NİÇİN VE NASIL NAMAZ KILMALIYIZ?

              NİÇİN VE NASIL NAMAZ KILMALIYIZ ?

     Namaz; İslam’ın beş temel şartından biridir. Kelime-i Şahadetten sonra en önemlisidir. Kendi hür iradesi ile Kelime-i Şahadet getirip, Müslüman olan bir ferdin, kılmakla yükümlü olduğu, dinin direği hükmünde bir ibadettir. Bedenimiz için nasıl gerekli önlemi alıp, meşru ve helal gıdaları yiyip, su v.b. içeceklerle korunması ve beslenmesini sağlıyorsak, ruhumuzun da gıdası, beslenmesi ancak iman ve onun gereği olarak ibadetlerle mümkündür. Kısacası kulluk görevinin bilincinde olmak gerekir. Namaz Nedir? Namaz, Yüce Yaratıcının huzuruna çıkıp O’nun olduğumuzu göstermenin adıdır. Namaz huzura varış, huzura çıkış, huzurda duruş, huzurda doluş, huzurda huzura eriş ve huzurdan hayata geliştir. O’nunla söyleşinin, O’na ait oluşumuzun göstergesidir. Namaz dinin direğidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in gözünün nurudur, Mü’minin miracıdır, Müslüman’ın yolunu aydınlatan nurudur, kişi ile küfür arasındaki en büyük settir. Namaz, Mü’min olmanın gereği, İmanın pratiğidir.

     Elif gibi kıyamda duracaksın, dâl gibi rükûlara varacaksın, mîm gibi secdelere kapanacaksın ve âdem, adam olacaksın.Dinin direği olan namazı toplum olarak ayağa kaldırmalı, evde, iş yerinde, camide, arzda… Bunun için cemaat meşru olmuştur. Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan 27 (yirmi yedi) kat daha sevap oldu.Namazda cemaat bereketi demek; daha doğru, daha coşkulu, daha etkili namaz kılmak demektir.Namaz; huzurda duruşun göstergesi! 5 beş vakit. Ruhun gıdası, şarj ameliyesi, ruh dünyasının ayarlanması, nefs ve şeytanın çaresiz bırakılması demektir. NAMAZ: Hayatı kuşatan evrensel ibadettir. Kıbleye Yönelmek: Ka’be ile canlı bağlantı kurmaktır. Niyet : Gönlün huzur da duruşu.  Tekbir: Kibir ve istikbara hayır!  demektir. Kıyam: Allah (c.c.)’ın huzurunda esas duruş göstergesidir. Hazır ol vaziyeti ve kulluk tekmilidir. Emre amade oluşun ifadesi. Tahrime, O’ndan alıkoyan her şeyi haram kılma. Nefis eğitimi, Tekbirle Allah (c.c.)’a bağlanıyoruz. O’na kurban olmaya hazır olduğumuzu söylüyoruz. Kıraatle, O’nun söylemiyle O’nunla söyleşiyoruz. Ruku’ ve Secde ile yalnızca O’na boyun eğeceğimize söz veriyoruz! Namazı huşu’ ile kılacaksın, edeple oturacaksın, O’na her şeyini sunacaksın, yalnızca O’ndan isteyeceksin, O’nun Resulünü selamlayacaksın ve sonunda Miraç hediyen tahiyyatı alacaksın. O takdirde; O’ndan istemeye yüzün oldu, artık  duâ edebilir, isteyebilirsin.

     Âyet-i Kerimede: “(Resûlüm!) Sana vahye dilen kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebût Sûresi âyet:45) buyrulmuştur. Namaz, tekbirle başlar, selamla sona erer. Kılınan namaz, kılındığı yerde kalmaz. Hayata yansır. Namaz ruhuyla yaşamak gerekir. Namaz bizi istikamet çizgisinde tutmalıdır. Namazlarımız, iyilikleri emredip, kötülüklere de mani olmalıdır. Namaz da daim olmak ve namazın muhafızı olmak gerekir. Kısacası Namaz; hayatı yönetir. Aile sofrası, bütün fertler hazır olduğunda huzurlu, cennet, hep birlikte olunca en güzel olur. Onun içindirki ailecek namz kılınmalıdır.Namaz kılan, Rabbiyle gizlice konuşur. Namazda Rabbime bağlanır. “Namaz gözümün nurudur” ‘Ruku’ ve secde varlık halkasını Allah (c.c.)’ın kapısına vurmaktır. O kapının halkasını dövmek gerekir.
Âyet-i Kerîmelerde: “Onlar ki: Namazlarını sürekli kılarlar/aksatmazlar.” (Mearic Sûresi âyet:23) “Ailene namazı emret, kendin de namaz kılmada sebat et. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz besliyoruz. Sonuç takvâ sahiplerinindir.” (Tâ-hâ Sûresi âyet:132) “Onlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki, namazı zayi ettiler, şehvetlerine uydular. Onlar kötülük bulacaklardır.” (Meryem Sûresi âyet:59) “İkiyüzlü münafıklar, Allah’ı aldatmağa çalışırlar. Oysa O, onları aldatır. Namaza kalktıkları zaman da üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı pek az anarlar.” (Nisa Sûresi âyet:142) “Namaza çağırıldığınız zaman münafıklar onu eğlence ve oyun yerine koydular. Düşüncesiz bir topluluk oldukları için böyle yaptılar.”(Mâide Sûresi âyet:58) “Suçlulara sorulur: Sizi şu yakıcı ateşe ne sürükledi? Onlar da şöyle derler: “Biz namaz kılanlardan olmadık.” (Müddessir Sûresi âyet:41-43) “…Namaz Mü’minler üzerine vakitleri belli bir farzdır.” (Nisa Sûresi âyet:103)

     Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) hadis-i şeriflerinde: “Namaz dinin direğidir. Onu gereği gibi kılan dinini yapmış olur, onu terk eden de dinini yıkmış olur.” “Kişi ile küfür arasındaki engel namazdır.” “Namaz, benim gözümün nuru kılındı.”İslam’ın halkaları lime lime çözülecektir. İlk çözülen halka hüküm, son çözülen ise namaz olacaktır!“Namaza, aman namaza dikkat edin…!” buyurmuştur.

     Dini, namazla ikame etmek! Namaz dinin direğidir. Namazsız Müslümanlık eksiktir. Namaz beş öğün ruhun gıdasıdır, kulun Rabbin huzuruna çıkışıdır ve O’na içini döküş fırsatıdır. Tüm peygamberlerin hayatında namaz vardır. Peygamberimizin, peygamberliğinin ilk yıllarından itibaren namaz vardır. Namaz, Peygamberimizin gözünün nurudur. Peygamberimiz vefat ettiği son ana kadar namazlarını kılmıştır. Vefat ederken son sözleri de aman namaza dikkat edin olmuştur. Namaz, en zor şartlarda bile terk edilmemesi gereken bir ibadettir.Ezanla geldiğimiz şu dünyadan dua niyetiyle üzerimize kılınacak cenaze namazı ile göçüp gideceğiz.

     Niçin Namaz Kılarız/Kılmalıyız? O’na muhtaç olduğumuz için… O’nsuz olamayacağımız için… O’nun huzuruna çıkıp dolmaya ihtiyacımız olduğu için…O’nun huzurunda huzura erdiğimiz için… Bunca nimetlerine karşı O’na şükrümüzü göstermek için… O’nun huzuruna çıkıp içimizi O’na dökebilmek için… O’nunla iletişim kurup konuşabilmek için… O’nun yardımına müstahak olabilmek için… Hayata namazla hazırlanmak için… Elbette Allah için!    Namaz kılanlar, layıkıyla namaz kılıp kılmadıklarını, arada sırada kılanlar, beynamazlar kısacası herkes kendini sorgulasınlar!

     İnsan Niçin Namaz Kılmaz? İnsanımız namazın önemi hakkında yeterli bilgiye sahip değil. Namazın günlük hayatımızı manen ve maddeten programlayan bir ibadet olduğunu bilmiyor. Namazla ilgili bilgileri, onu eyleme dönüştürecek seviye ve güçte değil. Yani namazın farziyyetine iman konusunda problemleri var. Namaz ibadetinden çok daha önemli işleri (!) var, Namaza vakit ayıramayacak kadar yoğun.(!) Namaz ibadetini bir angarya olarak görüyor ve nefsine ağır geliyor. Sonra kılarım, büyüyünce kılarım gibi bir çok gerekçeleri var. (!)

     Yüce Allah’ın “Doğrusu namaz, Mü’minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir ibadettir” uyarısına ve beş vakit namazı belirleyen Peygamber uygulamasına rağmen; namaz vakitlerini belirleme konusunda kişinin kendisini yetkin görüp cumadan cumaya yahut keyfi yetince namaz kılması da pek çok insan için önemli bir sorundur. Çoklarının namazı düzenli kılacağı bir aile, iş ve arkadaş ortamı yoktur. Peki, namaz kılınacak bir ortamın oluşması için çaba sarf ediyor muyuz?

     Rabbimiz, her birimize gerçek anlamda İman etmeyi, imanımızın gereği Salih amelleri işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, bütün ibadetleri yapmayı nasip eylesin. Haydi, bugünden itibaren şuurlu bir şekilde gözümüzün nuru namazı kılalım. Namazla dirilelim, ailemize, çocuklarımıza ve çevremize iyi bir örnek olalım. Haydin namaza! Namazla kalın, namazı ikame edin, namazda kalın, namazlı olun ve namazla dolun!  İki cihanda kurtuluşa erenlerden olmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.      

     omerlutfiersoz@gmail.com

ALLAH (C.C.)’IN RIZASINI KAZANMAK İÇİN ÇALIŞMALIYIZ

ALLAH (C.C.)’IN RIZASINI KAZANMAK İÇİN ÇALIŞMALIYIZ

     İnanan bir Mü’minin ana gayesi, davası Allah (c.c.)’a kulluk, rol model Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e ümmet olmak en büyük derdi olmalıdır.Müslüman yaratılmış bütün mahlûkâta şefkat göstermelidir.En öncede eşref-i mahlûkat olan insana, herkese ve her şeye şefkat gösterilmelidir.

     Rabbimizin lütfu, ikramı olarak; güneşin ışığını, ısısını herkese ve her şeye verdiği gibi bizlerde bütün insanlığın kurtuluşu için gayret etmeliyiz. Kimin derdi varsa elimizden geldiği kadar çözüm üretmek, yardımcı olmak için çalışmalıyız.Önce akrabamızdan, yakın komşularımızdan başlayıp bütün insanlığın yardımına koşmalıyız.Bu hususta Allah (c.c.)’ın rızasını kazanmak için çalışmak önceliğimiz olmak zorundadır.Hiç kimseden hiçbir dünyevi beklenti içine girmeden iyiliklerimizi artıracağız.Kardeşlerimizin derdi mi var; koşacağız, yardım edeceğiz.İşi mi var; halledeceğiz. İhtiyacı mı var; o ihtiyacı gidereceğiz. Düğünü mü var katılacağız. Cenazesi mi var en önce biz katılacağız.Bazen bir ihtiyaç sahibinin karnını doyuracağız, bazen yolda kalmış birine yardım edip gitmek istediği yere göndereceğiz, bazen bir yetimin başını okşayacağız. Bize hiç gelmese bile gelmeyene gidecek onun sıkıntılarını da gidermeye çalışacağız.Her zaman düzenli olarak ellerimizi açıp beraberce dualar yapacağız.Hiç bir şey yapamasak bile ağlayan biriyle beraber olup bizde ağlayacağız.Biliyoruz ki güzellikler paylaşıldıkça çoğalır,üzüntülerde paylaşıldıkça azalır. İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydası dokunandır emri gereği her zaman iyiliklerimizi artırmak için çalışmalıyız. İnsanlarımıza o kadar yardımcı olmalıyız ki, ya kardeşim sen onunla ortak mısın ki bu kadar yardımcı oluyorsun desinler. Varsın yaptığınız iyilikleri ortakmışsınız gibi değerlendirsinler.

     Allah (c.c.)’ın rızasına giden yollar içinde en kestirme olanlardan biriside insanların yararına faydasına olacak hizmetler üretmektir. Bir annenin kayıp evladını  aradığı gibi hizmet edeceğimiz insanları arayıp bulacağız. Her yaptığımız hayırlı, bereketli bütün işleri ibadet aşkıyla “Allah rızası için” yapmalıyız. Yaptığımız ve yapacağımız hizmetlerde ne kadar çok samimi içten “Allah razı olsun” denilirse o denli koşturmamız artırılmalıdır.Allah (c.c.)’ın rızasını kazananlar çok büyük ikramlara mazhar olurlar.Bu dünyanın geçici hevesleri, cazibesi hiç birimizi kandırmamalı, özden uzaklaştırmamalıdır. Kardeşlerimizin dertleri ile dertleneceğiz.Başkasının derdinden biz hüzünleneceğiz.Başkalarının derdiyle uğraşmaktan kendi derdimize vakit bulamayacağız. Birde bakacağız ki bizim dertlerimizde kolayca çözülüvermiş. Allah (c.c.)’ın rızasını kazanıp ölürsek, ölümden sonrası içinde günahlarımızın bağışlanıp cennetlerde ikramlara gark olup güzelliklere, nimetlere nail olacağımız hususunda müjdeler bulunmaktadır. Allah (c.c.)’ın rızasını gözetip iş yapanlar, rızaya mazhar olurlar.

     Bütün işlerimizde Allah (c.c.)’ın rızasını kazanmak için çalışmalıyız. Allah ‘ın rızası için yapılmayan hiçbir ibadetin kabul olabileceğini düşünmek, söylemek mümkün değildir. Allah rızası için yapılmayan hiç bir ibadet kabul olmaz. Bütün ibadetlerimizi Allah rızası için yaparak, dünyevi ve uhrevi gerçek huzur ve kurtuluşa erişebiliriz. Namaz, Oruç gibi bedeni, Zekât, Sadaka gibi mali, Hac gibi hem bedeni ve hem de mali ibadetlerimizi, Allah (c.c.)’ın rızasını kazanmak için yaparsak sevaba nail oluruz. Gösteriş ve riya amaçlı yapılan ibadetlerin, hiçbir faydası olmayacağı gibi, kişinin günaha girmesi de kaçınılmaz olacaktır.Haramlardan da Allah emrettiği için uzak durmalıyız.

     Allah (c.c.) için sevip, Allah için buğzetmek, Müslümanın en önemli ölçüsüdür. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), her konuda olduğu gibi bu hususta da en güzel örnek olmuştur. Bize düşen görev Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e tabi olmaktır. Sevdiklerimizi sırf Allah (c.c.) Rızası için sevmek, düşmanlık ettiklerimize de sırf Allah (c.c.) Rızası için düşmanlık etmekle mükellefiz. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde: “İbadetlerin en kıymetlisi, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlıktır.” (Ebu Davud)  buyurmuştur.

     Âyet-i Kerimelerde: “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!” (Bakara Sûresi âyet:177)  “İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah’ın rızasını almak için kendini feda eder. Allah da kullarına şefkatlidir.” (Bakara Suresi âyet:207)  “Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.”   

( Maide Sûresi âyet:16)

     “Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak (Allah yolunda) harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.” ( Ra’d Sûresi âyet:22)

     Gerçek anlamda iyilik, Allah(c.c.)’ın emrettiklerini yapıp, yasak ettiklerinden kaçınmaktır. Allah (c.c.)’ın rızasını gözeterek, İman edip, gereklerini yapmakla emrolunduk. İman edip, imanımızın gereği Salih amelleri işlemek, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, başımıza gelen hastalıklara, sıkıntılara sabır göstermek zorundayız. İyilik, güzellik, doğruluk gibi vasıflarla mücehhez olup, kötü, çirkin ve zararlı şeylerden de sakınırsak, muttakilerden olmamız kaçınılmaz olur.

     Her işimizde, sevgide de, buğz da da Allah(c.c.)’ın rızasını gözeterek, güzel ahlâk sahibi olarak yaşayanlardan olmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim.  

omerlutfiersoz@gmail.com

MEVLİD-İ NEBÎ

MEVLİD-İ NEBÎ

     Peygamberimizin Hz. Muhammed (s.a.s.) 20 Nisan (12 Rebiul Evvel) 571 yılında Mekke de dünyaya gelmiştir. Doğumu vesilesiyle her zaman olduğu gibi O’nu yeniden anmanın hazzını ve şerefini yaşamaktayız. Malumunuz 08 Kasım Cuma günü mübarek Mevlîd Kandilidir. Mükemmel canlı örnek, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), kameri ay hesabına göre dünyayı şereflendirdiği gün itibariyle anmalar, hatırlamalar, kutlamalar yapılacaktır.  Muhammedül Emin Alemlere Rahmet Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin  rol model örnek  hayatını öğrenerek hayatımızı  her zaman O’nun gösterdiği doğrultuda yaşamalıyız.

       Âyet-i Kerîmelerde:   “(Resûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ Sûresi âyet:107)”  “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed Sûresi âyet:33) “(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Ali İmran Sûresi âyet:31 “Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” “Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nûr saçan bir kandil (Rehber) olarak ( gönderdik).”(Ahzâb Sûresi âtyet:45-46) “Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler,  şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (Nisâ Sûresi âyet:69) “Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab Sûresi âyet:21) buyurulmuştur.

     Hz. Peygamber’in, Allah’ın hoşnutluğunu kazandıracak davranışlarda bulunmak isteyenler için mükemmel ve canlı bir örnek, en büyük fazilet numunesidir. Resûlullah’ın hedefi; tahkiki sağlam bir iman ve Tevhid merkezli amelî kaideler öğretip, bu kaideleri kendi uygulamaları ile göstermektir. Hayatımızın her döneminde Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’i örnek alarak tabii olmalıyız. Kuran ve Sünnete uygun hayat yaşamalıyız. Kısacası; Allah ve Resulünün emirlerini yapıp, yasaklarından kaçınmalıyız. Kuran’ı Kerimi en iyi anlayan ve yorumlayan kişi muhakkak ki Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) dir. O, kendi nefsinden, heva ve hevesinden konuşmaz, vahiyle konuşurdu. Hakkında Vahiy olmayan hususlarda istişarelerde bulunur, şahsi görüşlerini ifade eder, çıkan sonucu uygulardı. Son dönemlerde bize Kuran yeter diyerek Sünnete düşman olan, Sünnet’i devre dışı bırakmaya çalışan zavallılar türedi. Kuranı Kerimde beş vakit namazdan bahsedilmekte olup, kaç rekat ve nasıl kılınacağını ise Sünnet’ten öğrenmekteyiz. Sünnet’i devre dışı bıraktığınızda namaz, zekât, hac gibi en önemli bir çok ibadeti bile yerine getirme imkânından Müslümanları mahrum bırakırsınız. Buna hiç kimsenin hakkı da yetkisi de yoktur. Tabiri caizse Kuran-ı Kerim İslam’ın anayasasıdır. Sünnette yasaları hükmündedir. Peygamber ve Sünnet düşmanlığı da asla yapılmamalıdır.

      Öncelikle Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatı ile ilgili eserleri kendimiz okuduğumuz gibi evlatlarımıza, yakınlarımıza da okutup, O’nun rol model örnek hayatını tam ve doğru olarak öğrenip, O’na uygun bir hayat yaşamalıyız. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) bir günlüğüne de olsa evimize misafir gelse, ne yaparız acaba hiç düşündük mü? Evimize gelmesine çok sevinip, mutlu olmakla beraber, sıkıntıya gireceğimizde aşikârdır. İbadet ve taâtimiz ile her günkü yaklaşımımız içinde, aynen diğer günlerde yaptığımız alışkanlıkları, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in yanında devam ettirebilir miyiz? Elbette ettiremeyiz. Âlemlere nur, huzur ve sürur getiren o yüce önderimiz, Hz. Muhammed (s.a.s.) ile beraber olduğumuz anda saatlerce televizyon karşısında diziden diziye geçip izleyebilir miyiz? İbadetlerimizi bu birliktelik anında terk edebilir miyiz? Bu soruları çoğaltmak mümkündür. Bize düşen, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in her birimizin evine her gün misafir gelmiş gibi düşünüp, yaşayışımıza, söz, eylem ve davranışımıza her an, her zaman dikkat etmek olmalıdır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimiz, sözüyle, özüyle bizlere en güzel rol model örnek olmuş büyük bir şahsiyettir. Çocukluk döneminde bile dürüstlük, güvenilirlik ve olması gereken tüm olumlu vasıflara sahip olmuştur. Müşrikler tarafından bile “Muhammed-ül Emin” olarak anılmıştır. Dost, düşman herkes O’nun bu güzel özelliklerle dopdolu olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.

     Dünya hayatı ahire tin tarlasıdır. Dünya hayatında ne ekersek, ahi rette onu bulacağız. Bu dünya hayatında iyiliklerle dolu bir hayat yaşayanların gerçek âlemde cezaya çarptırılmaları mümkün değildir. Mü’min olarak yaşayanlar, gerçek anlamda nimetlere kavuşacaklardır. İslâm’a uygun olmayan bir hayat yaşayanlarda yaptıkları yanlışların bedelini ceza olarak göreceklerdir. Mahşerde, hesap günü mahcup olmak istemiyorsak, hayatımızı Kuran ve Sünnete uygun yaşamalıyız. Ailemizi ve evlatlarımızı her türlü kötülüklerden uzak tutmalıyız. Sözler Peygamberimiz (s.a.s.)’ i anmaktan ve övmekten acizdir. Bizler, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’den bahsederek O’nu övmüş olmuyoruz. O zaten Allah (c.c.) tarafından övülmüştür. Sözlerimize O’nun ismini katarak,  Allah (c.c.)’ın Rızasına ulaşmak istiyoruz.

     Hayatımızı, Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)’i örnek alarak yaşarsak, bir günlüğüne de olsa ziyaretimize geldiğinde hiçbir mahcubiyet duymadan, büyük bir mutlulukla en güzel şekilde Misafir edebiliriz. Her birimizin bu güzelliğe erişmesi, duası ve niyazı ile sıhhat ve afiyetler dilerim.

omerlutfiersoz@gmail.com

DUÂ; MÜ’MİN İÇİN EN BÜYÜK İLAÇTIR

                      DUÂ; MÜ’MİN İÇİN EN BÜYÜK İLAÇTIR

     Duâ etmek ibadettir ve Mü’min için en büyük ilaçtır.Fiili ve kavli dua etmenin önemi çok büyüktür. Üzerimize düşen görevlerimizi yapmadan sadece sözlü olarak dua etmek yeterli değildir. Hem fiili, hem de kavli olarak duâlarımız samimi, ihlaslı olarak yapılmalıdır.

     Duanın kabulü için, duanın şartlarına sebeplerine, erkânlarına uyarak samimi bir şekilde Allah (c. c.)’tan istenmelidir. Günahlar duanın kabulüne engel olmaktadır. O’nun içindir ki, Nasuh bir tövbe ve istiğfardan sonrası dua yapılması  esastır.

     Âyeti kerimelerde: “(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkârcılar! Size Resûl’ün bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı bırakmayacaktır!” (Furkan Sûresi âyet:77) “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.”  (Araf Sûresi âyet: 55) “(Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hâkimleri kılan mı? Allah’tan başka bir ilâh mı var! Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz!” (Neml Sûresi âyet:62)

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min Sûresi âyet:60)

“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.” (Bakara Sûresi âyet:186) buyurulmuştur.

      Allah’ın istediği iman ve itaattir. Allah, iman edip itaat edenlerin dualarını kabul edeceğini vaat etmiştir. Gerçek manada iman edip Allah’a kulluk edenlerin duası kabul olunur. Peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.s.) hadisi şeriflerinde: “Duâ etmek ibâdettir.” “Kader, tedbîr ile sakınmakla değişmez. Fakat kabûl olan duâ, o belâ gelirken korur.”   buyurmuştur. Duâ ile bela def edilebilir ve belaya karşı menfaat verir. Kalkanın Ok’a ve atılana, siper olması gibi samimi bir şekilde yapılan duada belaya siper olur.

    Duanın kabulü için abdestli olarak,  temiz bir lisan ile verilen sadakalardan sonra haram şeyleri istemeyip, helâl ve meşru olan şeyleri Rabbimizden istemek en güzelidir. Gizli yapılan dua daha hayırlıdır. Müslüman, Hulusi kalp ile içinden gelerek dil dökerek Allah(c.c.)’tan ihtiyaçlarının karşılanmasını talep etmelidir. Dualarımız kabul olmuyor diye düşünmemeliyiz. Samimi olarak yapılan dua mutlaka kabul olunur. Bazen istediğimiz şeylere sahip olmak aleyhimize, sahip olmamak lehimize olabilir. Hayır, gibi gördüğümüz bazı hususlar şer, şer gibi gördüklerimiz hayır olabilir. Rabbimizin verdiklerini de vermediklerini de bu açıdan değerlendirmek zorundayız. Dua her zaman yapılması gereken bir ibadettir. Beş vakit farz namazdan sonra, Cuma saatinde yani eşref saatinde, ezan ile kamet arasında, secdede, gafiller arasında, yalnızken, kısacası sıkıntılı anımızdan önce, sıkıntılı halimizde, uygun olan her yer ve zamanda duayı sürekli olarak yapmalıyız. Ana-babanın evladı hakkında, mazlumun zalim hakkında, oruçlunun, âlimin, ilim öğrenenin, hacının, misafirin, tövbe edenin, hastanın, iyi huylunun, yetimin duaları makbuldür.

     Haram lokma, zulüm, fuhşiyyat, ana babaya itaatsizlik, Mü’mine dargınlık, dedikodu ve diğer büyük günahlar, duanın makbul olmamasının ana sebepleridir. Dualarımızın makbul olması için haramlardan kaçınmalıyız. Dualarımızın gerçek anlamda makbul olması için hem fiili, hem de kavli yapılmalıdır. Mesela: Bir öğrenci başarılı olmak için derslerine düzenli çalışması fiili, sınavlarında başarılı olması için bir baş ağrısı, bir sıkıntı yaşamadan bildiklerini yazabilme imkânının lütfu için de kavli, yani sözlü dua ile mümkün olabileceği bilinmelidir. Çalışmadan gerekenleri yapmadan başarı elde edilemez.

     Musibetlerin, belaların, kulların duaları ile defolacağı ve ibadet-taat, çalışmakla kabul olacağı bilinen İslami bir gerçektir. Müslüman, sebeplerin yaratılması ve isteklerin hâsıl olması için dua etmek mecburiyetindedir. Bu dünya ya gönderilişimizin bir gayesi vardır. İmtihan için gönderildik. Hayatımızın her döneminde, İmanlı olarak yaşayıp, haramlardan kaçınarak helaller dairesinde, emredilenleri yaparak, ahlâklı, dürüst kişilik sahibi Mü’minler olmamız, Rabbimizin emrettiği hususlardır.

     Her birimiz, her an Nefs Muhasebemizi yapmalıyız. Ölmeden önce ölebilmeli, hayatın bir İmtihan olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Rabbimizden hakkımızda hayırlı olacakları istemeliyiz. Rabbimiz, gönlümüzde olanları hakkımızda hayırlı, hakkımızda hayırlı olacakları da gönlümüze razı eyle diyerek özlü ve güzel dualar yapmalıyız. Başımıza ne gelirse gelsin sabır ve metanetle karşılayıp imtihanda başarılı olmalıyız. Nefis Muhasebesini her zaman yapmalı, nefsâni istek ve arzulara boyun eğmemeliyiz.

     Bu dünya hayatına gönderilişimizin ana gayesi kulluktur. Bu dünya hayatında İmtihanda olduğumuzun Şuur ’unda olmalı, kendimiz, ailemiz, sevdiklerimiz ve bütün insanlık için faydalı olmak için çalışmalıyız. İslâm’a uygun bir hayat yaşayıp, iyiliklerimizi artırmalıyız. Bu dünya imtihanını kazanmak için fiili ve kavli dualar yapmalıyız.

     Allah (c.c.), her birimize gereği gibi ibadetleri yaparak duaları kabul olmuş amel-i salih kullarından olmayı lütfeylesin. Sıhhat ve afiyetler dilerim.    

omerlutfiersoz@gmail.com

UYANAN DEVİ, MİLLETİMİZİ HİÇ BİR BEŞERİ GÜÇ DURDURAMAYACAKTIR

UYANAN DEVİ, MİLLETİMİZİ HİÇ BİR BEŞERİ GÜÇ DURDURAMAYACAKTIR

     Güzel ülke Türkiye’mizin yönetimi liyakat sahibi emin ellere geçince her alanda seferberlik başlatılmış üretimin artırılması konusunda çok önemli mesafeler alınmıştır. Savunma sanayi konusunda kendi yerli üretim imkânlarımız yüzde yirmilerden, yüzde yetmişlere çıkarılarak büyük bir başarıya imza atılmıştır. Bu başarımızdan dolayı ülkemize uygulanan silah ambargolarının işe yaramadığı çok net görülmektedir. Anadolu topraklarında; çok ünlü yöneticiler, komutanlar, âlimler, bilginler, filozoflar, şairler, mutasavvıflar, musikişinaslar ve diğer güzel sanatların üstatları yetişmişlerdir. Anadolu kurumsal devlet hafızamızın başlangıcı, hükmedilen değil hükmeden, güçlü coğrafyası ve tarihi ile medeniyetimizin mihenk taşlarından biri olmuştur. Bugünde Başkomutanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Liderliğinde ülkemizin bekâsı, mazlum ve mağdurların adalet merkezli muzaffer olmaları için hem sahada hem de masada çok başarılı çalışmalar yürütülmektedir. Uyanan devi, milletimizi hiçbir beşeri güç durduramayacaktır.

     Ülkemiz; kendi sınır güvenliğini kimseden izin almadan sağlar ve gerekenleri dün yaptığı gibi bugünde yapmıştır. Fırat’ın doğusuna başlatılan #BarisPinariHarekati ile bölge teröristlerden temizlenmeye başlayınca bizleri her yönden yok etmekle tehdit edenler bütün taleplerimizi kabul etmek zorunda kalmışlardır. Yapılan anlaşma gereği yüz yirmi saatlik zaman diliminde şartlara uyulmadığı takdirde plânlarımızı aynen uygulamaya devam edeceğiz. Fırat’ın doğusu teröristlerden tam olarak temizlenip güvenli hale getirildikten sonra ülkemizde misafir ettiğimiz muhacir Suriyeli kardeşlerimizin de büyük bir bölümünün ülkelerine dönmeleri sağlanacaktır. Suriye ve bölgedeki birçok ülkeyi de içine alan topraklarda kurulması düşünülen Siyonist bir devlete de asla izin verilmeyecektir. Dünyanın en güçlü Ordusuna sahip, daha da önemlisi ölmeye hazır olanların ölmek istemeyenlere karşı başarısı kaçınılmazdır.

     Güzel Ülke Türkiye’miz üzerinde, içeriden ve dışarıdan hainlerin oynadıkları çirkin oyunları gören aklıselim insanlarımız büyük bir çoğunlukla kenetlenerek, birlik ve beraberliğimizi sağlamlaştırarak, terör belasından kurtulmak için yedi düvele karşı mücadele etmekteyiz. Millet olarak, ülkemiz içinde ve dışında operasyon yapan askerimize, polisimize fiili ve kavli olarak elimizden gelen desteği mutlaka sağlamalıyız. Birlik ve beraberlik içinde mücadele ettiğimiz sürece, düşmanlarımız kaybetmeye mahkûmdurlar. Allah (c. c.), inananların yardımcısıdır. Türkiye’mizi, vatanımızı, bayrağımızı seven, milletimiz ’in güzel insanları, korkmadan, büyük bir cesaretle saflarını belli ederek, 15  Temmuz akşamı cuntacılara karşı gelerek, ülkemizi işgal girişimlerine izin vermeyip bir destan yazıp milli iradeye sahip çıkıp bütün oyunları bozduğu gibi bundan sonrada bize dayatılan bütün oyunları bozacak güce sahiptir ve bozmaya da başlamıştır. Rabbimizin lütfu ile birliğimizi muhafaza ettiğimiz sürece Türkiye’miz gücüne güç katacak, şanlı tarihimizde olduğu gibi milletimiz dünyayı adaletle yönetecektir.

     Vatanımızın her karış toprağında gözü olan bütün hain ve zalimlerle dün olduğu gibi bugün de mücadele etmekteyiz. Müslüman Türk Milleti; teröristlere tarihin her döneminde karşı durmuş, haçlı ziynetini her daim durdurmuş,  bugünde düşmanlarını yenecek güce sahiptir. Düşmanlarımız, Çanakkale de sahip oldukları güçlerine rağmen hezimete uğramaktan kurtulamadıkları gibi bugün de aynı akıbete uğrayacakları aşikârdır. Biz Müslümanların ölüleri şehittir ve cennette nimetler içerisindedirler. Kâfirlerin ölüleri leştir ve cehennemde aşağılıklar olarak kızgın alevler içinde yaptıklarının karşılığı cezalarını gerçek anlamda çekeceklerdir.

     Din, vatan, bayrak, ezan v. b.  bütün kutsal değerlerimiz uğruna yıllardır yaptığımız haklı mücadelemiz sonuç vermiş, Anadolu, Milletimizin vazgeçilmezi olmuştur. Gerek içeriden ve de gerekse dışarıdan hainlik edenler, yedi düvel, zulümlerinde birleşmişlerdir ama dün olduğu gibi bugünde asla emellerine ulaşamayacaklardır. Milletimiz, bütün zalimlere en güzel cevabı vermektedir. İslâm düşmanı iç ve dış hainler, geçtiğimiz yüz yıl da bütün zalimlerle birlikte seferber olup, II. Abdülhamit Han cennet mekân, güzel insana karşı, her türlü hainlikleri yaptıkları gibi bugünde ihanetin her türlüsü, şer odakları tarafından sergilenmekte, güçlenen güzel ülkemiz Türkiye’yi bölüp parçalamak istemektedirler. Yakın tarihimizin o dönemlerinde yapılmak istenenlerle bugünlerde yapılmak istenenler aynı şeylerdir. Zerre kadar aklı, imanı, irfanı olan insanımızın bu oynanan oyunlara alet olmadığı gibi, bozmak için mücadele etmesi gerekmektedir. Güzel ülke Türkiye’miz üzerinde oynanmak istenen,  iç ve dış hainlerin planlarına karşı, kararlılıkla birlik ve beraberlik içinde karşı koymalıyız. Güzel ülkemiz Türkiye’mizin askeri, polisi, bütün fertleri, içerideki- dışarıdaki bütün terör örgütleri ve dost görünümlü düşmanlarla mücadele etmektedir.

     Birlik ve beraberlik ruhuna sahip olduğumuz sürece, düşmanlar ne kadar çok olursa olsun uyanan devi, milletimizi hiçbir beşeri güç durduramayacak, emellerine ulaşamayacaklardır. Ülkemiz üzerinde oynanan hain plânlar ne ilktir, ne de son olacaktır. Hak ve batıl mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir. Batıla’a karşı Hak’kın safında mücadele edenlere selam olsun.

 omerlutfiersoz@gmail.com

İMAM-HATİP OKULLARININ ÜLKEMİZE KAZANDIRDIKLARI


İMAM-HATİP OKULLARININ ÜLKEMİZE KAZANDIRDIKLARI

     Öncelikle bütün okullarımızın ve öğrencilerimizin çok önemli olduğunu, geleceğimizin teminatı gençlerimizi hem müspet, hem de dini ilimler ile mücehhez yetiştirmemiz gerektiğini belirtmek isterim. Milletimize dinimiz İslâm’ı en doğru şekilde anlatacak bilgili donanımlı İmam-Hatip nesli lokomotiflik görevini yerine getirmektedir.

     Türkiye’mizin maddi ve manevi alanda güzelleşmesine bütün okullarımızdan mezun olan evlâtlarımız katkı sağlamaktadırlar. İmam-Hatip Okullarından mezun olan evlâtlarımız müspet bilim ile birlikte dini ilimleri, Kur’an ve sünnet ’in hükümlerini doğru bir şekilde öğrendikleri için toplumumuza çok güzel öncülük etmişlerdir. Girdikleri sınavlardaki başarıları da aşikârdır. Dini istismar ederek yanlışa sevk etmeye çalışan FETÖ ve benzeri hainlerin tuzaklarını İmam-Hatip nesli boşa çıkarmak için öncülük etmiş, milletimizin yanlıştan korunmasında çok önemli gayretleri, hizmetleri olmuştur.

     Konya İmam-Hatip Lisesinden 1979-1980 eğitim-öğretim yılında mezun olmuş bir kardeşiniz olarak, bu güzide okullarımız da, Vatanımızı, Milletimizi, Ezanımızı, Bayrağımızı, bütün kutsal değerlerimizi sevip gerektiğinde hiç tereddüt etmeden şehadete gidebileceğimiz öğretilmiştir. Ayrıca, öğrenilen bilgilerin davranışlara dönüşmesi ile önderlik edip örnek olmuşlar, bilgili, donanımlı, dürüst, ahlâklı olup, manevi ve maddi yönden başarılı olmamız için çok çalışmamız gerektiğini de kavratmışlardır. İmam-Hatipler; sadece din adamı yetiştirmek için değil, her meslek alanında İmanlı, ahlâklı, işinin ehli kişilik sahibi nesilleri yetiştirip milletimizin bütün yönleri ile ayağa kalkmasını hedeflemiştir.

     Kişiler hangi meslekleri seçerlerse seçsinler, mutlaka ama mutlaka dini eğitim almalıdırlar. İbadet yapabilecek kadar dini bilgilere, Askerinde, İş adamının da, Savcının da kısacası herkesin ihtiyacı vardır. Allah (c.c.), korkusundan yoksun olanların, her türlü kötülüğü, caniliği, hainliği yapması kaçınılmaz bir sonuçtur.  Ergenlik döneminden önce dini eğitimi doğru bir şekilde verilen gençlerin yanlış yapmayacağı, ifrat ve tefritten sakınarak daima itidalli olacakları,  tarihsel süreçten çok net anlaşılmaktadır. İmam Hatip Okullarında; hem dini, hem de müspet ilimleri öğrenen, cefakâr Anadolu insanı, bin bir fedakârlıkla okuyup bu güzel ilim, irfan yuvalarından mezun olmuşlar, güzel milletimizin hür ve bağımsız olması için yoğun çalışmışlar, sonucunda da başarılı olmuşlardır. Bu güzel okullarımızdan mezun olan birçok kardeşimiz;  “Cumhurbaşkanı,  Bakan, Milletvekili, Gazeteci-Yazar, İş Adamı, Profesör, Din Adamı, Öğretmen, Doktor, Hâkim, Savcı, Kaymakam, Vali” v. b. görevlerde bulunmaktadırlar. 

     Atasözümüzde güzelce ifade edildiği gibi; “Ağaç yaş iken eğilir.” Bu gerçekten hareketle, çocuklarımıza, hem kendimiz, hem de okullarda dinimiz İslâm ile ilgili bilgileri öğretmemiz, güzel ahlâk sahibi olmaları için çalışmamız vazgeçemeyeceğimiz öncelikli özelliklerimizdendir. Okullarımızda öğretilen ve öğretilecek olan değerlerimiz ile ilgili çok özlü güzel bilgiler sebebiyle, evlâtlarımız yaşamları süresince, istikametlerinin doğru ve düzgün olmasına yarayıp, yön vereceğini de unutmamamız gerekmektedir. Gençlerimize, milli, manevi ve ahlaki değerlerimize bağlı kalacakları, bununla beraber teknolojiden faydalanabilmelerine de imkânları da sağlanmaktadır. Evlâtlarımızın çok iyi eğitim almaları için uğraştığımız gibi, dürüst, ahlâklı olarak yetiştirmeye gerçek anlamda özen göstermeliyiz. Her türlü kötülükle mücadele etmeliyiz. Alkol, Uyuşturucu, Sigara, Fuhuş v. b. olumsuzluklardan evlatlarımızı uzak tutarak sorumlu kişiler olarak aydınlık yarınlara en güzel şekilde hazırlamalıyız.

     Gençlerimize öz güvenlerini vermeli, tarihimizin derinliklerinde kalan, birçok buluşa imza atan ecdadımız gibi, yarınlarda da çok değerli icatlara sahip olacak, güzel ahlâk sahibi Asım’ın Neslini yetiştirmek için çalışmalıyız. Arzu ettiğimiz şekilde nesilleri yetiştirmeye çalışırken, gençlerimizi zararlı alışkanlıklardan, kötü tavır ve davranışlardan, eğitim ve öğretim yoluyla uzaklaştırmalıyız. Her birimiz çok güzel rol model örnekler olmak zorundayız. Sözümüzle davranışımız uyumlu olmalı, kutsal değerlerimize aykırılık olmamalıdır. Milletimizin, değerlerimize uygun yetiştirilip şuur merkezli dirilişi için maddi ve manevi yönden destek veren bütün kardeşlerimizden Rabbimiz ebeden razı olsun.

     Gençlerimizi sevgi, saygı, birlik beraberlik ve kardeşlik duyguları ile dopdolu bir şekilde yarınlara hazırlamalıyız. Karanlığı, aydınlığın yok ettiği gibi, bizler de kötü, çirkin ve zararlı olan davranışlardan evlâtlarımızı kurtarmalı, onlarında geleceğe çok güzel rol model olmalarını sağlamalıyız. Aydınlık yarınlara huzur, güven ve mutlulukla varmalıyız. Bu konuda da her birimize çok büyük görevler düşmektedir. İstiklâl Marşımızın Şairi Merhum Mehmet Akif Ersoy bu hususu çok güzel dile getirmiştir:

     Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek;

     İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.             

     İmam-Hatip neslinin, Milletimize öncülük, önderlik ederek daha nice asırlara damgasını vurması duâsı ile her birinize sevgi, saygı ve selamlarımısunar, heriki cihanda kurtuluşa erenlerden olmamızı YüceMevla’danniyazederim. İmam-Hatip okullarına geçmişten günümüze hizmet edip emeği emeği geçen herkese en kalb-i şükranlarımı sunar, hayatta olan büyüklerimizin ellerinden muhabbetle öper, vefat eden kardeşlerimize de Allah (c.c.)’dan rahmet diliyorum. Mekânları cennet olsun. Sıhhat ve âfiyetler dilerim.    

omerlutfiersoz@gmail.com

FIRAT’IN DOĞUSUNA HAREKAT YAPILACAK, TERÖRİSTLERE HESAP SORULACAK

 FIRAT’IN DOĞUSUNA HAREKAT YAPILACAK, TERÖRİSTLERE HESAP SORULACAK

     Güzel ülke Türkiye’mizin çok değerli insanları! Ülkemize yapılan her türlü saldırıları; evangelist, siyonist emperyalist, hiç bir zaman bizi sevmeyen, dinlerine girmediğimiz sürece de sevmeyecek olan bilinçli hareket eden düşmanlarımız tarafından yapılmaktadır. Türkiye’mizi,  vatanımızı, bayrağımızı, ezanımızı  seven, milletimiz ’in güzel insanları, korkmadan, büyük bir cesaretle saflarını belli ederek, cuntacıların Ülkemizi işgal girişimine karşı gelerek bir destan yazıp milli iradeye sahip çıkıp sonucunda içerideki teröristleri yok ettiği gibi bundan sonrada öncelikle Fırat’ın doğusuna harekât yapılacak, kukla olarak kullanılan teröristlerin hepsine hesap sorulup kazdıkları çukurlara gömüleceklerdir. Artık davranışımız değişmiştir, teröristler neredeyse Türkiye o hainleri bulundukları yerde yok edecektir.

     Yeryüzünde cereyan eden bütün olumsuzlukların Müslümanların aleyhine olduğunu hepimiz görebiliyoruz. Dünya’nın birçok yerinde yapılan zulüm, işkence, vahşet, kan, gözyaşı vb. olumsuzlukların hemen hemen büyük çoğunluğu Müslümanların yaşadıkları coğrafyalarda, Müslümanlara reva görülmektedir. Bu yaşanan olumsuzlukları görmemek için kör, duymamak için sağır ve anlamamak içinse akılsız olmak lâzım gelmektedir. Her birimiz elimizden gelen maddi ve manevi unsurlarımızı seferber ederek, güzelim ülkemiz Türkiye’miz üzerinde oynanmak istenen oyunun olumsuzluklarını gidermek için çalışmalıyız. Kesinlikle fitne ve fesattan uzak durarak, birliğimizi, dirliğimizi korumak zorundayız. Birlik ve beraberliği koruduğumuz sürece başarılı olmamız kaçınılmaz olacaktır. Güçlü bir Türkiye; bütün mazlumların muzaffer olmasını sağlamak demektir. Müslümanlara, dünyanın zalimleri hayat hakkı tanımamakta, öldürmekte, sürgün etmekte, yakıp, yıkmakta ve soykırım uygulamaktadırlar.Suriye, Irak, Myanmar Arakan, Doğu Türkistan, Mısır, Filistin, Pakistan, Keşmir, Afganistan, Libya, Yemen ve benzeri ülkelerde zalimlerin yaptıklarını görüyoruz. Dünyanın sessizliğine rağmen, bütün zalimlere karşı koyan, mazlumlara kucak açıp destekleyen Milletimiz olmuştur. Türkiye’mizi de karıştırarak kardeşi kardeşe düşman etmek isteyen iç ve dış hainlere karşı birlik ve beraberliğimizi, dün olduğu gibi bu günlerde de koruduğumuz sürece Rabbimizin yardımı ile zafer bizlerin olacaktır.

     Zulüm kimden gelirse gelsin, gücüne ve konumuna bakılmaksızın karşı konulmalıdır. Nice Zalim; Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller gelip geçmişlerdir. Şu unutulmamalıdır ki, Zulüm ile abat olanın ahiri berbat olur. Müslümanlara karşı oynanan çirkin oyunları gören aklıselim sahibi olan herkes, Zalimlere, hainlere karşı kenetlenerek, birlik ve beraberlik içinde mücadele etmelidir. Birlik ve beraberlik ruhuna sahip olanların gerçek anlamda kurtuluşa ermeleri, tefrika belasına düşenlerin de yok olup gitmeye mahkûm oldukları bilinen tarihi gerçeklerdir. Bu dünya hayatına imtihan edilmek üzere gönderilmiş bulunmaktayız. Hayatımızın her döneminde bu gerçeği bilerek yaşamamız gerekmektedir. Hem dünyevi ve hem de uhrevi konularda bize düşen, çok çalışmak ve sorumluluklarımızı yerine getirmek olmalıdır. Bizler tercihlerimizi iyiden, güzelden yana yapmak durumundayız. Tercihlerimiz hak ve hakikat merkezli olduğu ölçüde, Rabbimizin yardımının geleceği aşikârdır.

     Ülkemiz; kendi sınır güvenliğini kimseden izin almadan sağlar ve gerekenleri dün yaptığı gibi bugünde yapar. İnanıyorum ki çok yakın bir zamanda; Fırat’ın doğusuna harekât yapılacak, teröristlerin her birine hesap sorulacaktır. Yapılacak harekât sonrası Ülkemize misafir ettiğimiz muhacir Suriyeli kardeşlerimizin de Ülkelerine dönmeleri sağlanacaktır. Suriye ve bölgedeki birçok Ülkeyi de içine alan topraklarda kurulması düşünülen Siyonist bir devlete de asla izin verilmeyecektir. Dünyanın en güçlü Ordusuna sahip, daha da önemlisi Ölmeye hazır olanların ölmek istemeyenlere karşı başarısı kaçınılmazdır. Bizler İnandığımız değerler uğruna mücadele ederken ölürsek şehit, sağ kalırsak bağımsız bir şekilde Vatanımızda yaşamaya devam ederiz. Her iki halde de biz kârlıyız. Kâfirler topluluğu ise ölümden korkmakta, hep maşa olarak kurdukları terör örgütleri ile saldırmaktadır. Hem teröristleri, hem de onları destekleyen ağababalarını Rabbimizin yardımı ile yenecek güçteyiz. Kısacası bizler seferden sorumluyuz. Başarı ve zafer Rabbimizden bir ikram ve bir lütuftur. Bu günlerde Ülkemiz üzerinde oynanan oyunları çokça görsek de, yaşanan olumsuzluklar, yeni bir doğumun müjdecisidir. Tam ve bağımsız bir ülke olarak dünyada yeniden adaleti temin ve tesis ederek, hakkın, adaletin hâkim olmasını sağlayacağız. Unutmayınız gecenin en karanlık olduğu an, şafağa en yakın olduğu zamandır. Zulüm ve haksızlıkların arttığı bu dönemde hakkın hâkim kılınıp, adaletin tesis edilmesi için sefere çıkmak zorundayız. Rabbimiz, çıkacağımız bütün seferlerimizi, zaferlerle sonuçlandırsın.

     Fırat’ın doğusuna harekât başlayacak,

     Zalimlerin her birine hesap sorulacak.     Ömer Lütfi ERSÖZ

     Müslümanlar kendi aralarında merhametli; kâfire, teröriste ve zalimlere karşı çetin olmalıdırlar. Bütün terör örgütlerini kurup besleyen hainlere laf etmeyip Ülkemizin ve bütün mazlumların umudunu zayıflatıp yok etmek üzere uğraşanlar, kesinlikle haindirler. Rabbimiz, İslam için mücadele eden, sefere çıkacak Ordumuza zaferler nasip eylesin. Rabbimiz, İçimizdeki beyinsizlere fırsat vermesin.

     Allah (c.c.)’ın yardımı, lütfu, milletimizin irfanı ile büyük bir oyun dün bozulmuş, yarınlarda da bozulacaktır. Türkiye’mize, milletimize, vatanımıza, ezanımıza, bayrağımıza, mukaddesatımıza, bütün kutsal değerlerimize ihanet eden haydutların zalimliklerine son vermek için mücadele ederek her alanda zafere ulaşan Mü’minlerden olmamız duası ile sıhhat ve afiyetler dilerim. 

omerlutfiersoz@gmail.com

SİGARA İLE MÜCADELENİN SON AŞAMASI

SİGARA İLE MÜCADELENİN SON AŞAMASI

    Sigara ile mücadelenin ilk adımı 4207 sayılı yasa ile toplu taşıt araçlarında ve bazı mekânlarda içilmesi yasaklanarak başlamıştı. Son yıllardaki yeni düzenlemeler ile tüm kapalı alanlar ile özel araçlar içerisinde de sigara içilmesi yasak kapsamına alınmıştır. Sigara ile çok kapsamlı mücadele deki tavizsiz uygulamaların öncelikle sigara içmeyenlere ve akabinde de sigarayı her yerde içemeyen azaltan, hatta bırakanlara da büyük yararı olmuştur. Ümit ediyorum ki yakın gelecekte sigara ile mücadelenin son aşaması devreye konulmalı, ozon tabakasının korunup, temiz havanın kirletilmemesine yönelik önlemler alınmalıdır. Sigaraya para veren verdiği paranın gereklerinden sadece kendisi bütün yönleri ile faydalanmalı sızdırmazlık belgeli kabinler yapılarak sigaranın oralarda içilmesine izin verilip başka hiçbir yerde sigara içilmesine izin verilmemelidir. Her birimize verilen can emanetimizi gerçek anlamda muhafaza etmek için bu çalışmalar yapılmaktadır. Sigara ile çok etkili bir mücadele sergileyen başta Cumhur Başkanımız sayın recep Tayyip ERDOĞAN olmak üzere destek veren emeği geçen herkese kalb-i şükranlarımı sunarım.

    Sigaranın insan sağlığına maddi ve manevi yönden vermiş olduğu zararları içenler dâhil herkes bilmesine rağmen, aynı yanlışa devam edilmesi düşündürücüdür.  Sigaranın içerisinde dört bin çeşit zehir bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır;  boya sökücü Aseton,  böcek öldürücü Nikotin, roket yakıtı Metorol, otomobillerin egzozlarından çıkan zehirli gaz Karbon Monoksit, kanser yapıcı Piren, Dibenzakridin, Tolvidin, akü yapımında kullanılan Kadmiyum, gaz odalarında öldürücü olarak kullanılan Hidrojen Siyanür, temizlik maddesi Amonyak, endüstride çözücü olarak kullanılan  Telven, fare zehri Arsenik, haşarat öldürücü DDT, çakmak gazı Bütan, Fenol, Naftalin v.b.dir. Ülkemizde sigara ile mücadeleden önce yirmi beş milyon kişinin sigara içtiğini yirmi milyon kişinin de duman altı olup, pasifken aktif hale geçtiği bilinen gerçeklerdendi. Ancak sigara ile bilinçli bir şekilde yapılan mücadele sonrası birçok kişinin sigarayı bıraktığı veya bırakma niyetinde olduğunu çevremizden öğrenmekteyiz. Hiç sigara içmediği halde duman altı olup pasifken aktif hale gelenlerde büyük oranda korunmuş oldular. Bu durum gerçekten sevindiricidir. Son günlerde de yoğun bir şekilde sigara ve zararları tartışılmaktadır. Ülkemizin genç nüfusunu çok iyi koruyup, sigara, içki, kumar, uyuşturucu, esrar, bali  v.b. olumsuzluklardan bilgi ve birikimlerini arttırarak, bizler de iyi örnek olarak uzak tutmalıyız. Bu konuda ebeveynlere, öğretmenlere, din adamlarına, doktorlara, basın mensuplarına, siyasetçilere çok büyük görevler düşmektedir.

     İçilen sigaraların beden ve ruhsal tahribatı inkâr edilmez bir gerçektir. Ayrıca, maddi olarak da büyük meblağlara ulaşan kayıplar söz konusudur. Örnek olarak ortalama bir paket 15 TL, ayda 450 TL, yılda 5.400 TL olup, yaklaşık 25 milyon insanımız içiyor ve çarpıldığında yıllık toplam tutar 135.000.000.000 Milyar TL (135 katrilyon TL.) dir. Ben şimdi soruyorum, Sıfırları atıldıktan sonraki meblağ 135 Milyar TL (Eski rakamla 135 katrilyon TL)’ye neler alınır, neler yapılır? Hiç düşündünüz mü? Ayrıca, sigaranın zararlarından dolayı oluşan sağlık harcamaları bu rakamlara dâhil değildir.

     Milli Eğitimde yöneticilik yaptığım yıllardaki bir hatıramı siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Bir gün öğle yemeğine çok sevdiğim savcı, hâkim ve doktor arkadaşlarımız beni davet ettiler. Davetlerine icabet ettim. Bu arada hâkim bey pahalı sigaradan peş peşe içiyordu, ben kendisine şöyle bir teklifte bulundum.  Hâkim bey 25 sene hâkim olarak görev yapıyorsunuz, emekli olsanız ne kadar ikramiye alacaksınız?  Doksanlı yıllarda 3-4 milyar TL.( Bu dönem de de takriben 175.000 TL ) Ben size iki tane emekli ikramiyesi alabileceğiniz bir imkân söylesem kabul eder misiniz? Dedim. Tabi ki seve seve ederim dedi. Bende; O zaman iyi dinleyin, siz günlük kaç paket sigara içiyorsunuz dedim. En pahalı olandan iki paket dedi.  Şimdi takriben 20 TLx2 paket= 40 TL günlük, 40×30=1200 TL aylık, 1200×12=14.400 TL yıllık gideriniz olur. 25 yıllık devlet memurluğunuz boyunca 14.400 TLx25=360.000 TL eder. Sadece memurluk döneminizde içmezseniz buyurun size nerdeyse iki tane emekli ikramiyesinden daha fazla maddi kaynak diyerek devam ettim. Ayrıca bu hesapta gelecek zamlar, enflasyon farkı vs. de yoktur. Bir de sigaranın zararlarından dolayı uğradığınız rahatsızlıklar, bundan kaynaklanan doktor paraları, ilaç paraları, yaktığınız elbiseler, eşyalar v. b. giderlerde hesapta yok dedim. Hakikaten çok önemli meblağlar! Ben bu kadarını hiç düşünmemiştim dedi. Bunun üzerine ben; Neyse bu anlattıklarımın pek önemi yok, parayı siz kazanıyorsunuz, istediğiniz gibi de harcamaya yetkiniz var. Ben şimdi daha önemli bir hususu belirteceğim dedim. Hâkim bey; bu anlattıklarınızdan daha önemlisi ne olabilir ki dedi. Ben de dedim ki; Hâkim bey, sizlerin savunma gücü yüksek, ben şimdiden Mahkeme-i Kübra’ya sunulmak üzere bir dava dilekçesi yazdım. Bu dilekçemde; siz sigara içerek bizleri pasif halden aktif konuma getirdiğiniz için, kul hakkına giriyorsunuz, ben de kusura bakmayın ama ya günahlarımı size yükler, ya da sevaplarınızdan hisseme düşeni alırım, deyince; gerçekten yapar mısınız? İşte şimdi hapı yuttuk dedi. Para boyutunu da unuttu…

      Ayrıca, hâkim Bey’e ve diğer arkadaşlara yaşanmış bir hadiseyi anlattım. Geçmişte bir  aile reisi sigara içiyormuş, eşi bundan rahatsız olduğunu ve sigarayı bırakmasını istemiş, beyi sigarayı bırakmayınca kadıncağız; “O zaman,  evin ihtiyaçlarından başka, sigaraya günlük verdiğin para kadar bana fazladan para verirsen belki rıza gösterebilirim” deyince, adam çaresiz içtiği sigara bedeli kadar parayı eşine fazladan vermiş,  aradan 3-5 yıl geçtikten sonra, adama 3-5.000 TL para lazım olmuş. Bir senet ödemesi olduğundan, anne, baba, evlat, kardeş, arkadaş v.b. herkesle görüşmesine rağmen, parayı bulamamış, üzgün ve süzgün bir vaziyette evine gelmiş. Evinde düşünceli ve kaygılı otururken eşi, o güne kadar sigara karşılığı alıp biriktirdiği paraları münasip bir kabın içine koyup odaya getirmiş ve bu paraları yakmaya çalışınca, adam o paraları görünce çok sevinmiş. “Dur yakma! Deli misin para yakılır mı?” demiş. Bunun üzerine eşi; “Bey! Hani zevkler ve renkler tartışılmazdı. Sen kendin zevkine bu kadar parayı sigaraya vererek yaktın, yok ettin. Müsaade et! Bu para benim değil mi? Ben de bu şekilde yakmaktan hoşlanıyorum.” deyince, adam; “Haklısın, bu günden itibaren sigarayı bırakıyorum. Şu paralarla da borcumuzu ödeyelim.” diyerek, iyi bir ders sonucu aile mutlu sonuca kavuşmuş dedim. Eğer günün birinde sigarayı bırakmayı düşünürseniz çok önemli başka bilgiler vereceğim. Bırakıyorum dediğiniz zaman gelin, diğer söyleyeceklerimi anlatayım diyerek konuşmamı bitirdim. Hiç sigara içmemiş bir kardeşiniz olarak bu konudaki sözlerimin çok tesirli olduğunu huzurumda bırakma sözü veren yüz ’ün üzerindeki kardeşimizi kutluyorum.  Bu vesile ile sigarayı bırakmak isteyenlere de açıkça çağrı yapıyorum. Evet, alışkanlıklar kolay terkedilmez ama vazgeçilmez değildir. Kişi kendisi için istediğini Mü’min kardeşi içinde istemek durumundadır. Bizler, zararı kesin olan sigaradan ve bütün kötülüklerden uzak durulmasını arzu ediyoruz. Hamdolsun bugüne kadar hiç sigara içmemiş ve sigaraya hiç para vermemiş bir kardeşiniz olarak diyorum ki; sigarayı kesinlikle bırakabilirsiniz, yeter ki iradenize sahip olun. 

     Hem maddi, hem manevi zararları çok olan sigara, dinimizce de olumlu görülmemiş, “Haramdır” diyen müçtehit imamları yanında, en olumlu bakan müçtehitler bile “Tahrimen Mekruhtur.( Harama yakındır.)” demişlerdir. Haydi! Bu günden itibaren bu israfa ve zarara dur! Diyelim. Herkese sağlık, mutluluk, sıhhat ve afiyetler dilerim. 

     omerlutfiersoz@gmail.com

HARAMLARDAN UZAK DURUP HELÂLLER DAİRESİNDE YAŞAMALIYIZ

HARAMLARDAN UZAK DURUP HELÂLLER DAİRESİNDE YAŞAMALIYIZ

     Dinimiz İslâm’a göre; haramlardan uzak durup helâller dairesinde yaşamamız emredilmiştir. İslâm; içki, kumar, zina, rüşvet, faiz, haksız yere adam öldürmek, domuz eti yemek, yalan, gıybet, iftira gibi hususları haram kılmıştır. Helâller dairesi çok geniştir. İslâm içkiyi haram kılarken su, süt, salep, çay, kahve ve enva-i çeşit meyvelerin sularını içmemizi helâl kılmıştır. Yasaklanan sadece içinde alkol bulunan içeceklerdir. Haksız kazancın kaynağı faiz haram, ticaret ise helâl kılınmıştır. Gayri meşru birliktelikler yani zina haram, evlilik ise emredilmiş ve helâl kılınmıştır. Domuz eti ile birlikte yırtıcı ve binek hayvanlarının yenilmesi haram, birçok kuş eti, kuzu, koyun, keçi gibi küçükbaş ve deve, inek gibi büyük baş hayvanlar helâl kılınmıştır.  Rüşvet haram, alın teri ile elde edilen kazanç helâl ve kutsal sayılmıştır. Bu örnekler çoğaltılabilir. Yani İslâm; yararlı ve faydalı olan hiçbir şeyi haram, zararlı olanları da helâl kılmamıştır.

     Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker “İyiliği emretmek ve kötülükten men etmek, sakındırmak” anlamına gelmektedir. Emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil-münker; İslâm davetinin, tebliğinin temelini teşkil eden, dini, ahlâki ve hukuki bir tabirdir. İslâm’ın, iyi, doğru, güzel kabul ettiği hususlara Ma’ruf, kötü, çirkin, yanlış kabul ettiği hususlara da Münker denilir. İyilik ve kötülük kavramlarının ölçüsü Kur’an ve Sünnet’tir. Allah (c.c.) ve Resulü Efendimiz Hz. Muhammed(s.a.s.)’in iyi dedikleri iyi, kötü dedikleri de kötüdür. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerîm’de: “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran Sûresi âyet:104) “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız…” (Ali İmran Sûresi âyet:110)

    Müfessirler, Ali İmran 104. âyet emri uyarınca, Müslümanlar içinde, iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan bir içtimaî kontrol müessesesinin bulunmasının farz olduğunu belirtmişler; ancak, bu görevi üstlenen kişilerde, görevin iyi ve hakkaniyete uygun olarak yerine getirilmesini mümkün kılacak bazı şartların bulunması gerektiğine de işaret etmişlerdir. İyiliği emredip, kötülükten sakındırmak görevini hiçbir Müslüman yapmazsa, farz-ı ayn olan görevi yapmamalarından dolayı bütün Müslümanlar sorumludurlar. Her birimiz öncelikle kendimizden sorumluyuz. Ancak ferdin sadece kendini ıslah etmesi ve kendisi ile meşgul olması yeterli değildir. Her fert ailesinden, yakınlarından ve aynı zamanda toplumun ıslahından da sorumludur. Yapılan yanlışlıklar karşısında, ehil olan kişilerin ikazları ve insanları kötülüklerden sakındırıp vazgeçirmeye çalışmaları dini bir görevdir.

     Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) hadis-i şeriflerinde: “İçinizden her kim bir münker ; (yani kötülük) görürse onu eliyle önlesin. Buna gücü yetmeyen diliyle ona karşı çıksın. Bunu da yapamayan kalben buğzedip kötülüğe öfke duysun ki, artık bu İman’ın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman,78; Tirmizi, Fiten,11) “Hiç kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir.”( Buhâri, Büyû, 15 ) “Haram lokma ile beslenip büyüyen bir insan ateşe daha layıktır” (Tirmizî, Cum’a, 79)  buyurmaktadır.

     Çok önemli ve kutsal olan tebliğ görevini ehil kişilerin, cebir, şiddet, güç, baskı ve zorlama olmaksızın, yumuşak, tatlı ve güzel sözler söyleyerek, iyiliği emredip, kötülükten sakındırma hususunda İslâm’ın emir ve yasaklarına riayet edilerek yapılması gerekir. Sosyal hayatın düzeni, gerçeklerin duyurulması ve yanlışların düzeltilmesi esasına bağlıdır. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in tebliğ metodu örnek alınmalıdır. İslâm ile insan arasındaki bütün engellerin gerçek anlamda kaldırıldığı bir dünya da yaşamayı hedeflemek en büyük arzumuz olmalıdır.

     Haramlardan kaçınıp helâl kazanç ve helâl lokma peşinde koşmanın önemi, değeri çok büyüktür. Yapacağımız bütün ibadetlerin makbul olmasının en temel ve vazgeçilmez ana şartı alın teri ile helâl yoldan kazanılan, helâl lokmadır.  Müslüman; hayatının her döneminde dünyevi konularda durumu kendinden daha aşağıda olanlara bakıp şükrünü artırmalı, uhrevi konularda da kendisinden daha iyi olanlara bakıp, nefis muhasebesi yapıp, ibadetlerini, iyiliklerini artırmalı, helâlinden kazanıp helâlinden yemeli, haramlardan kesinlikle kaçınmalıdır. Âyet-i Kerîmelerde:“Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yiyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.”“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin, eğer siz yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin.” (Bakara Sûresi âyet:168,172) “Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.” (Mü’minun Sûresi âyet:51) buyrulmaktadır.    

     Her zaman haramlardan uzak durup helâller dairesinde yaşamalıyız. Helâl ve bereketli rızıklar peşinden koşup, haramlardan uzak durarak güzel ahlâk sahibi Mü’minlerden olmayı Rabbimiz, her birimize nasip eylesin. Sıhhat ve âfiyetler dilerim. 

omerlutfiersoz@gmail.com

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI HAYIRLARA VESİLE OLSUN

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI HAYIRLARA VESİLE OLSUN

     Eğitim- Öğretim ’in önemini her birimiz en iyi şekilde bilmekteyiz. Bir milletin ilerlemesinde maddi ve manevi güzelliklere sahip olmasındaki en etkili gücün eğitim-öğretinden geçtiği aşikârdır. İyi niyetli olarak çalışıp bilgiye sahip olanların başarılı olmaları kaçınılmaz bir sonuçtur. Eğitim ve öğretim, bir milletin ilerlemesinde ve cehaletin giderilmesinde en etkin yöntemdir.

     Gençlerimize, milli, manevi ve ahlaki değerlerimize bağlı kalacakları, bununla beraber teknolojinin yararlı özelliklerinden de faydalanabilme imkânlarının sunulduğu çok güzel ortamlar hazırlanmış, hazırlanmaya da devam edilmektedir. Gerek okulda, gerekse okul dışında internetten bilgiye kolay bir şekilde ulaşılmaktadır. Öğrencilerimizin teknolojinin başında saatlerce kalması birçok sakıncayı da beraberinde getirebilmektedir. Teknolojiden faydalanma imkânları, kontrol altında, belirli sürelerle sınırlı olarak en verimli şekilde amacına uygun sunulmalıdır.

      Öğrencilerimizin çok iyi eğitim almaları için uğraştığımız gibi, dürüst, ahlâklı olarak yetiştirmeye, gerçek anlamda özen göstermeliyiz. Her türlü kötülükle mücadele etmeliyiz. Alkol, Uyuşturucu, Sigara, Fuhuş v.b. olumsuzluklardan evlatlarımızı uzak tutarak sorumlu kişiler olarak aydınlık yarınlara en güzel şekilde hazırlamalıyız.

     Gençlerimize öz güvenlerini vermeli, tarihimizin derinliklerinde kalan, birçok buluşa imza atan ecdadımız gibi, yarınlarda da çok değerli icatlara sahip olacak nesilleri yetiştirmeliyiz. Bu anlamda öz güvenlerini kazandırmalıyız. Arzu ettiğimiz şekilde nesilleri yetiştirmeye çalışırken, gençlerimizi zararlı alışkanlıklardan, kötü tavır ve davranışlardan, eğitim ve öğretim yoluyla uzaklaştırmalıyız.

     Gençlerimizi sevgi, saygı, hoşgörü, birlik beraberlik ve kardeşlik duyguları ile dopdolu bir şekilde yarınlara hazırlamalıyız. Karanlığı, aydınlığın yok ettiği gibi, bizler de kötü, çirkin ve zararlı olan davranışlardan öğrencilerimizi kurtarmalı, yarınların altın neslini, Âsım’ın Nesillerini yetiştirmeliyiz. Aydınlık yarınlara huzur, güven ve mutlulukla varmalıyız. Bu konularda en büyük görev anne-babalara ve Öğretmenlere düşmektedir.

     Sevgili genç kardeşlerimiz; sizler aklınızı kimselere kiralamayın. Kutsal değerlerimizin değerini ana kaynaklardan ehil kişilerden öğrenerek hayatınızı güzel ahlâk sahibi olarak yaşayın. Karanlık güç odaklarına karşı, bilgili, donanımlı olarak, Kur’an ve Sünnetten beslenerek, İrfanınızın, İmanınızın bir gereği olarak karşı durun. Birlik be beraberlik ruhunu daima koruyun.

       Değerli, Öğretmenler, veliler ve anne-babalar; evlâtlarımızı kirli emelleri için kullanmak isteyen şer odaklarından koruyup fırsat vermeyelim. Evlâtlarımızın kimlerle arkadaşlık kurduğunu, nereleri gittiğini takip edelim. Yavrularımızla ilgilenip zaman geçirelim. Bizler ihmal edersek, bizim bıraktığımız boşluğu değerlerimize düşman hainler doldurmak için çalışacaklardır. Kesinlikle geleceğimizin teminatı evlâtlarımızı kendimiz sahip çıkarak yetiştirmeliyiz. Çocuklarımız, her birimiz için çok değerlidirler. Eğitim ve Öğretimin temelini oluşturan üçlü sacayağını bir bütün ebeveynler, öğretmenler ve veliler olarak, evlâtlarımızla ilgilenip zaman geçirelim ve çok değerli olduklarını hissettirelim.

     

İlk ve Orta Öğretim Kurumlarımızda 2019-2020 eğitim-öğretim yılı 09 Eylül 2019 Pazartesi günü başlamıştır. Üniversitelerimizde de eğitim- öğretime önümüzdeki haftalarda başlanılacaktır.  Eğitim-Öğretim yılı; öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve velilerimize hayırlı olsun. Bu vesile ile bütün öğretmen, öğrenci ve velilerimize sıhhat ve âfiyet içinde başarılar dilerim. Bilgili, donanımlı değerlerimizin şuurunda güzel ahlâk sahibi altın nesli, Âsım’ın Neslini yetiştirmeye çalışan eğitimcilerimize selam olsun.

     omerlutfiersoz@gmail.com