Author Archive

İBADETLERİN DEVAMLI OLANI MAKBULDÜR

İBADETLERİN DEVAMLI OLANI MAKBULDÜR

    Rahmet, mağfiret, feyz ve bereket dolu, bir Ramazan ayını daha geride bırakmış bulunuyoruz. Oruç tutarak nefislerimizi terbiye etmeye çalıştık ve namazlarımızı da genel olarak evlerimizde cemaatle beraber kılmaya büyük gayretler gösterdik. Cemaatle beraber namaz kılma alışkanlığımızı ömür boyu devam ettirmeliyiz. Zira cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletli olduğunu unutmamamız gerekir. Ramazanda kazandığımız bir diğer alışkanlık da sabırdır. Hayatımızın tamamında olması gereken özelliklerden birisi de sabırdır. İbadetlere devam etmede ve günah işlememe noktasında da sabırlı olmalıyız. 

    Ramazan ayı boyunca sabrı, yardımlaşmayı, paylaşmayı, dayanışmayı ve kardeşliği en iyi bir şekilde öğrendik. Dünya nimetlerinin gelip geçici olduğunu, ahiret nimetlerinin ise kalıcı ve gerçek olduğunu anlamaya çalıştık. Ramazan ayında yaptığımız ibadetleri ve kazandığımız güzel hasletleri Ramazan dışında da devam ettirmeliyiz. İbadetlerimizi en iyi şekilde her zaman yapmakla yükümlüyüz. Esasen ibadetlerin devamlı olanı makbuldür. Farz olan amelleri, hiçbir eksiltme veya ilave yapmaksızın emredildiği şekliyle yapmakla emrolunduk. İbadetlerde devamlılık esastır.

    Âyet-i Kerîmelerde: “Namaz kılanlar ki, onlar namazlarında devamlıdırlar.” (Meâric Sûresi âyet: 23), 

“Ölüm sana gelinceye kadar Rabbine itaat et.”(Hicr Sûresi âyet:99),“İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”(Zariyat Sûresi âyet:56) buyurmaktadır.

      Allah’ın izniyle; yağmur nasıl yeryüzünü temizler ve toprağa bereket verirse, devamlı yapılan ibadetler sebebiyle de kötülüklerden ve günahlardan aynı şekilde arınıp, temizlenebiliriz. Yapılan ibadet ve taâtlarla Allah (c. c.)’ın sevgisine mazhar olan Müslümanlar, bu güzel durumlarını devam ettirmelidirler. Müslüman, Ramazan bitti diye İbadet ve taat’tan uzak duramaz. Güzel davranışları devam ettirerek, her türlü kötülüklerden gereği gibi kaçınır. Ramazan-ı Şerif dışında da Kur’an ve Sünnet çerçevesinde hayatını yaşamaya özen gösterir. Allah(c.c.)’a ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)’e karşı görevlerimizi hiç bir zaman aksatmamalıyız. Bilmeliyiz ki, ibadetlerde devamlılık, çok önemli bir İslâmi esastır.

    Ramazan-ı Şerîfte eda edilen ibadetler ve taâtlar ile erişilen müstesna kulluk derecemizin durumu, ekilen bir tohum gibidir. Bu tohumun verimli veya verimsiz olması, yılın her gününde de aynı anlayışla ibadetlerin yapılıp yapılmaması ile doğrudan ilgilidir. Yani Ramazan’da kazandığımız güzel hasletleri ve kalbî olgunluğu, Ramazan’dan sonra devam ettirmemizle mümkün olur.

   Unutmamak gerekir ki İslâmi bir yaşam, belli zamanlara has bir özellik değildir. Esasen ömür boyu devamı istenen bir takva hayatıdır. Ramazan-ı Şeriften sonra ibadet hayatımız hususunda rehavete kapılmamalıyız. Ramazan da kazanılan güzel hasletleri, manevi hatıraları unutmamak, halisane niyet ve amelleri terk etmemek gerekir. Böylece Ramazanda elde ettiğimiz manevi iklimi muhafaza ederek, Ramazan dışındaki aylarda da devam ettirmiş oluruz ki gerçek anlamda kurtuluş o zaman elde edilebilir.

    İbadetlerde devamlılık Müslüman’ın asli görevidir. Sabır ve Sebat ile devam edildiği takdirde, neticede çok büyük birikimlerin meydana geleceği muhakkaktır. İbadetlerimizde devamlılığın önemi çok büyüktür. Deryaları derya yapan yağmur damlalarının sürekliliğidir. Damlalar birike birike umman olur.

    Dinimiz İslâm’a göre,  namaz, oruç, hac ve zekât ibadetleri çok önemlidir. Kısacası; Allah’a kulluk ve O’na yakınlaşma niyetiyle, emredilenleri yapıp, yasaklananlardan kaçındığımız her davranış, ibadettir. İbadetler; imanımızın ve ahlakımızın olgunlaşmasını, sağlamlaşmasını sağlar. İbadetler; gönüllerimize Allah sevgisini çok sağlam bir şekilde yerleştirir, aklımızı, bedenimizi ve ruhumuzu kötülüklerden korur. Bizleri gerçek özgürlüğe, aynı zamanda dünyada, ahirette huzur ve mutluluğa kavuşturur.

    Ramazan ayında kazandığımız güzel alışkanlıklarımızı, Ramazan dışındaki aylarda da devam ettirerek gerçek kurtuluşa erişmek için çalışmalıyız. Dualarda buluşmak dileği ile sıhhat ve afiyetler dilerim.

    omerlutfiersoz@gmail.com

RAMAZAN’I ŞERİF’İN SON GÜNLERİ VE BAYRAM

RAMAZAN’I ŞERİF’İN SON GÜNLERİ VE BAYRAM

    Evveli Rahmet, ortası Mağfiret ve sonu da Cehennemden Azad olarak kurtuluşa erilmeye vesile Ramazan-ı Şerif’in son günlerindeyiz. Malumunuz 23 mayıs günü feyz ve bereket dolu Ramazan tamamlanacak ve kısmet olursa 24 mayıs Cumartesi günüde Mübarek Ramazan Bayramı başlayacaktır. Bu vesile ile bütün Müslüman Kardeşlerimin, içinde bulunduğumuz Ramazan-ı Şeriflerini, idrak edeceğimiz arife gününü ve Ramazan Bayramını en içten dileklerimle tebrik ederim. Bu yıl korona virüs sebebiyle her ne kadar buruk yaşasak da feyz ve bereketinden gerçek anlamda nasipleneceğimiz daha nice, Ramazanlara, bayramlara ulaştırmasını Allah (c. c.)’dan niyaz ederim.

    Ramazanı şerif; ibadet ve taâtlarla birlikte yardımlaşmaların zirve yaptığı bereketli günlerdir. Maddi ve manevi yönden yardımların arttığı bu zaman dilimlerinde, zekâtlarımızla, infaklarımızla ihtiyaç sahiplerini gözetip kardeşliğimizin gerçek anlamda tesisini sağlamaya gayret ediyoruz. Fitre, diğer adı ile Sadaka-i Fıtr için son günlere girmiş bulunuyoruz. Hala fitresini vermeyen kardeşlerimiz var ise acele etsinler, hemen versinler. Bayram namazından önce mutlaka verilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı 2020 yılı için bir kişilik asgari fitre miktarını 27.00 TL olarak açıklamıştır. Ancak Fitremizi verirken, kendi malî imkânımızı ve zenginliğimizi göz önünde bulundurarak,  yediklerimizden ortalama bedel olarak hesap edip, bu belirlenen rakamdan aşağı olmamak üzere daha fazla vermemiz güzel olur. Fitre; Orucun ve ibadetlerin kabulüne bir vesiledir. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, maddi yönden bayram gününe zenginler gibi hazırlanmalarına, Bayram’ın neşe’ sinden onların da istifade etmelerine bir yardımdır. Bu cihetle fitre, insanî bir hayır ve İslami bir vazifedir.

    Bu bereketli zaman dilimlerinde, arife ve bayram günlerinde, Rahmeti Rahmana kavuşan aile fertlerimizin, ehl-i İmam’ın kabirlerini ziyaret edip, tefekkür etmeli, Yasin-i şerifler, Fatihalar okunup ecir ve mükâfatlarını bağışlamalıyız. Kabir ziyaretleri ölülerimize karşı duyduğumuz sevgi ve saygının bir ifadesidir. Ayrıca kabir ziyareti, insanlara ahireti hatırlatır. Bu ziyaretler vesilesi ile bir gün mutlaka öleceğimizi hatırlamış oluruz. Bu hatırlama aslında hayatımızı daima güzel ahlak esaslarına göre yaşamamız gerektiğini de beraberinde getirir. Dünyanın imtihan yeri olduğu, dolayısı ile bu imtihanda mutlaka başarılı olmamız gerektiği anlayışı bizlerde hâkim olmalıdır. Aslında ölüm, dinimize göre bir yok oluş değil, gerçek manada var oluşun başlangıcıdır. Dünyada iken sevdiğimiz, saydığımız ve ziyaret ettiğimiz kimselerin kabirlerini ziyaret, onları unutmadığımızın, sevgi ve saygımızı devam ettirdiğimizin en açık belirtisidir. Kabir ziyareti sırasında, saygılı olmak, kabirleri çiğnememek, yüksek sesle ağlayıp feryat etmemek gerekir.

    Ramazan Bayramını; Orucunu tutan, ibadetlerini tam yapan Müslümanlar kutlamaya hak kazanmıştır. Bazı insanlarımız bilmeden, bazıları da bilerek inatla ve ısrarla Ramazan Bayramına, Şeker Bayramı demektedirler. Bu kesinlikle yanlıştır.  Şeker değil Şükür Bayramıdır. Oruç Ay’ına Ramazan dediğimiz gibi, bayramına da kesinlikle, Ramazan Bayramı demeliyiz.

    Muhtemelen Bayram namazını Camilerimiz kapalı olduğu için kılamayacağız. Ancak evimizde sabah namazını mümkünse aile fertlerimizle cemaat olup kılmalı, güneşin doğuşundan ve kerahat vaktinin çıkmasından sonrada nafile namazlar kılmalıyız. Aile fertlerimizle yemekler yendikten sonra büyük olanından başlanılarak bayramlaşmalıyız. Kısacası; imkan bulabilirsek Sıla-i rahim yapılıp,  anne-baba, akraba ve arkadaşlar ziyaret edilmelidir. Ramazan ayında olduğu gibi, Ramazan Bayramında da yoksullara yardım etmek, hastaları, kimsesizleri, yakın akrabayı ziyaret etmek çok güzel bir davranıştır. Küçüklere hediyeler vererek sevindirmeliyiz. Bayramların önemini en iyi şekilde kavratmalıyız. Korona virüs sebebiyle evlerde kalmak zorunda kalırsak sevdiklerimizi arayıp görüntülü veya sesini duyup bayramlarını tebrik ederek en azından gönüllerini almalıyız.

     Müslümanların birbirleri ile dargın olmaları doğru değildir. Dargınlar, bu en önemli güzel günlerde barışıp, birbirlerini ziyaret ederek veya arayıpkardeşliklerini pekiştirmelidirler. Bayramlar birlik ve beraberliğin, kardeşliğin en güzel şekilde tesis edildiği günlerdir. Değerli kardeşlerim, her zaman kardeşliğimizin gereklerini yapanlardan olalım.

    Mazlum ve mağdur olan Müslüman kardeşlerimizin, maddi ve manevi yardımlarımızla yüzlerinin güldüğü bayramlar yaşamalarına vesile olmamızı Allah (c. c.)’tan niyaz ederim. Haksızlıkların ve Zulümlerin son bulduğu bir dünyada, insanca yaşayıp, bayramlarımızı mutluluk içinde yapabilmemiz duası ile sıhhat ve âfiyetler dilerim.       omerlutfiersoz@gmail.com

BİN AYDAN DAHA HAYIRLI KADİR GECESİ’NİN ÖNEMİ



BİN AYDAN DAHA HAYIRLI KADİR GECESİ’NİN ÖNEMİ
    Malumunuz son dönemlerde Mübarek gecelerle ilgili diğer günlerden hiçbir farkları olmadığı, o gecelerde yapılacak ibadetlerinde bid’at olduğunu ifade eden bazı gruplar bulunmaktadır. Hâlbuki Allah (c.c.), bazı geceleri diğer gecelere üstün kılmıştır. Kadir Sûresinde Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu ifade buyrulmuştur. Bazı günler diğer günlerden üstün kılınmıştır. Cuma Sûresinde Cuma gününün önemi vurgulanmıştır. Cuma günü diğer günlerden üstündür. Bazı aylar, diğer aylardan üstün kılınmıştır. Kendisinde Kur’an-ı Kerîm’in indirildiği Ramazan ay’ı diğer aylardan üstündür. Bazı Mekânlar diğer mekânlardan üstün kılınmıştır. Mesela: Mekke, Kâbe-i Muazzama, Medine, Ravza-i Mutahhara, Arafat,Kudüs, Mescid-i Aksa v.b. yerler, diğer yerlerden, şehirlerden, Mekânlardan Üstün kılınmıştır.
    Bahsettiğim gerçekler, Kur’an-ı Kerimde açıkça ifade buyrulmuştur. Ayrıca, önemli gün ve gecelerle ilgili olarak hadis-i şeriflerde de bir çokbilgiler verilmektedir. Bunlar tartışılamaz dini gerçeklerdir. Okuyucularımız bu önemli gün, ay ve geceleri bu bakış açıları ile değerlendirirlerse daha isabetli davranmış olurlar diye düşünüyorum. Rabbimiz, biz günahkârları affetmek için bazı gün ve geceleri kurtuluşumuza vesile kılmaktadır.
    Ramazan’ın son on günü içinde gizlenmiş olmakla birlikte, Bir Ömre Bedel Kadir Gecesinin Ramazan’ın 27. gecesi olduğu konusunda Âlimlerin çoğunluğunun ittifakları vardır. Önemli olan her günümüzü Kadir Gecesi gibi değerlendirebilmektir. Malumunuz 19/20 Mayıs Salı’yı Çarşamba’yabağlayan gece Mübarek Kadir Gecesidir. Bin ay, yani seksen üç yıl dört aydan daha hayırlı, esenlik dolu Kadir Gecesi, bir ömre bedeldir. Çok önemli olan bu Mübarek Kadir Gecemizi tebrik eder, mazlum ve mağdur olan Müslüman Kardeşlerimizin ve bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını Yüce Mevla’dan niyaz ederim. Kadir kelimesinin Lügat manası;güçlü, gücü yeter, şeref ve azamet gibi anlamlara gelmektedir. Yeryüzüne nûr saçan, Âlemleri Zulmetten aydınlığa gark ederek ebedi saâdeti bahşeyleyen, Rehberimiz Kur’an-ı Kerîm, bir ömre bedel Kadir Gecesinde indirilmeye başlanmıştır.
    Allah (c. c.) bu gece hakkında: “ Biz onu ( Kur’an’ı) Kadir Gecesinde indirdik. Kadir Gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır. O gecede Rablerinin izniyle Melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur.Ta fecrin doğuşuna kadar.” ( Kadir Sûresi Âyet:1-5.)   “Biz Kur’an’ı Mübarek bir gecede indirdik”  (Duhan Sûresi ayet: 3) buyurmuştur.
    Kolay ezberlenebilir olması, hakkında âyet ve hadis olan konularda; zaman ve mekânın değişmesine rağmen hiçbir değişikliğe uğramayışı, kıyamete kadar da değiştirilemeyecek oluşu, her devirde hükümlerinin önemi ve tazeliğinin daha iyi anlaşıldığı v. b. gerçekler, Kuran’ı Kerimin Mucizevi özelliklere sahip oluşunun açık göstergesidir. 
    Kadir Gecesi ile ilgili olarak bir Hadis-i Şerif’lerde şöyle buyrulmuştur: “Aişe radiyallahu anhadan: Peygamberimiz Hz. Muhammed (s. a .s.) Ramazan’ın son on günlerinde Camiye kapanır İtikâf ederdi ve “Kadir Gecesini Ramazan’ın son on gününde arayınız.” “Kadir Gecesini Ramazan’ın son on gününün tek sayılı gecelerinde arayınız”
    İhlasla, samimiyetle Kadir Gecesini ihya için; çok yoğun olarak, Kur’an-ı Kerîm okuyup, anlamaya çalışıp, öğrendiğimiz hükümleri yaşamaya gayret etmeli, farz ve nafile namaz kılmalı, bol bol dua ve tövbe etmeli, sadaka vermeli, ihtiyaç sahibi Müslümanlar sevindirilmelidir. Kısacası ibadet ve taât içerisinde kulluk görevimizin bilinci ile hareket etmeliyiz. Hayatımızın bütün zaman dilimlerinde Kur’an ve Sünnet’e uygun olarak yaşamalı, Kadir Gecesinde de ibadetlerimiz, tövbemiz, duamız zirve yapmalı, kurtuluşumuzu sağlamaya çalışmalıyız.
    Kadir Gecesinde inen Meleklerin çokluğundan arz dar gelir. Melekler Allah-u Teâlanın Salih kullarına Rahmet ve Selametler getirirler. Bu gece kâinat Allah’ın rahmetine daha çok mazhar olur. Aynı zamanda her taraf nur’a kavuşur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.); Müslümanlara Kadir Gecesinde, şu dua da bulunmalarını tavsiye etmiştir: “Allah’ım, Şüphesiz ki sen çok bağışlayıcısın, bağışı, affı seversin. O halde beni de affet” buyurmuştur.
    Rabbimiz, bütün geceleri Kadir Gecesi anlayışı ile değerlendirerek nasibini alan ve neticede af edilip bağışlanan amel-i Salih kullarından olmayı her birimize nasip eylesin. Sıhhat ve âfiyetler dilerim.
omerlutfiersoz@gmail.com


ZENGİN İLE FAKİR ARASINDAKİ SAĞLAM DAYANIŞMANIN ADI: İNFAK, ZEKÂT VE SADAKA

ZENGİN İLE FAKİR ARASINDAKİ SAĞLAM DAYANIŞMANIN ADI: İNFAK, ZEKÂT VE SADAKA

    Yüce dinimiz İslâm; hem maddi ve hem de manevi olarak yardımlaşmayı emretmektedir. Nerede bir ihtiyaç sahibi Müslüman kardeşimiz var ise onlara mutlaka maddi ve manevi destek olmalıyız. Yardımlarımızı önce en yakınımızdan başlamak suretiyle vermeliyiz. 

     İhtiyaç sahibi kardeşlerimizin yaralarına merhem olmak için, Zekât, İnfak ve Sadaka gibi maddi yardımları en yoğun olarak yapmalı, ayrıca dualarımızla manevi desteğimizi zirveye çıkarıp, kendimizin ve sevdiklerimizin kurtuluşlarını sağlamak için çalışmalıyız.İçinde bulunduğumuz sıkıntılı günlerin, korona virüs, görünür görünmez, musibet, bela ve benzeri olumsuzluklardan bir an önce kurtularak infaklar, ibadetler, duâlar yapmalıyız.Rabbimiz,  beş Vakit, Cuma ve Bayram namazlarını camilerimizde cemaatle kılmayı en yakın zamanda nasip eylesin!  İslâm; İnfak, Zekât, Sadaka gibi emirlerle maddi yardımları, ihtiyaç sahiplerine vermemizi emretmektedir. Yardımlaşma, kardeşlik duygularımızın kuvvetlenmesi, zenginle fakir arasındaki kaynaşmanın sağlanması gibi çok önemli güzellikleri içinde barındırmaktadır.

    Dini bir terim olarak İnfak; Allah (c.c.)’ın hoşnutluğunu elde etmek amacıyla kişinin kendi servetinden harcaması, muhtaçlara aynî ve nakdi yardımda bulunması demektir. İnfak, Zekât, Sadaka, kısaca Yardımlaşma konularındaki âyet-i kerimelerden bazılarını aktararak konunun önemini belirtmek istiyorum. “De ki: Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden de) kısar. Siz hayıra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe Sûresi âyet: 39)“Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça ‘iyi’ ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmran Sûresi âyet:92)   “Onlar (O kullar), İnfak ettikleri (harcadıkları) vakit israf etmezler, cimrilik de etmezler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan Sûresi âyet:67)   “Yine sana iyilik yolunda ne infak edeceklerini (harcayacaklarını) sorarlar. ‘İhtiyaç fazlasını’ de. Allah size âyetleri böyle açıklar ki düşünesiniz.” (Bakara Sûresi âyet:219)    

    Sadaka; İslâm’ın emri gereği olarak Müslümanların Allah (c.c.)’ın hoşnutluğunu kazanmak için şartlarını taşıyan ihtiyaç sahiplerine gönüllü olarak verdikleri maddi yardımlara verilen isimdir. Bu anlamda sadaka; zekât, keffâret, fitre, fidye ve adak’ı içine almaktadırZekât; fakirin zenginin malı üzerindeki zorunlu bir alacağıdır. Zekât parası ile hayır kurumları yapılamaz. Sadece ve sadece fakirin hakkı olup, ihtiyaçları için harcanır. Cami, Okul, Kuran Kursu, Hastahane yaptırma v. b. amaçlı verilen her türlü yardım, infak emri gereğince yapılmaktadır. Zekât’ta verilecek olan miktar bellidir. Ancak İnfak ta bir sınır yoktur. Hz. Ebu Bekir (r.a.) gibi isteyen malının tamamını da verebilir. Hz. Ömer (r.a) gibi isterse malının yarını verebilir. İsterse zorunlu vermesi gereken, zekât, fitre dışında malının bir kısmını da veya tamamını da verebilir. İnfak ederken de âyet-i kerimede ifade buyrulduğu gibi ifrat ve tefrite, israf ve cimriliğe kaçmadan, kişinin kendiside ihtiyaçlı duruma düşmeyecek şekilde ihtiyaç fazlasını vermesi övülmüş ve emredilmiştir.

    Zekât; İslam’ın beş temel şartından birisidir. Kelime anlamı; temizlemek, arıtmak, bereketlendirip çoğaltmaktır. Dini anlamı ise; nisap miktarı zenginliğe sahip olan Müslüman’ın Allah (c.c.)’ın emrettiği miktarı ihtiyaç sahibi Müslümanlara vermesidir. Zekât vermekle, bedenimizi ruhumuzu temizlemiş olmakla birlikte mallarımızın da bereketlenip çoğalmasını sağlamış oluruz. İnfak ederek, nifaktan, münafıklıktan korunmuş oluruz. Sadakalarımızla da, Rabbimize Sadakat göstermiş oluruz.  

     Maddi ve Manevi yardımlaşma duygumuzu her zaman diri ve taze tutup yerine getirerek Rabbimizin rızasını kazanıp gerçek anlamda kurtuluşa erenlerden olalım. Zekâtı emreden birçok âyet-i kerime vardır. Bu ayetlerden birkaçını aktarmak istiyorum: “İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât veren var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözünü yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır!” “Eğer sadakaları (zekât ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne âlâ! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır. Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı örter. Allah, yapmakta olduklarınızı bilir.” (Bakara Sûresi âyet:277, 177,271) 

    Zekât: Tevbe süresinin 60. ayetinde belirtilen kimselere verilir. Fakirlere   (nisap miktarı malı olmayan), yoksullara( hiçbir şeyi olmayan) borçlulara (borcundan fazla nisap miktarı mala sahip olmayanlar), kölelere (hürriyetlerine kavuşturmak için), kalpleri İslâm’a ısındırılanlara, zekâtı toplayan görevlilere,  yolculara, (memleketinde malı, parası olduğu halde yolda parasız kalan, elinde bir şey bulunmayan kişilere memleketlerine gidecekleri kadar zekât verilebilir) Allah yolun da mücadele eden, kendini ilme vermiş kimselere verilir.

    Rabbimiz; mazlum ve mağdur olan gerçek ihtiyaç sahiplerine sahip çıkmayı, vereceğimiz Zekât, Sadaka ve İnfaklarımızla da Rızasına kavuşanlardan olmamızı nasip eylesin.Sıhhat ve afiyetler dilerim. 

omerlutfiersoz@gmail.com

RAMAZAN-I ŞERİF VE KUR’AN-I KERÎM

RAMAZAN-I ŞERİF VE KUR’AN-I KERÎM

    Kuran-ı Kerim Cenab-ı Allah (c.c.) tarafından Cebrail (a.s.) aracılığı ile Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’ e ilk olarak Ramazan ayı içerisinde bulunan Kadir gecesinde vahye dilmiştir. İlk vahiy Ramazan ay’ı içerisinde Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e gönderildiği için, Ramazan ayına Kuran ay’ı diyebiliriz. Kur’an-ı Kerim’i, Ramazan ayında da en iyi şekilde okuyup, anlayıp yaşamak için çaba göstermeliyiz. Bu güzel özelliğimizi bütün zaman dilimlerinde devam ettirerek Kur’an-ı Kerimle olan irtibatımıza devamlılık kazandırmalıyız. Kur’an ay’ı olan Ramazana-ı Şerifte Kur’an-ı Kerîm ile olan irtibatımızı artırmalı ve en zirveye çıkarmalıyız.

   Kur’an-ı Kerim’in Mü’minlere şifa olmasına karşılık, Kâfirlerin hüsranını artması, Kâfirler’in Kur’andan uzak durması, kendisi ile Kur’an arasına mesafe koyup, düşmanlık yapmaları sebebiyledir. O’nun içindir ki, biz Mü’minler Kur’an-ı Kerîm ile olan irtibatımızı her daim sürdürüp artırmalıyız. Kur’an- Kerîm ile irtibatımızı artırdığımız zaman gönüllerimiz huzur bulur, bedenimiz her türlü sıkıntılardan kurtulup şifa bulur ve davranışlarımız güzelleşir ve güzel ahlâk sahibi oluruz. Dünya ve ahiret kurtuluşunun reçetesi Kur’an ve Sünnet’e uygun bir hayat yaşamaktır.

    Âyet-i Kerimelerde: “Sizi karanlıktan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, Size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Hadîd Sûresi âyet: 9)

Biz, Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.  ( İsrâ Sûresi âyet:82) Mü’min, Kur’an’dan feyz almasını bildiği, bu maksatla okuduğu, dinlediği ve hükümlerini yaşadığı için, Kur’an âyetleri kendisine şifa ve rahmet vesîlesidir. Buna karşılık, hastanın ilaçtan yararlanmak istemeyişi onun hastalığını artırdığı gibi, zalimin Kur’an’dan uzak durması da onun hüsranını artırır.

“Şüphesizki bu Kur’an en doğru yola iletir ; iyi davranışlarda bulunan Mü’minlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.” ( İsrâ Sûresi âyet: 9) buyrulmuştur.

    Müslümanlar Kuran-ı Kerim’i okumak, anlamak ve yaşamaklaemrolunmuşlardır. İnandığı ve hayat nizamı edindiği Kuran-ı Kerîm ’ekarşı Müminin ilk vazifesi; O’nu sık sık okumak, okuduğu âyetleri anlamaya çalışıp emirlerini yapıp yasaklarından kaçınmak olmalıdır. Kuran’ın ilk emri ‘Oku’ iken şüphesiz Kuran’ı okuyamama diye bir mazeret olamaz. Her Müslüman Kuran’ı Kerîm’i okumayı kendisi bilmeli ayrıca aile fertlerine ve öğretebileceği kimselere öğretmelidir. 

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Sizin en hayırlınız, Kuran’-ı öğrenenleriniz ve öğretenlerinizdir” “Her kim Kuran’dan bir harf okursa ona bir sevap vardır. Her bir sevap ise on katı ile mükâfatlandırılacaktır”. “Kıyamet gününde, Kur’an, Allah’ın huzurunda kendisini okuyan ve yaşayan kişi için Allah (c.c..)’a niyaz eder; “Ya Rabbi! Ondan razı ol der. Allah (c.c.)’da o kişiden hoşnut olur”.

    Tatbik olunmayan bilgilerden bir menfaat edinilemeyeceği gibi, inanılan, okunan, anlaşılan, fakat yaşanmayan Kurandan da özlenen faydalar sağlanamayacaktır. Kur’an ayında, yeniden özlenen şekliyle Kur’an’la buluşalım. Ramazanda Kuran-ı Kerim tilaveti, hatimler doruk noktaya çıkmakta, ibadetlerimiz artmakta, yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örnekleri sergilenmektedir. Bu özelliklerimizin her zaman aynı anlayışta devamını sağlamalıyız. Kuran-ı Kerim’in doğduğu ay olan Ramazan-ı Şerifte tuttuğumuz oruç, ruhun doyurulması için bedenin aç bırakılması halidir. Oruçla ruh doyurulur, beden terbiye edilir. Yeme, içme, şehevi istek ve arzuların etki alanından kurtularak arzu edilen Manevi güzelliklere oruç ile ulaşmaktayız.

    Ramazan-ı şerifi, Kur’an ay’ı olarak bilip, hayatımızı Kur’an ile yeniden inşa etmeliyiz. Kur’an’ı Okumalı, anlamalı, tercüme, meal, tefsirinden öğrenmeli ve bu öğrendiklerimizi de hayatımıza hakim kılmalıyız. Bu özelliklere sahip olursak, arzu edilen İman’a ulaşırız.Ramazan-ı Şerifi özü itibariyle kavramalıyız. Allah (c.c.)’ dan gelen ilahi mesajı iyi anlamalı ve o ilahi mesaja uygun yaşamalıyız. Bu ilahi mesajda insanoğlunun iki cihanda kurtuluşa ermesine vesile olacak emir ve yasaklar bulunmaktadır. İnsan beden ve ruhtan müteşekkildir. Nasıl ki bedenin yaşaması için yemeye, içmeye v.b. ihtiyacı varsa, bunun gibi ruhun da gıdaya ihtiyacı vardır. Ruhun gıdası da tam anlamıyla Allah (c.c.)’ın Rızasına uygun işler yapıp, yasakladığı fiillerden uzak durmakla mümkündür. Bu mübarek ramazan ayında ruhumuzu da manevi olarak arzulanan şekilde besleyelim. Bedenimizi imsak ve iftar arasında yeme, içme, şehevi istek ve arzularımızdan uzak tutarak arındıralım. Bu nimetlerin ne kadar önemli olduğunu anlayıp, şükretmeye devam edelim. Oruç; sabrı, dayanıklılığı, başkalarını düşünmeyi, nimetlerin önemini, yardımlaşmayı (zekat, sadaka, fitre, infak) v.b. birçok hususu yeniden hatırlatmakta ve gündemimize getirmektedir.

    Ruhumuzun, bedenimizin, her türlü kirlilikten, arınarak, gerçek anlamda yanıp, arınmayı bu Ramazan ayında başarmak için Kur’an’la gerçek anlamda buluşalım. İbadet ve taâtlarımızla kulluk görevimizi en iyi şekilde yapalım. Güzel ahlâk sahibi Müslümanlar olarak her iki cihanda da kurtuluşa erenlerden olalım. Oruç tutan sıhhat bulur. Oruçlarımızla bedenlerimizi günah kirlerinden arındırıp ruhumuzu manevi anlamda doyurup huzur ve mutluluğa erişmemizi Allah (c.c.) ’tan niyaz eder, dualarınızda hatırlanmak dileği ile sıhhat ve afiyetler dilerim.  

    omerlutfiersoz@gmail.com

HÜZÜN GÜNLERİNİN RAMAZAN İLE BAYRAM OLMASI DUÂSIYLA…

HÜZÜN GÜNLERİNİN RAMAZAN İLE BAYRAM OLMASI DUÂSIYLA…

     Rahmet, mağfiret, cehennemden azâd olup cennete girmemize vesile olacak mübarek üç aylar’ın sonuncusu, kendisinde Kur’an-ı Kerim’in indirildiği, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesinin bulunduğu, Oruç Ay’ı olan Ramazanı Şerife Korona virüs sebebiyle hüzünlü bir şekilde kavuşmuş bulunmaktayız. Kısmet olursa Perşembe akşamı ilk teravih namazımızı kılıp gecesinde de sahura kalkarak 24 Nisan Cuma gününden itibaren de orucumuzu tutmaya başlayacağız. Geçen Ramazanlarda olduğu gibi Camileri doldurup, hatimlerle teravihler kılamasak da bu hüznümüzü evlerimizi mescidlere dönüştürüp aile fertlerimizle birlikte hem vakit, hem de teravih namazlarımızı cemaatle kılmaya gayret ederek telafi etmeliyiz. Sahura kalkıp bereketinden müstefid olup oruçlarımızı Rabbimizin rızasını kazanmak için tutmalı, iftar sofralarında duaların müstecab olduğu zaman dilimlerinde gönülden dualar etmeliyiz.  

     Rahmet, mağfiret ve cehennemden azâd Ay’ı, on bir ayın sultanına buruk, hüzünlü kavuşsak da hoş geldin diyerek çok özel ve güzel değerlendirmeliyiz. Ramazan: Yanmak manasına olup bu Ay’a bu ismin verilmesine sebep Ramazanda Allah-u Teâla’nın kullarının içlerinin açlık ve susuzluktan yanması, bunun karşılığı olarak günahlarının yanması, gönüllerinin kötü işlerden temizlenmesi manası murat olunmaktadır. 

     Oruç, namaz gibi bedeni ibadetlerden başka zekât, sadaka, fitre ve infak gibi mali ibadetlerin de bu ayda yoğun olarak yapılması sebebiyle içtimai yardım ayı demek de gerçekten anlamlı olur. Zekât vermesi gereken kardeşlerimiz, sahip olduğu malının üzerinden bir kameri yıl geçtikten sonra, İslâm’ın beş ana temelinden olan bu ibadetin gereğini yerine getirir. Zekât ibadetinin süresi dolmadan önce verilmesi faziletli iken, tehir edilmesi, Müslüman’ın günaha girmesine vesile olur. Müslümanlardan birçokları, zekâtlarını Ramazan ayında bazıları da süresi dolduğu dönemde vermektedir. Önemli olan ibadetlerimizi zamanında düzenli yapmaktır. Allah (c.c.) âyet-i kerimesinde: “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye size sayılı günlerde farz kılındı, içinizde hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir. Oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır. Ramazan ayı ki onda Kuran, İnsanlara yol göstererek yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu Ay’ı idrak eden, onda oruç tutsun, hasta veya yolculukla kalan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.” buyrulmuştur. (Bakara Suresi Ayet: 183, 184,185)

    Ramazanda ümmeti Muhammed’e; Kuran, oruç ve bir çok rahmet verilmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) hadisi şeriflerinde: “Ramazan’ın evveli Rahmet, Ortası mağfiret, sonu da cehennemden azâd olmaktır.” buyurmuştur. Bizler bu ayın önemini idrak ederek, Allah (c.c.)’ın rahmet ve mağfiretine nail olup, cehennemden azâd olmaya çalışmalıyız. Geçen Ramazan’dan bu Ramazana kadar ki bir sene içinde Allah-u Teâlâ’nın Rızasına uygun acaba ne yaptık? Ne gibi kıymetli emirleri yapmayıp bıraktık? Yahut hangi haramları işledik?  Her geçen gün, hayat defterimizden bir yaprağın kapanması demektir. Dünya ticaretinde her tüccar sene sonunda o senenin gelir ve giderini, kârını ve zararını gösteren bir bilanço tanzim eder. Kazandıysa kârı artırmak, zarar ettiyse bunun sebeplerini gidermenin yolunu araştırır. Buna göre yeni sene için bir program hazırlar. Haklı olarak gerekli önlemleri alan bir tüccar gibi, bizlerde manevi kirlerden arınmak için gerekli önlemleri almalıyız. İşlemiz olduğumuz günahlarımıza Nasuh tövbeler etmeli, başımıza gelen belâlardan kurtulmak için duâlar etmeliyiz. Allah (c.c.) ve Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)’in emrettiklerini yapıp, yasaklarından kaçınarak manevi bilançomuzu kârlı hale getirmeliyiz.

     Ahiret ticaretimizin muvazenesi  için de  sene  başı  Ramazanın  ilk günleridir. İyice düşünüp Rabbimizi sena ederek kulluk  görevimizi yaparsak öylece devam ederiz. Bu mübarek ayı ganimet bilerek gaflet uykusundan uyanmalıyız. Günahlarla kirlenmiş kalplerimizi bol bol tövbe ve istiğfar ederek Rabbimizin rahmeti ile yıkamaya çalışmalıyız. İftar sofrasının başında geçirdiğimiz dakikalardaki mağfiret dileklerimiz muhakkak kabul olur. Sahur sofrası da böyledir. Böylelikle arınmış kalplerle yapacağımız ibadetler de Rabbimizin katında kabul olur. Şu fani dünyanın mahkemelerinde muhakeme olunurken insanlar nasıl heyecanlar geçirirler. Bunları düşünmeliyiz ki Mahkeme-i Kübra da hesaba çekildiğimiz de sıkıntı duymamamız için imtihanda olduğumuz bu dünya hayatımızı iyi, güzel yaşayalım ve kurtuluşa erebilelim. Dünya imtihanlarında ve teftişlerde her birimiz terler dökmekteyiz. Allah-u Teâla’nın  huzurunda muhakeme olmak, hesap vermek ne kadar güçtür, işte bu dehşetli günü dünyada çok düşünerek ona göre davranmamız gerekir. Mahkeme-i Kübra’nın çok zorlu hesap ve cezalarından kurtulmak, dünyadaki kulluk imtihanını kazanmakla olur.Cenab-ı Hak Kemal sıfatlarla muttasıf, noksan sıfatlardan münezzehtir. Yaptığımız ve yapacağımız ibadetlere bizim ihtiyacımız vardır. O’nun içindir ki manevi feyiz ve bereketi çok olan bu Ramazan-ı şerifi kurtuluşumuza vesile olacak şekilde değerlendirmeliyiz. Allah (c.c.)’ın yapacağımız ibadetlere kesinlikle ihtiyacı yoktur. Rahmeti çok olan Rabbimiz yapacağımız ibadetleri bahane ederek biz kullarını bağışlamak ve rahmetine gark etmek istiyor. Bunun için namaz, oruç, zekât, hac gibi emirler vermiştir. Oruç, Allah (c.c.) ile kul arasında gizli kalan bir ibadet olduğundan çok kıymetlidir. Onun içindir ki Oruç’ un ecri kat kat fazlası ile verilecektir. Ramazan Ay’ı gelince içinde bir sevinç duymayan kimse ruhen hastadır. Biz Mü’minler, Ramazandan gereği gibi faydalanıp, manevi hazzımızı artırmalıyız. Bu dini neşeden, uzak kalan gönüllere de Rabbimizden hidayet dilerim.

      İçinde bulunduğumuz rahmet, mağfiret ve bereket günlerinin önemini bilerek gereği gibi değerlendirmeliyiz. Kur’an ve Sünnet her zaman hayatımızın merkezinde olmalıdır. Hüzün günlerinin Ramazan-ı şerif ile birlikte bayram’a dönüşmesini Rabbinizden niyaz ederim.  Gerçek anlamda ibadet ve taâtı yapan, bereketli günlerden  gereği gibi müstefit olan Şuurlu Mü’minlerden olmamızı, Allah (c.c.) her birimize nasip eylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.  

     omerlutfiersoz@gmail.com

BAŞIMIZA GELEN DARLIK VE HASTALIKLAR, ALLAH’A BOYUN EĞMEMİZ İÇİNDİR.

BAŞIMIZA GELEN DARLIK VE HASTALIKLAR, ALLAH’A BOYUN EĞMEMİZ İÇİNDİR.

        İnsanın yaratılış gayesi kulluktur. Her an, imtihanda olduğumuzun Şuuru ’unda olarak hayatımızı ahlâklı, dürüst olarak, İslâm’a uygun yaşamalıyız. Ölüm, korku, açlık, mal azlığı, darlık, fakirlik, hastalık ve benzeri birer imtihandır. Bunlar dünya hayatının ayrılmaz parçalarıdır, hiç kimse bunlardan birisine yakalanmaktan kurtulamaz. Eninde sonunda, erken veya geç herkes ölecektir. İnanan akıllı kişi, başına gelen olumsuzluklara sabrederek, sahip olduğu imkânlara, nimetlere de şükrederek imtihan için gönderildiği bu dünya hayatını en güzel şekilde İslâm’a uygun olarak yaşamalıdır. Gerçek kurtuluşa ancak İslâm’ı hayatımıza bütün alanlarda uygulamakla kavuşabileceğimizi unutmamalıyız.

     Bu dünyaya imtihan için gönderilmiş bulunmaktayız. İmtihanda olduğumuzu, hiçbir zaman unutmamalıyız. Yaptığımız her işten sorumlu olduğumuz gibi yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da sorumlu olduğumuzu bilmeliyiz. İslâm’ın emrettiği bütün ibadetleri şuurlu olarak en güzel bir şekilde yaşamalıyız. Helâl yollardan rızkımızı temin etmek için yaptığımız her meşru üretim çalışmalarımızın da bir ibadet olduğu hakikatini kavramalı, gelecek nesillerimize de kavratmalıyız. İnsanın yaratılıp dünyaya gönderilmesinin ana gayesi; kulluktur. Rol model Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in örnek hayatını çok iyi bilmeli, O’nun hak, batıl mücadelesini ne pahasına olursa olsun savunmalı ve yaşamalıyız.

     Âyet-i Kerîmelerde: “De ki: Ne dersiniz; size Allah’ın azabı gelse veya o kıyamet gelip çatıverse size, Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru sözlü iseniz (söyleyin bakalım)!”Bilâkis yalnız Allah’a yalvarırsınız. O da (kaldırılması için) kendisine yalvardığınız belâyı dilerse kaldırır ve siz ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz. “Andolsun ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik. Ardından boyun eğsinler diye onları darlık ve hastalıklara uğrattık.”   Yüce Allah önceki milletlere de peygamberler göndermiş, fakat peygamberler inkâr edilmiş, Allah da inkâr edenleri şiddetli fakirlik, hastalık ve çeşitli âfetlerle cezalandırmıştır.  Hiç olmazsa, onlara bu şekilde azabımız geldiği zaman boyun eğselerdi! Fakat kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını câzip gösterdi. “Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.”  Önceki ümmetler, kendilerine gönderilen peygamberlere iman etmedikleri için Allah onlara çeşitli darlık ve musibetler verdi; fakat onlar yine inanmadılar. Cenab-ı Allah, cezalarını daha da artırmak için onlara bütün nimetlerin kapılarını açtı, bol rızık ve nimetlere gömüldüler. Nimetin gerçek sahibine şükredecekleri yerde zevk ve sefaya daldılar, O’nu unutup şehvetlerine teslim oldular. İşte böyle tam bir sarhoşluk ve dalgınlık anında Allah onları yakaladı da neye uğradıklarını bilemediler, ne yapacaklarını düşünmekten âciz kaldılar ve helâk olup gittiler.

      “Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” (En’âm Sûresi âyet:40-45) Allah’ın verdiği nimete şükredecekleri yerde nankörlük ettiler, böylece kendilerine zulmettiler. Yüce Allah da yeryüzünü onların zulüm ve küfürlerinden temizlemek için onları helâk etti. “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!” “O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz, derler.” “İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (Bakara Sûresi âyet:155-157) buyrulmuştur.

     Aslında iyilikler Allah(c.c.)’ın bir ikramıdır. Başımıza gelen kötülükler ise kendi nefsimizden ve kendi ellerimizle yaptıklarımızın yüzündendir. Bununla birlikte Allah (c.c.) günahlarımızın çoğunun affeder.Yeter ki bizler Allah (c.c.)’a hakiki kul olalım, emirlerini yapıp yasaklarından kaçınalım, günahlarımızdan dolayı pişman olup Nasuh tövbe’ler edelim o zaman gerçek kurtuluşa ereriz.

      Bu dünya ya imtihan için gönderildik. Hayatımızın her döneminde, İmanlı olarak yaşayıp, haramlardan kaçınarak helaller dairesinde, emredilenleri yaparak, ahlaklı, dürüst Mü’minler olmamız, Rabbimizin bizler için emrettiği hususlardır. Allah (c.c.)’ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınmayan nice kavimlerin helâk oldukları hakikatini biliyoruz. Aynı akıbetlerle karşılaşmamak için her birimiz, her an nefis muhasebemizi yapmalıyız. Ölmeden önce ölebilmeli, hayatın bir imtihan olduğunu hiçbir zaman unutmadan İslâm’a uygun yaşamalıyız.                                       

     Başımıza gelen darlık ve hastalıklar, Allah (c.c.)’a boyun eğmemiz içindir. Bu hakikati kavrayıp Nasuh tövbeler ederek İslâm’a uygun bir hayat yaşayıp, bu dünya imtihanını kazanmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.                    

omerlutfiersoz@gmail.com

BERÂT EDEBİLMEK İÇİN ÇALIŞMAK ÇOK ÖNEMLİDİR

BERÂT EDEBİLMEK İÇİN ÇALIŞMAK ÇOK ÖNEMLİDİR

    Malumunuz son dönemlerde Mübarek gecelerle ilgili diğer günlerden hiçbir farkları olmadığı, o gecelerde yapılacak ibadetlerinde bid’at olduğunu ifade eden bir grup bulunmaktadır. Hâlbuki Allah (c.c.), bazı geceleri diğer gecelere üstün kılmıştır. Kadir Sûresinde Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğu ifade buyrulmuştur. Bazı günler diğer günlerden üstün kılınmıştır. Cuma Sûresinde Cuma gününün önemi vurgulanmıştır. Cuma günü diğer günlerden üstündür. Bazı aylar, diğer aylardan üstün kılınmıştır.Kendisinde Kur’an-ı Kerîm’in indirildiği Ramazan ay’ı diğer aylardan üstündür. Bazı Mekânlar diğer mekânlardan üstün kılınmıştır. Mesela: Mekke, Kâbe-i Muazzama, Medine, Ravza-i Mutahhara, Arafat,Kudüs, Mescid-i Aksa v.b. yerler, diğer yerlerden, şehirlerden, Mekânlardan Üstün kılınmıştır.


    Bahsettiğim gerçekler,  Kur’an-ı Kerimde açıkça ifade buyrulmuştur. Ayrıca, önemli gün ve gecelerle ilgili olarak hadis-i şeriflerde de bilgiler verilmektedir. Bunlar tartışılamaz dini gerçeklerdir. Okuyucularımız bu önemli gün, ay ve geceleri bu bakış açıları ile değerlendirirlerse daha isabetli davranmış olurlar diye düşünüyorum. Rabbimiz, biz günahkârları affetmek için bazı gün ve geceleri kurtuluşumuza vesile kılmaktadır.

    Berât edebilmek için çalışmak çok önemlidir. Her günümüzü çok iyi değerlendirmeli, bu müstesna günleri en verimli ve en güzel şekilde değerlendirmek için gayret etmeliyiz. Berât Gecesi, Kameri takvimin 8. ay’ı olan Şaban’ın 15. gecesidir. Salı’yı Çarşambaya bağlayan 07-08 Nisan gecesi Berât Kandilidir. Bu vesile ile Berât Gecemizi tebrik eder, her iki cihanda kurtuluşa erenlerden olmamızı Yüce Mevla’dan niyaz ederim.

    Berât kelimesi, sıkıntıdan, borçtan, suç ve cezadan kurtulmak, beri olmak anlamına gelir. Berât Gecesinde, günahlardan, işlenen manevi suçlardan kurtuluşumuz için ibadet-taat, dua ve niyaz içerisinde en güzel bir şekilde değerlendirmeliyiz. Berat Gecesinde, Berat edenlerden olmamızı Yüce Mevlâ’dan niyaz ederim. Hayatımızın her dönemini kulluk görevimizin bilinciyle geçirmeliyiz. Sadece önemli gün ve gecelerde değil, her zaman ibadetlerimizi yapmalıyız. Berat Gecesinde, mağfirete ermek ve günahlardan temizlenmek için dua ve niyazlarımızı artırmalıyız. Yüce Allah (c.c.)’ın bu gecede, dili ve kalbi ile kendisine yönelenleri, kendisinden bağışlanmalarını isteyen Mü’minleri, affedeceğini, bağışlayacağını ümit ediyoruz. Yeter ki, Müslüman tam bir dil ve gönül bağı ile Allah (c.c.)’a yönelmiş olsun.

    Bu gece, her insanının mukadderatının tayin edildiği bir dönüm zamanıdır. Çok feyizli, bereketli olan Berât gecesini uyanık bir şekilde geçirmemiz tavsiye olunmuştur. Gecesini ibadetle ihya eder, gündüzde de Oruçlu olursak güzel olur. Rabbimizden, bağışlanma, helâlinden geniş rızık, hastalıklarımıza şifa ve başka ne gibi dileklerimiz varsa dualarımızla istemeliyiz. Önemli gün ve gecelerde diğer günlerden daha fazla bir şekilde farzlara ilave olarak, nafile ibadetlerle de Allah (c.c.)’a yalvarıp kurtuluşa ermek için çalışmalıyız.Kuran-ı Kerim okuyarak, namaz kılarak, dua ederek, Yüce Allah’ımızdan bağışlanmamızı dileyerek geceyi en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Aynı zamanda bu gece bir Muhasebe gecesidir. Bütün sene içinde işlenen sevap ve günahların muhasebesini yapmalıyız. Bunun için bu mübarek geceyi tövbe ve istiğfar, ibadet ve taât içinde geçirmek kazançlarının en iyisidir. 

    Bu Mübarek gecede; “Allah’ın azabından affına, gazabından rızana sığınıyorum. Senden yine sana iltica ediyorum. Şanın yücedir.” diye dua edilmelidir. Her zaman yardımcı olmak zorunda olduğumuz fakirlere, darda kalmışlara, kimsesiz yetimlere yardım elimizi bu müstesna günlerde daha çok uzatmalıyız.  

    Âyet-i Kerîme ve Hadis-i Şeriflerden öğrendiğimiz emirleri yapıp, yasaklananlardan da kaçınmak zorundayız. Müslüman şirk koşmamalı ve kul hakkına girmemelidir. İçki müptelası olup, terk etmeyenler, akraba ile irtibatı kesenler, ana babaya asi olanlar, bu yanlışları devam ettirdikleri sürece affa kavuşmayacaklar.

    Rabbimizin Rahmeti gazabını geçmiştir. Onun içindir ki; Rabbimizin Rızasını kazanacak ameller yapıp, mükâfatlandırılacaklardan olmak için çalışmalı, bu güzel fırsatları çok iyi değerlendirmeliyiz. Berât gecesini fırsat bilerek, Allah’ın emirlerine aykırı davranışlarımız terk edilmeli, pişman olup tövbe ederek, affedilmemiz için çalışmalıyız.

      Allah (c.c.), her birimize, hayatımızın her anını gereği gibi ihya edebilmeyi, yapılacak dualar hürmetine, bağışlanan, Berât eden Müslümanlardan olmayı nasip eylesin. Berât Gecesinin Âlem-i İslam’ın kurtuluşuna vesile olmasını Yüce Mevlâdan niyaz eder, sıhhat ve afiyetler dilerim.

     omerlutfiersoz@gmail.com

BAŞIMIZA GELEN MUSİBETLER KENDİ ELLERİMİZLE İŞİLEDİKLERİMİZ YÜZÜNDENDİR.



BAŞIMIZA GELEN MUSİBETLER KENDİ ELLERİMİZLE İŞİLEDİKLERİMİZ YÜZÜNDENDİR.

    Bu dünyaya imtihan için gönderilmiş bulunmaktayız. İmtihanda olduğumuzu, hiçbir zaman unutmamalıyız. Yaptığımız her işten sorumlu olduğumuz gibi yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da sorumlu olduğumuzu bilmeliyiz. İslâm’ın emrettiği bütün ibadetleri şuurlu olarak en güzel bir şekilde yaşamalıyız. Milletimizin, insanlığın huzur ve mutluluğa kavuşması için meşru ve helâl yollardan üretimimizi artırmak için daha çok çalışmalıyız. Helâl yollardan rızkımızı temin etmek için yaptığımız her meşru üretim için yaptığımız çalışmaların da bir ibadet olduğu hakikatini kavramalı, gelecek nesillerimize de kavratmalıyız. İnsanın yaratılıp dünyaya gönderilmesinin ana gayesi kulluk yapması içindir. Rol model Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in örnek hayatını çok iyi bilmeli, O’nun hak, batıl mücadelesini ne pahasına olursa olsun savunmalı ve yaşamalıyız.

   Âyet-i Kerîmelerde: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.” (Şûrâ Sûresi Âyet:30) Âyet-i Kerimede hitap edilenler, günahkâr Mü’minlerdir. Günahı olmayan Mü’minlerin başına gelen musibetlerin sebepleri ise onların sabretmeleri, ecirlerini arttırmaları içindir. “Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa ‘Bu Allah’tan’ derler; başlarına bir kötülük gelince de ‘Bu senden’ derler. ‘Hepsi Allah’tandır’ de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!” Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.” (Nisâ Sûresi Âyet:78-79)

Nisâ Sûresinin 78 ve 79. âyetleri ve bu minvaldeki âyet ve hadisler ile birlikte bütüncül değerlendirildiğinde, İslâm’ın hayır, şer, kaza ve kader mevzularındaki inanç ve düşüncesine ışık tuttuğu görülür. İnsanlar umumiyetle elde ettikleri başarı ve iyi neticeleri kendilerine (veya inananlar Allah’a) mal ederler. Felâket, kötülük ve başarısızlıkları ise yükleyecek birisini ararlar; kendilerini kınamak ve suçlamaktan kaçarlar. Halbuki her şeyi yaratan Allah’tır; her şey O’nun takdir ve kudreti ile var olur. Ancak Allah, hiçbir kimse için doğrudan doğruya felâkete, kötülüğe rıza göstermez; kulun işlediği her günah, suç işlemede, kötülükte bizzat kendi iradesi devreye girer ve Allah, kulu öyle istediği için, iradesini o yolda sarf ettiği için öyle yaratır. Şu halde kul kâsibdir; hak eder, murat eder, Allah hâlıktır; kulun iradesine göre yaratır. 

    Yaptığım izahattan konu çok net anlaşılmış olmakla birlikte teşbihte hata olmaz diyerek; öğretmen öğrenci örneği ile de bu hususa açıklık getirmeye çalışalım: Öğretmen, bütün öğrencilerinin başarılı olması için çalışır, gayret eder. Ancak yapılan dünya imtihanlarında bazı öğrenciler 100 (yüz)tam puan alıp başarılı olurlarken bazıları daha az başarılı, bazıları başarısız, hatta bazıları imtihanda boş kağıt vererek 0 (sıfır) alırlar. Notları şeklen yazan öğretmendir fakat notu hak eden öğrencinin kendisidir. Allah (c.c.) kullarının razı olduğu işleri yapmasını emredip istemesine rağmen,  inkar edip yanlış yollara gidenlere de istediklerini yaratmaktadır. Allah (c.c.) kullarının kötülük yapmasını istemez, ikaz eder, ancak bütün uyarılara rağmen yanlışı haramı işlemek isteyenlere de zor kullanmaz, imtihan ettiği için isteyene istediğini yaratır. İradesini iyiden, güzelden, hayırlıdan yana kullananları ödüllendirir, kötü, çirkin ve zararlı olanları isteyip uygulayanları da imtihanın sonunda cezalandırır. Aslında iyilikler Allah(c.c.)’ın bir ikramıdır. Başımıza gelen kötülükler ise kendi nefsimizden ve kendi ellerimizle yaptıklarımızın yüzündendir. Bununla birlikte Allah (c.c.) günahlarımızın çoğunun affeder.Yeter ki bizler Allah (c.c.)’a hakiki kul olalım, emirlerini yapıp yasaklarından kaçınalım, günahlarımızdan dolayı pişman olup Nasuh tövbe’ler 

edelim o zaman gerçek kurtuluşa ereriz.

    Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Bakara Sûresi âyet:216)

Tercihlerimizi her zaman iyiden, güzelden yana, hak ve hakikat merkezli yapmak zorundayız. Tercihlerimiz hak ve hakikat merkezli olduğu ölçüde, Rabbimiz, mutlaka yardımını gönderecektir. İmtihan edildiğimizi hiçbir zaman unutmadan, Allah (c.c.) ‘a gerçek anlamda kulluk yapmalıyız.  “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat Sûresi âyet:56) “O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”(Mülk Sûresi âyet:2)  buyrulmuştur.

   Başıboş bırakılmadığımız dünya hayatımızı; her zaman ahlâklı, dürüst olarak, İslâm’a uygun yaşamalıyız. Ölüm, korku, açlık, mal azlığı, fakirlik, musibet, belâ, hastalık ve benzeri hususlar birer imtihandır. Bunlar dünya hayatının ayrılmaz parçalarıdır, hiç kimse bunlardan birisine yakalanmaktan kurtulamaz.Eninde sonunda, erken veya geç herkes ölecektir. İnanan akıllı kişi, başına gelen olumsuzluklara sabrederek, sahip olduğu imkânlara, nimetlere de şükrederek imtihan için gönderildiği bu dünya hayatını en güzel şekilde İslâm’a uygun olarak yaşamalıdır. Gerçek kurtuluşa ancak İslâm’ı, hayatımıza bütün alanlarda uygulamakla kavuşabileceğimizi unutmamalıyız.  

    Bu dünya hayatına gönderilişimizin ana gayesi kulluktur. Bu dünya hayatında İmtihanda olduğumuzun Şuur ’unda olarak; ölmeden önce ölebilmeli, hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekerek yanlışlardan uzak durmalıyız. Kendimiz, ailemiz, sevdiklerimiz, Milletimiz ve bütün insanlık için faydalı olmak için çalışmalıyız. İslâm’a uygun bir hayat yaşayıp, bu dünya imtihanını kazanmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.  

    omerlutfiersoz@gmail.com

ŞÜPHE YOK Kİ, ZALİMLER KURTULUŞA EREMEZLER !

ŞÜPHE YOK Kİ, ZALİMLER KURTULUŞA EREMEZLER !

    

                 ŞÜPHE YOK Kİ, ZALİMLER KURTULUŞA EREMEZLER !

     Zulüm aslı itibari ile haddi aşmak ve bir şeyi olması gereken yerden farklı bir yere koymak anlamına gelmektedir. Adalet; her hak sahibine hakkını vermek olarak tanımlanmıştır. Zulüm, Adalet’in zıddıdır. Aynı kökten gelen Zulmet (Çoğulu Zulumât) aydınlığın ve nurun zıddıdır. Haksızlık, hakkı yerine koymama, baskı, şiddet, hak yeme, eziyet ve işkence gibi anlamlara da gelmektedir. Zulüm ıstılahta; adaletsizlik, düşmanlık, hakkı engellemek, gayri meşru bir şekilde değiştirmek, noksanlaştırmak suretiyle adaletten sapmak diye tanımlanmıştır.
      Zulüm, alimler tarafından üç ana konu başlığında ele alınmıştır. 1-İnsanın Allah’a karşı işlediği Zulüm. 2-İnsanların birbirlerine karşı işledikleri Zulüm. 3- İnsanın kendi nefsine karşı işlediği Zulüm. Allah’ın hükmü adalet, onun zıddı zulümdür. Zulüm yapanlara da, Zalim denir. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde; Allah (c.c.)’ın Zalimleri sevmediği açıkça haber verilmiştir. Ayetlerin ışığında Konuyu aydınlatmaya çalışacağım. Ayet-i Kerimelerde;
     “Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut’u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.”(Bakara Sûresi âyet:258)
   “İnkâr edip zulmedenleri Allah asla bağışlayacak değildir. Onları (başka) bir yola iletecek de değildir. Ancak orada ebedî kalmak üzere cehennem onları yoluna (iletecektir). Bu da Allah’a çok kolaydır.” (Nisa Sûresi âyet:168-169)
   “Yalan sözlerle Allah’a iftira edenden veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa ermezler!” “İşte böylece işledikleri günahlardan ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız.”“De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Yurdun (dünyanın) sonunun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar.”  (En’âm Sûresi âyet:21,129,135) “Cennet ehli cehennem ehline: Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbinizin size vadettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenir. «Evet!» derler. Ve aralarından bir çağrıcı, Allah’ın lâneti zalimlerin üzerine olsun! diye bağırır.” (Araf Sûresi âyet:44)“… Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Tevbe Sûresi âyet:109)
   “ Kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim olabilir? Onlar (kıyamet gününde)  Rablerine arz edilecekler, şahitler de: İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir, diyecekler. Bilin ki, Allah’ın lâneti zalimlerin üzerinedir!” “ (Ey Muhammed!)  İşte bu, (halkı helâk olmuş)  memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz; onlardan (bugüne kadar izleri)  kalan da vardır, biçilmiş ekin (gibi yok olan)  da vardır.” “Onlara biz zulmetmedik; fakat, onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap)  emri geldiğinde, Allah’ı bırakıp da taptıkları ilahları, onlara hiçbir şey sağlamadı, ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.”“Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını)  yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir). Şüphesiz onun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir!” (Hud Sûresi âyet:18,100-102) buyrulmuştur.
   “Eğer yerde ne varsa hepsi ve onunla birlikte bir misli daha o zulmedenlerin olsaydı, kıyamet gününde azabın fenalığından (kurtulmak için) elbette bunları fedâ ederlerdi. Halbuki (o gün) onlar için, Allah tarafından, hiç hesaba katmadıkları şeyler ortaya çıkmıştır.” (Zümer Sûresi âyet:47)  Zulmedenlerin karşılarına çıkacak olan şeyler, ilâhî gazap ve azaptır. Çünkü bunlara hiç ihtimal vermiyor ve hatırlarına bile getirmiyorlardı. “Zulümden sakınıp kaçınınız. Çünkü zulüm, kıyamet gününde zalime, zifiri karanlık olacaktır.”  Müslim, Birr 56
    Her zaman nefsimizle mücadele etmeli, bulunduğumuz görevlerimizde hiç kimseye zulmetmeyip adaletle iş yapmalı, Allah (c.c.)’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmalıyız.Kur’an-ı Kerim’i Önderimiz Hz,Muhammed (sas)’in örnekliğinde anlayıp yaşamalıyız. 
     Her zaman zalimlere karşı durarak, mazlumlardan yana tavır almak zorundayız. Zalimlere karşı duruşumuzu en somut anlamda gösterirken de, Zalimlerin yöntemlerine başvurup haddi aşmadan, kısas, hak, hukuk ve adalet merkezli mücadelemizi sürdürmeliyiz. Zalimlerin yöntemlerini aynen bizlerde uygulayacak olursak, sonucunda zalim değişir fakat zulümler değişmez. Her zalim’e, hukuk içerisinde hak ettiği ceza mutlaka verilmeli, cezalar uygulanırken bile adaletten vazgeçilmemelidir. Zulüm kimden gelirse gelsin, gücüne ve konumuna bakılmaksızın karşı konulmalıdır. Nice Zalim; Fravunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller gelip geçmişlerdir. Şu unutulmamalıdır ki, Zulüm ile abad olanın ahiri berbat olur.

   Mazlumların her birinin yüzleri gülecek,
    Zalimlerin saltanatına son verilecek.       
                               Ömer Lütfi ERSÖZ

    Rabbimiz, her birimize adaletli olmayı nasip eylesin. Zalim olmaktan, zulme uğramaktan da âlemlerin Rabbi, Allah (c.c.) sığınırız. Ancak bir defa zalim olmaktansa bin defa mazlum olmayı tercih ederiz. Rabbimiz,  Zalimlerin zulmüne son verip Mazlumların muzaffer olduğu günleri en yakın zamanda bizlere lütfeylesin . Dualarımızda varsınız, dualarınız da hatırlanmak ümidi ile sıhhat ve afiyetler dilerim. 

omerlutfiersoz@gmail.com