimizi hem müspet, hem de dini ilimler ile mücehhez yetiştirmemiz gerektiğini belirtmek isterim. Milletimize dinimiz İslâm’ı en doğru şekilde anlatacak bilgili donanımlı İmam-Hatip nesli lokomotiflik görevini yerine getirmektedir.

     Türkiye’mizin maddi ve manevi alanda güzelleşmesine bütün okullarımızdan mezun olan evlâtlarımız katkı sağlamaktadırlar. İmam-Hatip Okullarından mezun olan evlâtlarımız müspet bilim ile birlikte dini ilimleri, Kur’an ve sünnet ’in hükümlerini doğru bir şekilde öğrendikleri için toplumumuza çok güzel öncülük etmişlerdir. Girdikleri sınavlardaki başarıları da aşikârdır. Dini istismar ederek yanlışa sevk etmeye çalışan FETÖ ve benzeri hainlerin tuzaklarını İmam-Hatip nesli boşa çıkarmak için öncülük etmiş, milletimizin yanlıştan korunmasında çok önemli gayretleri, hizmetleri olmuştur.

     Konya İmam-Hatip Lisesinden 1979-1980 eğitim-öğretim yılında mezun olmuş bir kardeşiniz olarak, bu güzide okullarımız da, Vatanımızı, Milletimizi, Ezanımızı, Bayrağımızı, bütün kutsal değerlerimizi sevip gerektiğinde hiç tereddüt etmeden şehadete gidebileceğimiz öğretilmiştir. Ayrıca, öğrenilen bilgilerin davranışlara dönüşmesi ile önderlik edip örnek olmuşlar, bilgili, donanımlı, dürüst, ahlâklı olup, manevi ve maddi yönden başarılı olmamız için çok çalışmamız gerektiğini de kavratmışlardır. İmam-Hatipler; sadece din adamı yetiştirmek için değil, her meslek alanında İmanlı, ahlâklı, işinin ehli kişilik sahibi nesilleri yetiştirip milletimizin bütün yönleri ile ayağa kalkmasını hedeflemiştir.

     Kişiler hangi meslekleri seçerlerse seçsinler, mutlaka ama mutlaka dini eğitim almalıdırlar. İbadet yapabilecek kadar dini bilgilere, Askerinde, İş adamının da, Savcının da kısacası herkesin ihtiyacı vardır. Allah (c.c.), korkusundan yoksun olanların, her türlü kötülüğü, caniliği, hainliği yapması kaçınılmaz bir sonuçtur.  Ergenlik döneminden önce dini eğitimi doğru bir şekilde verilen gençlerin yanlış yapmayacağı, ifrat ve tefritten sakınarak daima itidalli olacakları,  tarihsel süreçten çok net anlaşılmaktadır. İmam Hatip Okullarında; hem dini, hem de müspet ilimleri öğrenen, cefakâr Anadolu insanı, bin bir fedakârlıkla okuyup bu güzel ilim, irfan yuvalarından mezun olmuşlar, güzel milletimizin hür ve bağımsız olması için yoğun çalışmışlar, sonucunda da başarılı olmuşlardır. Bu güzel okullarımızdan mezun olan birçok kardeşimiz;  “Cumhurbaşkanı,  Bakan, Milletvekili, Gazeteci-Yazar, İş Adamı, Profesör, Din Adamı, Öğretmen, Doktor, Hâkim, Savcı, Kaymakam, Vali” v. b. görevlerde bulunmaktadırlar. 

     Atasözümüzde güzelce ifade edildiği gibi; “Ağaç yaş iken eğilir.” Bu gerçekten hareketle, çocuklarımıza, hem kendimiz, hem de okullarda dinimiz İslâm ile ilgili bilgileri öğretmemiz, güzel ahlâk sahibi olmaları için çalışmamız vazgeçemeyeceğimiz öncelikli özelliklerimizdendir. Okullarımızda öğretilen ve öğretilecek olan değerlerimiz ile ilgili çok özlü güzel bilgiler sebebiyle, evlâtlarımız yaşamları süresince, istikametlerinin doğru ve düzgün olmasına yarayıp, yön vereceğini de unutmamamız gerekmektedir. Gençlerimize, milli, manevi ve ahlaki değerlerimize bağlı kalacakları, bununla beraber teknolojiden faydalanabilmelerine de imkânları da sağlanmaktadır. Evlâtlarımızın çok iyi eğitim almaları için uğraştığımız gibi, dürüst, ahlâklı olarak yetiştirmeye gerçek anlamda özen göstermeliyiz. Her türlü kötülükle mücadele etmeliyiz. Alkol, Uyuşturucu, Sigara, Fuhuş v. b. olumsuzluklardan evlatlarımızı uzak tutarak sorumlu kişiler olarak aydınlık yarınlara en güzel şekilde hazırlamalıyız.

     Gençlerimize öz güvenlerini vermeli, tarihimizin derinliklerinde kalan, birçok buluşa imza atan ecdadımız gibi, yarınlarda da çok değerli icatlara sahip olacak, güzel ahlâk sahibi Asım’ın Neslini yetiştirmek için çalışmalıyız. Arzu ettiğimiz şekilde nesilleri yetiştirmeye çalışırken, gençlerimizi zararlı alışkanlıklardan, kötü tavır ve davranışlardan, eğitim ve öğretim yoluyla uzaklaştırmalıyız. Her birimiz çok güzel rol model örnekler olmak zorundayız. Sözümüzle davranışımız uyumlu olmalı, kutsal değerlerimize aykırılık olmamalıdır. Milletimizin, değerlerimize uygun yetiştirilip şuur merkezli dirilişi için maddi ve manevi yönden destek veren bütün kardeşlerimizden Rabbimiz ebeden razı olsun.

     Gençlerimizi sevgi, saygı, birlik beraberlik ve kardeşlik duyguları ile dopdolu bir şekilde yarınlara hazırlamalıyız. Karanlığı, aydınlığın yok ettiği gibi, bizler de kötü, çirkin ve zararlı olan davranışlardan evlâtlarımızı kurtarmalı, onlarında geleceğe çok güzel rol model olmalarını sağlamalıyız. Aydınlık yarınlara huzur, güven ve mutlulukla varmalıyız. Bu konuda da her birimize çok büyük görevler düşmektedir. İstiklâl Marşımızın Şairi Merhum Mehmet Akif Ersoy bu hususu çok güzel dile getirmiştir:

     Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek;

     İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.             

     İmam-Hatip neslinin, Milletimize öncülük, önderlik ederek daha nice asırlara damgasını vurması duâsı ile her birinize sevgi, saygı ve selamlarımısunar, heriki cihanda kurtuluşa erenlerden olmamızı YüceMevla’danniyazederim. İmam-Hatip okullarına geçmişten günümüze hizmet edip emeği emeği geçen herkese en kalb-i şükranlarımı sunar, hayatta olan büyüklerimizin ellerinden muhabbetle öper, vefat eden kardeşlerimize de Allah (c.c.)’dan rahmet diliyorum. Mekânları cennet olsun. Sıhhat ve âfiyetler dilerim.    

omerlutfiersoz@gmail.com

FIRAT’IN DOĞUSUNA HAREKAT YAPILACAK, TERÖRİSTLERE HESAP SORULACAK

 FIRAT’IN DOĞUSUNA HAREKAT YAPILACAK, TERÖRİSTLERE HESAP SORULACAK

     Güzel ülke Türkiye’mizin çok değerli insanları! Ülkemize yapılan her türlü saldırıları; evangelist, siyonist emperyalist, hiç bir zaman bizi sevmeyen, dinlerine girmediğimiz sürece de sevmeyecek olan bilinçli hareket eden düşmanlarımız tarafından yapılmaktadır. Türkiye’mizi,  vatanımızı, bayrağımızı, ezanımızı  seven, milletimiz ’in güzel insanları, korkmadan, büyük bir cesaretle saflarını belli ederek, cuntacıların Ülkemizi işgal girişimine karşı gelerek bir destan yazıp milli iradeye sahip çıkıp sonucunda içerideki teröristleri yok ettiği gibi bundan sonrada öncelikle Fırat’ın doğusuna harekât yapılacak, kukla olarak kullanılan teröristlerin hepsine hesap sorulup kazdıkları çukurlara gömüleceklerdir. Artık davranışımız değişmiştir, teröristler neredeyse Türkiye o hainleri bulundukları yerde yok edecektir.

     Yeryüzünde cereyan eden bütün olumsuzlukların Müslümanların aleyhine olduğunu hepimiz görebiliyoruz. Dünya’nın birçok yerinde yapılan zulüm, işkence, vahşet, kan, gözyaşı vb. olumsuzlukların hemen hemen büyük çoğunluğu Müslümanların yaşadıkları coğrafyalarda, Müslümanlara reva görülmektedir. Bu yaşanan olumsuzlukları görmemek için kör, duymamak için sağır ve anlamamak içinse akılsız olmak lâzım gelmektedir. Her birimiz elimizden gelen maddi ve manevi unsurlarımızı seferber ederek, güzelim ülkemiz Türkiye’miz üzerinde oynanmak istenen oyunun olumsuzluklarını gidermek için çalışmalıyız. Kesinlikle fitne ve fesattan uzak durarak, birliğimizi, dirliğimizi korumak zorundayız. Birlik ve beraberliği koruduğumuz sürece başarılı olmamız kaçınılmaz olacaktır. Güçlü bir Türkiye; bütün mazlumların muzaffer olmasını sağlamak demektir. Müslümanlara, dünyanın zalimleri hayat hakkı tanımamakta, öldürmekte, sürgün etmekte, yakıp, yıkmakta ve soykırım uygulamaktadırlar.Suriye, Irak, Myanmar Arakan, Doğu Türkistan, Mısır, Filistin, Pakistan, Keşmir, Afganistan, Libya, Yemen ve benzeri ülkelerde zalimlerin yaptıklarını görüyoruz. Dünyanın sessizliğine rağmen, bütün zalimlere karşı koyan, mazlumlara kucak açıp destekleyen Milletimiz olmuştur. Türkiye’mizi de karıştırarak kardeşi kardeşe düşman etmek isteyen iç ve dış hainlere karşı birlik ve beraberliğimizi, dün olduğu gibi bu günlerde de koruduğumuz sürece Rabbimizin yardımı ile zafer bizlerin olacaktır.

     Zulüm kimden gelirse gelsin, gücüne ve konumuna bakılmaksızın karşı konulmalıdır. Nice Zalim; Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller gelip geçmişlerdir. Şu unutulmamalıdır ki, Zulüm ile abat olanın ahiri berbat olur. Müslümanlara karşı oynanan çirkin oyunları gören aklıselim sahibi olan herkes, Zalimlere, hainlere karşı kenetlenerek, birlik ve beraberlik içinde mücadele etmelidir. Birlik ve beraberlik ruhuna sahip olanların gerçek anlamda kurtuluşa ermeleri, tefrika belasına düşenlerin de yok olup gitmeye mahkûm oldukları bilinen tarihi gerçeklerdir. Bu dünya hayatına imtihan edilmek üzere gönderilmiş bulunmaktayız. Hayatımızın her döneminde bu gerçeği bilerek yaşamamız gerekmektedir. Hem dünyevi ve hem de uhrevi konularda bize düşen, çok çalışmak ve sorumluluklarımızı yerine getirmek olmalıdır. Bizler tercihlerimizi iyiden, güzelden yana yapmak durumundayız. Tercihlerimiz hak ve hakikat merkezli olduğu ölçüde, Rabbimizin yardımının geleceği aşikârdır.

     Ülkemiz; kendi sınır güvenliğini kimseden izin almadan sağlar ve gerekenleri dün yaptığı gibi bugünde yapar. İnanıyorum ki çok yakın bir zamanda; Fırat’ın doğusuna harekât yapılacak, teröristlerin her birine hesap sorulacaktır. Yapılacak harekât sonrası Ülkemize misafir ettiğimiz muhacir Suriyeli kardeşlerimizin de Ülkelerine dönmeleri sağlanacaktır. Suriye ve bölgedeki birçok Ülkeyi de içine alan topraklarda kurulması düşünülen Siyonist bir devlete de asla izin verilmeyecektir. Dünyanın en güçlü Ordusuna sahip, daha da önemlisi Ölmeye hazır olanların ölmek istemeyenlere karşı başarısı kaçınılmazdır. Bizler İnandığımız değerler uğruna mücadele ederken ölürsek şehit, sağ kalırsak bağımsız bir şekilde Vatanımızda yaşamaya devam ederiz. Her iki halde de biz kârlıyız. Kâfirler topluluğu ise ölümden korkmakta, hep maşa olarak kurdukları terör örgütleri ile saldırmaktadır. Hem teröristleri, hem de onları destekleyen ağababalarını Rabbimizin yardımı ile yenecek güçteyiz. Kısacası bizler seferden sorumluyuz. Başarı ve zafer Rabbimizden bir ikram ve bir lütuftur. Bu günlerde Ülkemiz üzerinde oynanan oyunları çokça görsek de, yaşanan olumsuzluklar, yeni bir doğumun müjdecisidir. Tam ve bağımsız bir ülke olarak dünyada yeniden adaleti temin ve tesis ederek, hakkın, adaletin hâkim olmasını sağlayacağız. Unutmayınız gecenin en karanlık olduğu an, şafağa en yakın olduğu zamandır. Zulüm ve haksızlıkların arttığı bu dönemde hakkın hâkim kılınıp, adaletin tesis edilmesi için sefere çıkmak zorundayız. Rabbimiz, çıkacağımız bütün seferlerimizi, zaferlerle sonuçlandırsın.

     Fırat’ın doğusuna harekât başlayacak,

     Zalimlerin her birine hesap sorulacak.     Ömer Lütfi ERSÖZ

     Müslümanlar kendi aralarında merhametli; kâfire, teröriste ve zalimlere karşı çetin olmalıdırlar. Bütün terör örgütlerini kurup besleyen hainlere laf etmeyip Ülkemizin ve bütün mazlumların umudunu zayıflatıp yok etmek üzere uğraşanlar, kesinlikle haindirler. Rabbimiz, İslam için mücadele eden, sefere çıkacak Ordumuza zaferler nasip eylesin. Rabbimiz, İçimizdeki beyinsizlere fırsat vermesin.

     Allah (c.c.)’ın yardımı, lütfu, milletimizin irfanı ile büyük bir oyun dün bozulmuş, yarınlarda da bozulacaktır. Türkiye’mize, milletimize, vatanımıza, ezanımıza, bayrağımıza, mukaddesatımıza, bütün kutsal değerlerimize ihanet eden haydutların zalimliklerine son vermek için mücadele ederek her alanda zafere ulaşan Mü’minlerden olmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim. 

omerlutfiersoz@gmail.com